Aylin Cantaş
  1. haberler
  2. Yazarlar
  3. Kime kızabilir ki insan?

Kime kızabilir ki insan?

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Hani sahip olmak isteyip olamadığımız ya da hayallerini kurup arzuladığımız nice dileklerimiz ve beklentilerimiz vardır ya yaşamsal olarak… Olmadığında isyan edip, biz de olmayanın başkalarında olduğunu gördüğümüzde hasetlendiğimiz o dilekler. Ve bir de bunların üzerine çokça söylenmiş sözler vardır. Sanki polyanna gibi bakmayı öğütleyen sözler. Ancak hayatın gerçekleri hiçbir zaman o polyanna bakış açısını desteklemez. Ömür geçer gider beklemekle, ümit etmekle, yalvarıp yakarmakla.

Diğer taraftan da bir şey olur, bir dilek gerçekleşir fakat sanki tam değildir. Dileğin yarısı vücut bulmuştur ancak diğer yarısı eksiktir, yarımdır. Bu sefer de isyan yine o tamamlanmayışadır. Bu yaşamsal bir paradoks mudur yoksa insanın kendi kaderine müdahalesinde ki cahilliği midir ya da kadersel planın ön gördüğü bu kadarla yetinmeye bırakış mıdır? Bilinmez… Ya da biz insanlar cüzi aklımızla, akıl denen sınırlı olguyla bu kadarına mı yettiriyoruz ön görümüzü?

Her ne kadar bir nebze farkındalığa sahip insanlar olarak bir takım lakırdılar etsekte, gönül gözünden bakamadan tam anlamıyla vakıf olmak imkansız ilahi işleyişe. Bizlerin de yaptığı o bir nebze farkındalıkla sorgulamak öğrenilmiş bilgileri, edinilmiş deneyimleri.

Gelelim yazının başında ki kızma meselesine…

Bir şeyi yazmayan da aynı, karşımıza çıkaran da aynı…Peki o halde biz kime kızacağız bu durumda? Çok arzu ettiğimiz bir şey ya da birisi konu ne olursa olsun, gönlün arzuladığı bir şeyi kaderimize yazmayan ile ansızın bir şekilde karşımıza çıkaran aynı. Ancak karşımıza çıkartsa da yazgımızda yok. Yani imkansız. Peki yazmadığını neden karşımıza çıkartır?

Bir şeyi çok istemek o şeye mutlak sahip olunacağı anlamına gelmez. Sistem bir şeyi çok istediğimizde eninde sonunda karşımıza çıkartır ancak nasıl çıktığı nasıl istediğimizle bağlantılıdır. Her şeyin birbirine bağlantıda olduğu bu sistemde istek ile oluşum da bir bütünün iki bacağı gibidir.

Çok istemek mi, sadece istekte bulunup olsa da olmasa da razı olabilmek mi? Olduğunda şükran duyup kıymet bilebilmek ve olmadığında hayırlı olanın olmayışı deyip teslimiyet içerisinde kabulde olabilmek sınavın cevabı ise o halde soruyu doğru sormak gerek.

“Çok” kelimesi sistemde kabul görmeyen bir kelimedir. Çünkü içinde nefsin yansıması vardır. Sade ama imanlı bir arzu ile dile getirmek, dile getirdikten sonrasında temcit pilavı gibi tekrarlamadan imanlı ve inançlı bir şekilde ilahi güce teslimiyetle yola devam etmek, aklımıza ve yüreğimize düşenin tecellisi ile mükafatlandırılır.

Tüm bu iman ve inanç içerisinde de olsak bazen gerçekleşmez arzuladığımız. Şayet tam bir iman içerisinde ise insan, olmayanın olmayışında da kendisi için, bizlerin akıl edemediğimiz nice hayrın olduğuna inanır, bilir.

Çünkü Allah ile pazarlık olmaz. O yarattıkları için en hayırlı olanı ister. Şer Allah’tan gelmez. Zira özü sevgi, aşk olanın şer ile işi olmaz. Şer insanın nefsani tarafıdır. Çok istemek, olmadığında isyan etmek gibi haller tamamen nefsin yansımalarıdır ki bu da insanoğlunun sınavıdır.

Bizlere düşen kızmak ve isyan etmek değil olana da olmayana da şükür ile bakabilmektedir. Tevazu, insanı Allah’a yaklaştırır. İsyan ve doymazlık şeytanın kucağına düşürür.

Sevgimle.

Kime kızabilir ki insan?
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Egedebirgun.net ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!