Bazen bir kenti anlamak için uzun uzun raporlar okumaya, araştırmalar yapmaya gerek yoktur. O kentte yaşayan bir insanın birkaç cümlesi, size her şeyi anlatabilir. Geçtiğimiz günlerde, Bergama’da Belediye Başkanı Prof. Dr. Tanju Çelik ile gerçekleştirdiğimiz röportaj sırasında vatandaşlara da mikrofon uzattık. 55–60 yaşlarında bir kadın şöyle dedi: ‘Bergama’ya birçok turist gelip gidiyor ama buradan alışveriş yapmıyorlar, yeterince tanıtım yok.’ Ama biz çok şanslıyız, bir profesör belediye başkanımız var, bu kentin markası bizim için.
Bu sözler hem bir sitemi hem de dikkat çekici bir güveni içinde barındırıyor. Aslında Bergama’nın bugün çözmesi gereken en önemli meselelerden biri tam da burada başlıyor. UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan, binlerce yıllık tarihi ve kültürel zenginliğiyle dünyanın dikkatini çekebilecek bir kentten söz ediyoruz. Ancak turistin Bergama’ya gelmesi tek başına yeterli değil. Önemli olan, gelen turistin kentte daha fazla zaman geçirmesi, esnaftan alışveriş yapması, yerel üreticiyle buluşması ve Bergama ekonomisine katkı sağlaması. Çünkü turizm, yalnızca ziyaretçi sayısıyla ölçülmez. Bir kentin insanına ne kazandırdığıyla anlam kazanır. Bergama’nın geleceğini konuşurken belediyenin mali tablosunu da göz ardı etmemek gerekiyor.
Göreve yaklaşık 700 milyon liralık borç yüküyle başladıklarını belirten Başkan Çelik, yaptığı açıklamada bu borcun tamamını kapattıklarını ifade etti. Üstelik belediyeye ait tarla veya mülk satmadan borçları ödediklerini söyledi. Bu tablo, Bergama’nın geleceğine yönelik projeler kadar belediyenin mali yönetiminin de kent gündeminde önemli bir yer tuttuğunu gösteriyor.
Röportajımızda Selinos Deresi Projesi’nden, tarihî yapıların yeniden kent yaşamına kazandırılmasına, Kent Belleği Müzesi’nden kitap kafe çalışmalarına, tarımdan üretime kadar pek çok konuyu konuştuk. Bergama’nın geleceği için tarihî mirasın korunması kadar, bu mirasın ekonomik ve sosyal hayata kazandırılması da büyük önem taşıyor. Köylere ve üreticiye verilen destekler, gençlere yönelik projeler ve kentin kültürel etkinlikleri de bu bütünün önemli parçaları. Bana göre Bergama’nın en büyük avantajı, geçmişiyle geleceği aynı potada buluşturabilecek bir potansiyele sahip olmasıdır. Ancak bunun için tanıtımın daha güçlü yapılması, turizm hareketliliğinin esnafa ve yerel üreticiye yansıması gerekiyor.
Röportaj sırasında karşılaştığımız o kadının sözleri ise bütün bu tartışmaların arasında akılda kalıyor: ‘Bu kentin markası bizim için.’ Bir belediye başkanının akademik unvanı, bir kentin tarihî zenginliği ya da hayata geçirilen projeler elbette önemli. Fakat asıl başarı, vatandaşın yaşadığı kente ve geleceğine umutla bakabilmesidir. Çünkü kentleri marka yapan yalnızca taşları, tarihî yapıları ve meydanları değildir. Kentleri marka yapan, orada yaşayan insanların aidiyeti, esnafın kazancı, gençlerin umudu ve geleceğe duyulan güvendir. Bergama’nın ihtiyacı da tam olarak budur: tarihinden güç alan, turizmden kazanan, üreticisini destekleyen ve kendi insanına değer katan bir kent anlayışı. 700 milyon liralık borcun kapatıldığı ve belediyenin mülk satmadan bu süreci tamamladığı bilgisi de, kentin geleceğine dair umudu destekleyen önemli bir ayrıntı olarak unutulmamalı.
Çünkü bir kentin gerçek markası, yaptığı yatırımlar, hayata geçirdiği projeler ya da tarihî zenginlikleri değildir. Asıl marka, o kenti yönetenin o kentte yaşayan insanların mutluluğu, yüzlerindeki tebessüm ve geleceğe umutla bakabilmesidir.
Çünkü bir kentte en güzel eser, mutlu insanlardır.
