Aykut Teker
  1. haberler
  2. Yazarlar
  3.  VARTO’DA JEOTERMAL SANTRAL TEHLİKESİ

 VARTO’DA JEOTERMAL SANTRAL TEHLİKESİ

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

“Orda bir köy var uzakta, 

O bizim köyümüzdür…” 

Ahmet Kutsi Tecer’in bu dizeleri sadece bir şiirin mısraları değil; Anadolu’nun belleğini, hafızasını ve köylerin kültürel değerlerini anlatan bir gerçektir. O köy burada ya da uzakta olabilir, ama hafızamızda, damarlarımızda ve hatıralarımızda yaşamaya devam eder. Gitmesek de, dönmesek de…O köy bizim köyümüzdür. Bizim hafızamızdır. 

Ben Varto’nun Güzelkent (Tata) köyünde doğdum. Çocukluğumun ve gençliğimin önemli bir kısmı bu topraklarda geçti. Hangi ağacın altında dinlendiğimi, hangi pınarın suyunu içtiğimi, hangi kayanın nerede durduğunu, Bani, Güllüci ve Mengel deresinde ne çeşit balık bulunduğunu hâlâ çok iyi hatırlıyorum. Bu topraklarda top koşturduğum, at sürdüğüm çayırları biliyorum. O zamanki çocuk sesleri ve sevinçleri halen kulaklarımda çınlıyor. Bugün Ankara’da yaşıyor olsam da, kalbimin bir yanı hâlâ o köylerde atıyor; akrabalarımın, komşularımın dedemin dedelerinden, babaanne ve anneannelerinden tutun da, babam ve anneme varıncaya kadar hepsinin mezarları bu topraklarda bulunuyor. Bazen bu mezarlara ve üzerindeki yazılara bakınca bile geçmişimi ve hafızamı tazeliyorum.  Çünkü bir yerin değeri yalnızca coğrafi konumla ölçülmez; o yerin hafızasıyla ölçülür. 

Ama şimdi bu hafıza yok olmanın eşiğinde. Muş İli Varto ilçesine bağlı Güzelkent (Tata), Köprücük (Kasıma), Teknedüzü (Bada), Çallıdere ( Xhuarike) ve Küçüktepe(Hemuge) köylerinde, bir Amerikan şirketi olan İGNIS H2 Enerji Üretim A.Ş tarafından, 2023/02 numaralı ruhsat kapsamında 4.037,99 hektarlık alanda jeotermal sondaj çalışması yapılmak isteniyor ve bu köylerin sınırları içerisinde 10 ayrı sondaj kuyusunun açılması planlanıyor. 

  Güzelkent ve adı geçen köylerde planlanan termal enerji santrali projesi, buradaki yaşam biçimini, su kaynaklarını, tarımı, hayvan varlığını ve toplumsal dokuyu tümüyle değiştirme potansiyelini taşıyor. Planlanan geniş kapsamlı sondaj ve tesis çalışmalarında bu havzada Özkonak (karagveci), Yeşildal (Çorsan), Onpınar (Emera), Dağcılar (Canesera), Üçbulak (Uskurane kıja) Eryurdu (Xaşxaşe), Beşikkaya (Muska) Çaylar ( Uskurane Pila), Doğanca (Soyfa), İçmeler (Rekasa), Armutkaşı (Tazige), Tuzluca (Şorike), Taşlıyayla (Şema), Zerdo Mezrası (Mezra Zerdi) gibi onlarca köy bulunuyor. 

Bu mesele yalnızca bir enerji yatırımı meselesi değildir; aynı zamanda bir vicdan, bir hafıza ve gelecek meselesidir. Bu coğrafyanın kaderi belirlenirken, bu topraklarda yaşayan insanların iradesi yok sayılıyorsa, ortada bir projenin ötesinde ciddi bir adalet sorunu vardır. 

Bu projeyi gerçekleştiren İGNIS H2 şirketinin CEO’su iddialara göre, Varto’nun Oğlakçı (Kovık) köyünden bir kişidir. Kendi memleketini uluslararası bir şirkete peşkeş çekmek, akademik unvan ve kurumsal pozisyonla açıklanamaz; bu vicdani bir sorumluluktur. Projenin tüm yöneticileri, bu sorumluluğun gereğini yapmak yerine kısa vadeli ekonomik çıkarları ve şirketin hedeflerini ön plana almıştır. Bu tablo, etik değerlerin aşınmasının ötesinde, kendi memleketine karşı açık bir vefasızlıktır. 

Jeotermal enerji çoğu zaman çeşitli faydalarla birlikte anılsa da, Türkiye’deki uygulama pratiği bu söylemlerin gerçeği yansıtmadığını açıkça göstermektedir. Denetim eksikliği ve çevresel ihlallerin cezasız kaldığı bir düzende, bu tür projelerin fayda üretmekten çok zarar doğurduğu artık bilinen bir gerçektir. Jeotermal santralleri yalnızca enerji üretmekle kalmaz; gölgesinde oturduğumuz ağaçları, suyunu içtiğimiz pınarları, top koşturduğumuz çayırlardan başlayarak yaşam alanlarımızı yok eder. Bu sular tarımda kullanılmaz, su ve su canlıları yok olur, havaya salınan toksik gazlar (özellikle hidrojen sülfür) nedeniyle insan ve hayvan sağlığını tehdit eder. Otlaklar, tarım ve doğal yaşam alanları ile köylerin kültürel ve toplumsal dokusu bozulur; çocukluğumuzun geçtiği bu köyler göçe zorlanır ve hafızamız silinir. 

Varto ve çevresi sismik olarak aktif bir bölgedir. Jeotermal santraller için yapılan derin sondajlar ve rezervuarlara su enjeksiyonu, yer altındaki gerilme hatlarını etkileyebilir. Bu durum, mikro depremleri tetikleme olasılığını artırır ve büyük depremler için risk oluşturur. Dolayısıyla bu projeler, insan yaşamı, yapısal güvenlik, tarım ve hayvan varlığı açısından ciddi bir tehdit barındırmaktadır. 

Bugün dünya, petrol savaşlarından su savaşlarına doğru ilerlemektedir. Böyle bir çağda, su kaynaklarını riske atan projeleri savunmak, çevreye zarar vermenin ötesinde, aynı zamanda stratejik bir körlüktür. Su geleceğin en değerli varlığıdır ve bu varlığın geri dönüşü yoktur. 

Buna karşı şu gerçeği de göz ardı etmememiz gerekir. Mevcut sanayi kuruluşları yeterince denetlenmediğinden, Türkiye’nin önemli nehirleri olan Sakarya, Ergene, Kızılırmak, Büyük Menderes ile bazı derelere atıklarını boşaltmalarına seyirci kalınırken, bu kirlenme nedeniyle su canlıları yok olurken ve bu sular tarım arazisinin sulanmasında kullanılmazken, jeotermal santraller için verilen “çevresel güvence” de inandırıcılığını yetirir. Denetim yetersizliğinde, hiçbir projenin zarar vermeyeceği iddiası sadece havada kalan temenni olur ve gerçek bir güvence sunmaz.  

Geçmiş örnekler bu etkilerin ciddi olduğunu göstermektedir. Özellikle Aydın ve Manisa çevrelerinde kurulan jeotermal santraller sonrasında tarım arazilerinde verim kaybına yol açtığı, zeytin ve incir bahçeleri ile üzüm bağlarının zarar gördüğü, yeraltı su seviyelerinde değişim ve hidrojen sülfür gazına bağlı sağlık sorunlarının yaşandığı gözlemlenmiştir. 

Varto halkı bilinçli ve eğitim seviyesi yüksek bir topluluktur. Bu nedenle bu talana sessiz kalması beklenemez. Bu halk, yalnızca bugünü değil, yarınlarını, çocuklarının yaşayacağı toprakları korumak için kararlı bir duruş sergilemektedir. 

Güzelkent köyü de bu bilinçli yapının en somut örneklerinden biridir. Yaklaşık 250 kişi yükseköğrenim mezunudur. Eğitimine devam eden gençlerle birlikte bu sayı daha da artacaktır. Yukarıda adı geçen diğer köylerimizde de eğitim seviyeleri yüksektir. Bu durum, köy halkının meseleye yalnızca duygusal değil, aynı zamanda bilinçli ve sorgulayıcı bir perspektifle yaklaştığını açıkça göstermektedir. 

Güzelkent köyü sadece eğitim seviyesiyle değil, yetiştirdiği insan kaynağıyla da dikkat çekmektedir. Yurt içinde ve yurt dışında akademisyenler, doktorlar, hukukçular, mühendisler, iletişim bilimciler, öğretmenler, siyaset bilimciler, bürokratlar, kamu yöneticileri ve iş insanları bu köyden çıkmıştır. Nüfuslarına göre diğer köylerimizde de durum farklı değildir. 

Ortaya konan bu irade, basit bir itirazdan öte, toprağa, suya, hafızaya ve bir yaşam biçimine sahip çıkma kararlılığıdır. Bölge insanı, jeotermal enerji projelerinin özellikle Alevi köylerinde yoğunlaşmasının tesadüf olmadığına inanmakta ve bu tercihlerin, zamanla bu köyleri göçe zorlayabilecek sonuçlar doğurabileceğini açıkça ifade etmektedir. 

Türkiye’de tarım arazilerinin planlamada göz ardı edilmesi yıllardır tartışma konusudur. Sanayi ve küçük sanayi siteleri, verimli tarım arazilerine kurulmaktadır; bunun örnekleri Ankara, Sakarya, Konya, Adana, Bursa ve Kocaeli’nde yaşanmıştır. Bu durum, Güzelkent ve çevre köylerde de kendini göstermektedir. Oysa bu tür yapılar yalnızca tarıma elverişsiz alanlarda planlamalı ve kurulmalıdır. Bir ülkenin kalkınması sadece enerji ve sanayi ile ölçülmez; gıda güvenliği, doğal kaynakların korunması ve yerleşik kültürler de kalkınmanın temel unsurlarıdır. 

Madem bölgede jeotermal potansiyel söz konusudur, bu kaynak çevreye zarar vermeden toplumsal faydaya dönüştürülebilir. Buralarda çıkan sıcak su turizm amaçlı ve sağlık amaçlı değerlendirildiğinde; istihdam yaratır, yerel ekonomiyi canlandırır, doğal dengeyi korur ve bölge insanının yaşam kalitesini yükseltir. Aksi yönde atılacak her adım ise kalkınma değil, geri dönüşü olmayan bir yıkımın adı olacaktır. 

Köylüler ve Varto’nun sivil toplum kuruluşları, bu projeye karşı sessiz kalmamış ve kalamayacaktır da; Türkiye’nin farklı şehirlerinde düzenledikleri protestolar, paneller ve söyleşilerle seslerini duyurmaya çalışmıştır. Bu çaba, sıradan bir tepki değil; yaşam alanlarına, geçim kaynaklarına ve geleneklerine sahip çıkma mücadelesidir. Görmezden gelinen her itiraz, bastırılan her ses, demokratik bir hakkın yok sayılması anlamına gelmektedir. Bu nedenle verilen mücadele, yerel bir karşı duruşun ötesinde, adalet ve yaşam hakkı talebinin açık bir ifadesidir. 

Türkiye’nin her yurttaşına sesleniyoruz: Gelin kendini kimsesiz olarak gören bu yurttaşlarımızın kimsesi olalım. Sessizliğe mahkûm edilenlerin sesi, görmezden gelinenlerin vicdanı hâline gelelim. Çünkü bir köy yok olduğunda yalnızca bir yerleşim yeri kaybolmaz; bir hafıza, bir kültür ve gelecek de silinir. Bu nedenle bugün gösterilecek duyarlılık, sadece bir coğrafyayı değil, ortak geleceğimizi koruma iradesidir. 

Enerji üretimi, ekonomik kazanç ya da kısa vadeli planlar uğruna; toprağın, suyun, havanın, hayvanların ve insanların yaşam hakkı yok sayılamaz. Güzelkent ve çevresindeki köylerde, Onpınar (Emera) dan Armutkaşı’na(Tazige) kadar uzanan bu topraklar sadece haritalarda yer alan noktalar değildir; hafızamızın, kültürümüzün ve gelecek kuşakların yaşamının bir parçasıdır. Kaybolan her köy, silinen her hatıra, tahrip edilen her su kaynağı ve yok edilen her tarım alanı, geri dönüşü olmayan bir kayıptır. Bu nedenle kalkınma adı altında yürütülen hiçbir proje, bir coğrafyanın hafızasını silmeyi, insanlarını yerinden etmeyi ve doğal dengeleri geri dönülmez biçimde tahrip etmeyi meşrulaştıramaz. Unutulmamalıdır ki doğa ile kurulan denge bozulduğunda, bunun bedelini yalnızca bugünün insanı değil, gelecek kuşaklar da öder. Toprağı yeniden işleyebilir, binaları yeniden kurabiliriz; ancak kaybedilen suyu, yok edilen doğayı ve silinen bir köyün hafızasını geri getiremeyiz. Bu nedenle konu, sadece bir enerji tercihi olmaktan öte; vicdani, adaleti ve geleceği doğrudan ilgilendiren hayati bir meseledir. Toprağımıza, kültürümüze ve hafızamıza sahip çıkmak, hepimizin ortak sorumluluğudur. Bu mücadele, yalnızca bu köylerin değil, tüm Varto havzasının ve Türkiye’nin geleceğine yapılacak en anlamlı yatırımdır. Bugün verilecek karar, atılacak her adım yarının Türkiye’sini şekillendirecektir. Bir Amerikan şirketinin çıkarı uğruna hafızamızı ve köylerimizi feda etmeyelim. 

 VARTO’DA JEOTERMAL SANTRAL TEHLİKESİ
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Egedebirgun.net ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin