Bir Şehrin Tapusunu Kalbine Kazımak
Siyaset bazen sadece rakamlardan, seçim sonuçlarından ya da devralınan borç yüklerinden ibaret sanılır.
Oysa İzmir söz konusu olduğunda mesele hiçbir zaman sadece “belediyecilik” olmadı. Mesele, her zaman bir duruş, bir kimlik ve o sarsılmaz aidiyet duygusuydu.
Bugün İzmir, yine o tanıdık ama bir o kadar da ağır bir kuşatmanın ortasında. 47 yıl sonra gelen Türkiye geneli başarının faturası, yerelde halkın malına göz dikilerek kesilmek isteniyor.
AK Partili belediyelerden devredilen devasa borçların gölgesinde, CHP’li belediyeler üzerinde kurulan baskı mekanizması, bugün İzmir’in sembol mekanlarından biri olan Meslek Fabrikası’nın kapısına dayandı. Şafak vakti Çevik Kuvvet koridorlarıyla, adeta bir kale kuşatılır gibi bir eğitim yuvasının etrafı sarıldı.
Vakıflar Müdürlüğü üzerinden yürütülen bu “mülkiyet operasyonu”, aslında İzmir’in tarihine ve İzmirli’nin emeğine el koyma girişimidir. Bir dönem “Gâvur İzmir” denilerek ötekileştirilen bu kentin hafızası, şimdi de mülksüzleştirme politikalarıyla yok edilmek isteniyor.
Ancak hesaplanamayan bir şey var: Bu şehrin insanı, toprağını da, hakkını da, ruhunu da kolay kolay teslim etmez.
CHP İzmir İl Yöneticisi Barış Ballıkaya’nın maruz kaldığı sert müdahale, aslında bu mücadelenin ne kadar zorlu bir sahada verildiğinin kanıtı. Fakat baskı arttıkça, direnç de o denli kökleşiyor.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, Fransa’daki temaslarını yarıda kesip ilk uçakla şehre döndüğünde, sadece bir belediye başkanı gibi değil, bir şehrin hakkını savunan bir nefer gibi konuştu.
“İzmirlinin malına el koyanlara karşı, o mallar geri verilinceye kadar nöbet tutacağım” sözü, sadece bir siyasi rest değil; aynı zamanda halkın iradesine vurulmak istenen prangaya karşı çekilen bir setti.
Seçildiği günden bu yana bazen haksız eleştirilerin hedefi olsa da, Tugay bugün “canhıraş” bir mücadelenin tam merkezinde.
Borç sarmalı, merkezi yönetimin engellemeleri ve operasyonel baskılar arasında geçen her gün, onun “Bize çok çalışmak gerekiyor” sloganını bir yaşam biçimine dönüştürdüğünü gösteriyor. Hafta sonu açılışını yaptığı 14 proje, sadece birer beton yığını değil; “çalışamazsınız” denilen noktada üretilen birer zafer anıtıdır.
Genel Başkan Özgür Özel’in övgüyle bahsettiği o başarı grafiği, aslında İzmir sevdasıyla harmanlanmış bir inadın sonucudur.
Meslek Fabrikası önündeki o nöbet, sadece bir binayı koruma nöbeti değildir; o, halkın seçtiği iradenin, hukukun ve adaletin nöbetidir.
İzmirli, kendi hakkını savunanı, kendisiyle birlikte sokakta duranı asla unutmaz. Cemil Tugay’ın gösterdiği bu direnç, yerelden genele giden o iktidar yolunun aslında ne kadar sağlam taşlarla döşendiğinin işaretidir. Çünkü biliyoruz ki; rüzgar ne kadar sert eserse essin, kökü İzmir’in kalbinde olanı yerinden oynatmaya kimsenin gücü yetmeyecektir.
Şimdi vakit, o nöbete omuz verme vaktidir. Çünkü İzmir, bir bina değil, bir yaşam biçimidir
