Yazılmış hiçbir şey yok…

0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
featured

Tüm insanlık, kaderimizi kendimiz seçiyoruz. Mikrodan makroya… Bireyselden kollektife…

İnsanlar varoluşun ilk anından bu yana neyi düşündü ve hissettiyse onu yaşadı ve yaşıyoruz. Sadece hayatta kalmak üzerine kurgulanan bir yaşamda insan denen varlık bireysel anlamda başlattığı bu savaşı gezegenin her köşesine yaymayı becerdi. Önce kendisi için başladı bu mücadele sonra aile olmayı öğrendi ve ailesi adına kurguladı bu mücadeleyi, sonra toplumlar oluştu, bu seferde toplumların çıkarı adına girişti mücadeleye. Bir toplum diğer toplumla toprak kavgasına girişti. Daha sonra yönetimler oluşturdu kendi içinde ve bir yönetici seçti, bu yöneticiler arkalarındaki toplumların kaderinin belirleyicisi oldu. İnsanlık geliştikçe, mülkiyet kavramının tutkusu eklendi hayatta kalma mücadelesine. Bu insanlığın yarattığı mücadelenin sosyolojik kısmıydı.

İnsan inanmaya yatkın bir varlıktı ve yöneticiler bunu fark edince inanç sistemlerini yarattılar. Farklı inançlar ile toplumları ayrıştırdılar. Yaratıcı tekti ama insan kendisini yaratan o tek ilahi güçten uzaklaşıp, yaratıcı rolüne soyunanlara inanmayı seçti. Sonra her toplum kendi inandıkları yaratıcı rolün diğer rollere galip gelmesi adına savaştı ve adına da yaratıcı için dedi.

İnsan, kendi seçtiği her seçimi O’nun adına diyerek döktükleri kanı meşrulaştırmaya çalıştı. Seçtikleri siyasi rollere öyle yetkiler verdiler ki siyasi rollerin toplumları sömürmesine göz yumdular. Her toplumun kendi siyasi rolü ve inanç rolü diğer toplumların siyasi ve inanç rolleri ile mülkiyet adı altında yarattıkları sahte savunma kalkanıyla üstünlük kurmaya çalıştı.

Siyasi rollerin egoları toplumları dev bir dişli çarkın arasında ezmekten hiç gocunmadı. Bilakis, ellerindeki yetkilerle, satın aldıkları toplum bilimcilerle kedinin fareyle oynadığı gibi oynadılar halklarla.

Yaratıcının adını kullanarak yine yaratanın yarattığı diğer kardeşlerini katlettiler. İnanç uğruna… Siyasiler toprak bütünlüğü adı altında kendilerinden ayrıştırdıkları diğer toplumları kadın, çocuk demeden katlettiler. Dünya gezegeni binlerce yıldır birbiriyle savaşan insanların yaşadığı bir gezegen halinde. İnsanları etnik kökenlerine göre ayrıştıran bu sistem sayesinde inanç ve siyasi öncüler ki bu ayrıştırmayı yapanda yine kendileri, böylelikle toplumları istedikleri gibi yönetmeye başladılar. Durumun biraz farkında olup, sesini yükseltenlerin kafalarını kesip meydanlarda sallandırdılar ya da zindanlarda çürüttüler. Zamanla bu sistem dünyada global bir korku imparatorluğuna dönüştü. Bu öyle bir korkuydu ki insanların artık devekuşu gibi yaşamasına zemin sağladı. İstenilende buydu ve oldu.

Zaman içerisinde teknolojinin hızla gelişmesi bu sistemin çarkını daha da besledi. İnsanlar bugün yaşayan zombi durumunda ve hiç kimse farkında değil.

Bugün dünyada yaşanan tüm katliamlar, kutuplaşmalar, savaşlar, ekonomik çöküşler, yoksulluk, şiddet hepsi insanların kendi seçimleri. Düşman ülkeler yaratıldı ve bu ülkelerin masum çocukları silahlar kuşandırılıp savaş alanlarına sürüldü. Her ülkenin kendi toplumu, kendi ülkelerinin askerleri diğer ülkenin askerlerini öldürdüğünde evlerinde, sokaklarda sevinç naraları attılar. Sokak ortasında iki kişi kavga ederken insanlar durup seyretti, telefonları ile videolar çekip sosyal medyalarında yayınladı. Ve zaman içinde tüm bu anormallikler normalleştirildi, kanıksandı, gereklilik gibi tanımlandı.

Hak, hukuk, adalet kavramlarının arkasına sığınan güruhlar hak, hukuk, adaletin ceza mekanizmasını yarattılar.

Yazılı ve görsel medyaları kullanan toplum bilimciler önce insanlara şiddeti özendirdi sonra ceza mekanizması ile yargıç rolüne soyundular.

Koca alanlara kurdukları avm’lerle toplumları sürekli tüketmeye yönlendirdiler. Üreten topluluklardan tüketen toplumlara evrilttiler insanları. Lüks yaşam adı altında 4 ailenin yaşayabileceği metrekarelerde evler inşa edip tek bir ailenin yaşadığı dev konutları özendirdiler. Diğer tarafta insanları gecekondularda yaşayan yoksulluğa sürüklediler. Ülkelerin gelir dağılımları sadece zenginleri beslerken, işçi sınıfını yaratıp insanları köleleştirdiler. Renk ayrımcılığı ile başlayan bu kölelik devamında tüm insanlığa yayıldı.

Dünyayı yöneten birkaç ailenin kurduğu bu sistem, adım adım ve yüzlerce yıldır planlanmış bir senaryonun hayata geçirilmesiydi. Dünyadaki medya, finans, sağlık, sanayi bu ailelerin tekelinde. Seçilmiş tüm ülke başkanları, kanaat önderleri, inanç liderleri, hepsi bu ailelerin işaret ettiği isimler.

İnsanları siyasi partilerle, spor takımları ile ayrıştırmaya adım adım ittiler. Ve farklı inanç sistemleri ile. Tek bir inanç sisteminin içinde dahi farklı kökenler yaratarak orada bile ayrımcılık yaptılar, insanların bir arada olmalarını engellemek için.

Yaratılan korku imparatorluğunun içine finansal, sosyolojik, inanç ayrımcılığı gibi argümanları ekleyerek dünya insanlarını kutuplaştırıp, birlik ve beraberlikten uzak, sevgiden yoksun sadece hayatta kalma dürtüleri ile yaşamaya sürüklediler.

Kim seçti bu yaşamı? Silah zoru ile mi dayatıldı bu yaşam şekli insanlara? Elbette hayır. Hepimiz seçtik.

Kendimizin dışında bir felaket yaşandığında duyarsız kaldık. Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın dedik. Unutulan şey o yılan birgün mutlaka hepimizi sokacaktı ve soktu. Ateş ne zaman kendi ocağımıza düşse canımızın acısından feryat ettik. Ama başka ocaklara düşen acıyı gördüğümüzde görmezden geldik ya da sustuk.

Şeytan kimdi? Göklerden gelen Tanrı’nın lanetlediği sözüm ona bir varlık mıydı? Elbette hayır. Haksızlık karşısında susan bizleriz şeytan.

Halklardan toplanan vergiler her ülkede en fazla savunma sanayine harcanıyor. Kimi kimden korumak için. Tanrı’nın yarattığı bir canlıyı yarattığı diğer canlıdan korumak için. Hangi bebek dünyaya gelirken kötüdür? Hangi bebek dünyaya geldiğinde katildir? Hangi bebek dünyaya geldiğinde sapkındır? Hiçbiri! Peki insan neden şeytani tarafını besler? Çocukken sokakta arkadaşlarıyla oyun oynayan biri yetişkinlik döneminde neden arkadaşını öldürür?

İnsan henüz çocukken yargılamayı öğrenir çevresindekilerden. Anlamayı değil.

İnsan önce kendi seçimlerinden sorumludur ve hepimiz dünyanın bugün geldiği hali el birliği ile kendimiz seçtik ve yarattık.

Yazılmış hiçbir şey yok. Bizler yazıyoruz tüm kaderimizi. Ama farkında olmadığımız için kader deyip suçu her zaman yaptığımız gibi Yaradana atıyoruz. Kaderi O yarattı ya… İnsanın kendiyle yüzleşmekten korktuğu için uydurduğu en büyük yalandır bu! İnsan sever suçlamayı, korkar sorumluluk almaktan. Çünkü insan zihni savaş ya da kaç programına kodlanmıştır. Bu kodu yazan da bizzat insanın kendisidir.

Nezaket, saygı, sevgi, merhamet, vicdan… Zorbalık, saygısızlık, sevgisizlik, acımasızlık…

Hangisini seçiyorsunuz?

Neyi seçerseniz onu yaşarsınız. Seçim sizin.

Seçimlerimizle cehenneme çevirdiğimiz dünya yaşamını cennete çevirmek tüm insanların seçimlerine bağlı. Ve insan sorumluluk almadıkça cehennemin ateşi daha da büyüyecek. Dünyayı seçimleri ile kundaklayan insanlar yani hepimiz ya değişiriz ve seçimlerimizi cennet vadeden doğrultuda yaparız ya da kıyamette buluşuruz.

Sevgimle.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Egedebirgun.net ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!