Elif Keleş O.
  1. haberler
  2. Yazarlar
  3. Gerçeği ‘İntihar’ Diye Örtmek

Gerçeği ‘İntihar’ Diye Örtmek

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Her güne benzer bir haberle başlıyoruz. Bir kadının daha yaşamdan koparıldığı, bir diğerinin ölümünün “şüpheli” olarak kayıtlara geçtiği ya da bir başkasının dosyasının “intihar” denilerek kapatılmaya çalışıldığı bir tablo. Bu tekrar eden örüntü, artık münferit olaylar olarak değerlendirilemez. Aksine, cezasızlıkla beslenen, kamusal gücün gölgesinde şekillenen yapısal bir soruna işaret etmektedir. 17 Nisan’da yaşamını yitirdiği açıklanan Karadeniz Teknik Üniversitesi öğrencisi İlayda Zorlu’nun ölümü, bu bağlamda ciddi soru işaretleri barındırmaktadır.

Ölümünün kısa sürede “intihar” olarak kamuoyuna yansıtılması, ardından gündeme gelen iddialar; olayın yüzeysel bir değerlendirmeyle ele alınamayacağını göstermektedir. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre; İlayda’nın kadın eylemlerine katılımı nedeniyle ailesinin emniyet tarafından aranması, bu sürecin ardından aile içinde baskı ve tehditlere maruz kaldığı yönündeki iddialar ve nihayetinde bir kamu görevlisine ait silahla yaşamını yitirdiği bilgisi, olayın çok boyutlu bir incelemeyi zorunlu kıldığını ortaya koymaktadır. Sosyal bilimler literatürü, bireyin yaşamına son verme eyleminin çoğu zaman yalnızca bireysel bir karar olmadığını; aksine, toplumsal baskı, psikolojik şiddet ve yapısal eşitsizliklerin bir sonucu olarak şekillendiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Bu nedenle özellikle kadın ölümlerinde “intihar” ifadesinin sorgulanmaksızın kabul edilmesi, gerçeğin üzerinin örtülmesi riskini barındırır. Bu durumun en çarpıcı örneklerinden biri Gülistan Doku dosyasıdır. Yıllarca etkili bir soruşturma yürütülmemesi, delillerin karartıldığına dair iddialar, kamu gücünü elinde bulunduran kişilere yönelik koruma refleksi ve sürecin “intihar” ihtimali üzerinden şekillendirilmesi; cezasızlık mekanizmasının nasıl işlediğini gözler önüne sermektedir. Bugün gelinen noktada bu dosya, yalnızca bir kayıp vakası değil; aynı zamanda adalet sisteminin zaaflarını ve siyasal etkilenmişliğini ortaya koyan bir örnek niteliğindedir. Kadınların yaşam hakkı, en temel insan hakkıdır ve hiçbir koşulda ihmal edilemez. Buna rağmen, kadınlara yönelik şiddet ve ölüm vakalarında etkin soruşturma yürütülmemesi, sorumluların korunması ve kamuoyunun eksik ya da yönlendirilmiş bilgilerle karşı karşıya bırakılması, bu hakkın sistematik biçimde ihlal edildiğini göstermektedir. Toplumsal ve vicdani sorumluluğumuz gereği açıkça ifade etmek gerekir ki; bu tür olaylarda yalnızca doğrudan faillerin değil, ihmali ya da kastı bulunan tüm kamu görevlilerinin de hesap vermesi sağlanmalıdır. Aksi halde cezasızlık, yeni ihlallerin önünü açmaya devam edecektir.


Bu çerçevede, İlayda Zorlu’nun ölümüyle ilgili tüm iddiaların bağımsız, tarafsız ve şeffaf bir şekilde araştırılması zorunludur. Olayın “intihar” olarak tanımlanmasına dayanak oluşturan tüm veriler kamuoyuyla açık biçimde paylaşılmalı; baskı, tehdit ve şiddet iddiaları derinlemesine incelenmelidir. Aynı şekilde, Gülistan Doku dosyasında da etkin ve sonuç alıcı bir soruşturma süreci işletilmeli; yalnızca açığa çıkan failler değil, sürecin bu noktaya gelmesinde sorumluluğu bulunan tüm yetkililer hakkında gerekli işlemler yapılmalıdır. Gerçeklerin açığa çıkarılması, yalnızca geçmişin değil, geleceğin de korunması anlamına gelir. Çünkü her karartılan dosya, başka bir yaşam hakkı ihlalinin zeminini hazırlar. Bu nedenle bir kez daha vurgulamak gerekir. Kadınların yaşam hakkı tartışmaya açık değildir. Gerçekler açığa çıkana ve adalet sağlanana kadar bu sürecin takipçisi olmak, yalnızca hukuki değil, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur.

Gerçeği ‘İntihar’ Diye Örtmek
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Egedebirgun.net ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin