Aykut Teker
  1. haberler
  2. Yazarlar
  3. KUTSALIN GÖLGESİ 

KUTSALIN GÖLGESİ 

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Din, insanın tarih boyunca en temel ihtiyaçlarından biri olarak ortaya çıkmış, insanın yaşamı anlamlandırmasına rehberlik etmiş ve toplumsal kimlik oluşturmasını sağlamıştır. İnsanlar din aracılığıyla yön bulmuş, ahlaki normlar geliştirmiş ve sosyal aidiyet kurmuşlardır. Ancak günümüzde din, bireysel inanç ve samimi ibadet için bir araç olmaktan çıkmış, bazı yapılar tarafından çıkar, güç ve ekonomik kazanç sağlamak amacıyla istismar edilmiştir.  

Türkiye’de ve Ortadoğu’nun birçok bölgesinde cemaatler, tarikatlar ve mezhepler dini referansları kendi menfaatleri için kullanmış, bu yapılar üyeleri arasında ekonomik ve sosyal ağlar kurmuş, kapalı işleyiş mekanizmaları oluşturmuştur. Bu yolla hem sermayesiz zenginleşmiş hem de toplumsal gücü kendi ellerinde toplamıştır.  

Din, artık bir rehber ve inanç alanı olmaktan çıkarak menfaat ve rant aracı hâline gelmiştir. Eğitim, kültür, bilim ve sosyal yaşam, bu yapıların gölgesinde geri kalmış; liyakat ve eşit fırsat yerine aidiyet temelli ayrıcalıklar öne çıkmıştır. Örneğin; bazı cemaatler üyelerinin işlerini ve ticaretini kendi içlerinde döndürerek milyon dolarlık kaynaklara ulaşmış, toplumun geri kalan kısmını dışlamış ve ekonomik adaleti yok etmiştir. 

Cemaatler ve tarikatlar, üyeleri arasında ticaret yapmak, ekonomik avantaj sağlamak, liderlerini zenginleştirmek ve gücü pekiştirmek amacıyla hareket etmiştir. Bu yapı dışardaki toplumu ise fırsatlardan mahrum bırakmıştır.  

Türkiye örneğinde bazı cemaatler, eğitim kurumlarını, vakıfları ve ticari girişimleri ekonomik kaynak sağlamak için değerlendirmiştir. Siyasi iktidara yakın durarak devlet kaynaklarına erişmiş ve üyelerinin zenginleşmesini sağlamıştır. Sonuç olarak toplumsal adalet zedelenmiş, kültürel ve bilimsel gelişim gerilemiş ve toplumun ilerlemesi engellenmiştir. Bunu gözlemlemek için sadece kendi yaşadığımız şehirlere bakmak yeterlidir; cemaatlerin eğitim, yurt ve vakıf ağı içinde yükselen öğrenciler ile dışındaki halk arasındaki uçurum açıkça görünmektedir. 

Bu tablo sadece Türkiye’ye özgü değildir. Ortadoğu’nun birçok Müslüman ülkesinde benzer mekanizmalar, dini referanslar ve siyasi yapı iç içe geçmiş, toplumsal yapının kontrolünü sağlayan araçlar haline gelmiştir. Son yıllarda dünya genelinde savaşların çoğunun Müslüman ülkelerde çıkması, yalnızca coğrafi ve tarihsel bir rastlantı değildir. Bölgenin stratejik önemi, enerji kaynakları ve uluslararası çıkarlar, çatışmaları sürekli kılmıştır. Tarih boyunca yaşanan kırılmalar, koloniyal sınır çizimleri, mezhepsel ve etnik farklılıklar toplumsal istikrarsızlığı artırmıştır. Ekonomik ve politik yapıların merkeziyetçi ve otoriter olması krizleri şiddetlendirmiş ve dini referans öne sürerek, rejimlerin otoritesini ve meşruiyetini güçlendirmek için başvurulan bir araç hâline gelmiştir. Sadece düşünmek yeterli: 20.yüzyılın sonlarından itibaren, Lübnan, Irak, Suriye ve Yemende çatışmaların hız kazanması, mezhep ve çıkar temelli güç oyunlarının dini referanslarla meşrulaştırılmasının bir sonucudur. Bu aynı zamanda, dinin bireysel adalet ve toplumsal eşitlik sağlama potansiyelinin ne kadar çarpıtılabileceğini göstermektedir. 

Müslüman ülkelerdeki yönetim biçimleri çoğu zaman krallık, şeyhlik, emirlik veya tek adam rejimleri şeklinde kalmış, dini referanslar öne çıkarılarak halkın bağlılığı sağlanmıştır. Eğitim ve eleştirel düşünce eksikliği, halkın dini referanslara duyarlı hâle gelmesine yol açmış, hukukun ve denetim mekanizmalarının zayıf olması liderlerin gücü pekiştirmesine ve denetlenmemesine sebep olmuştur. Örneğin bazı Körfez ülkelerinde petrol gelirleri ve kamu kaynakları, liderlerin ve kabilelerin çıkarına göre dağıtılmış, toplumun büyük çoğunluğu bu yapıya bağlılık göstermiş ve alternatif düşünce ile eğitim olanaklarından mahrum bırakılmıştır. Bu durum, toplumsal ilerlemeyi sekteye uğratmış, paralel ekonomik ve sosyal yapılar oluşturmuş ve toplumsal eşitsizliği keskinleştirmiştir. Aynı şekilde, Orta Asya’daki bazı petrol ve gaz zengini devletlerde de, dini referanslar dayanak göstererek yönetimin meşruiyeti güçlendirilmiş ve toplumun büyük bölümü kendilerini sorgulama yetisinden yoksun bırakılmıştır. 

Başımızı kuma gömmek, sessiz kalmak veya durumu görmezden gelmek çözüm üretmemiştir. Sessizlik, dini çıkar ve güç için kullanan yapıların devamını sağlamış, toplumsal adaletsizliği ve geri kalmışlığı derinleştirmiştir. Toplumun yapması gereken, sorunu konuşmak ve tartışmak, farkındalık yaratmak, medya ve sivil toplum aracılığıyla bilinç oluşturmak, dini araçsallaştıran yapılarla mücadele etmek ve eğitim ile sivil toplum mekanizmalarını güçlendirmektir. Uzun vadede toplumun kültürel, sosyal ve bilimsel gelişimini sağlamak, paralel yapıları ve kapalı ekonomik ile siyasi ağların etkisini azaltmak gerekmektedir.  Örneğin, eğitim reformları ve sivil toplum projeleri, kapalı dini ağların gücünü kırmakta ve daha adil bir toplumsal yapı yaratmaktadır. Bu adımlar, hem bireysel inanç özgürlüğünü hem de toplumsal adaleti korumaktadır. 

Din, bireysel inanç ve anlam arayışı sağlamak için değerli bir alan olarak kalmış, insanların hayatına rehberlik etmeye devam etmiştir. Ancak çıkar ve güç için araç hâline getirilmesi, toplumu aşındırmış, eğitim ve kültürü zayıflatmış ve otoriterliği güçlendirmiştir. Eleştirilmesi gereken, dini kendi menfaatleri için kullanan yapılar ve onların çıkar ilişkileridir; samimi bireysel inanç ve ibadet hiçbir şekilde sorgulanmamalıdır. Bu nedenle mesele dini tartışmak değil, dini çıkar ve güç hâline getiren sistemleri ortaya çıkarmak ve hesap sormaktır. 

Artık sessiz kalmanın, göz yummanın zamanı geçmiştir. Kutsalın gölgesinde güç ve çıkar için yürütülen her adım, toplumsal ilerlemeyi, eşitliği ve bilimi geri itmekte ve geleceği karartmaktadır. Cemaatlerin, tarikatların ve otoriter liderlerin dini istismar etmek suretiyle sadece bireyleri değil, toplumun tamamını kuşatma altına almaktadır. Bu nedenle her bireyin görevi, kendi bilinçli farkındalığını artırmak ve toplumsal değişimi desteklemektir. Bu yazının amacı da sessizliği bozmak ve sorumluluğu hatırlatmaktır. 

KUTSALIN GÖLGESİ 
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Egedebirgun.net ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin