Bakış Değiştiğinde Akış da Değişir. Nasıl mı?

0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
featured
  1. Gözlemci, Gözlemlediğini Değiştirir.

Biri sahneye çıkar. Gözlerinin içi parlar, anlatacağı şeye aşıktır. Salonu da bu aşk sarar, herkes onu hayranlıkla dinler.
Bir başkası çıkar aynı sahneye, içinden tek bir cümle geçer: “Bir an önce bitse de gitsem.” Seyirci de aynı şeyi düşünmeye başlar: “Bitse de bir sonraki gelse.”

Tezgahın kenarında duran dolu bir bardağa bakıp, “Şimdi biri yanından geçerken çarpacak ve o bardak yere düşüp kırılacak” diye içinizden geçirdiğinizde, çok geçmeden tam da düşündüğünüz şeyin gerçekleştiğine kaç kez şahit oldunuz?
​Zihnimizde kurduğumuz her beklenti, farkında olmadan o olasılığı besler. Çünkü gözlemci, gözlemlediği gerçekliği etkiler.

Gözlemcinin etkisi yalnızca psikolojik bir durum değil; atom altı düzeyde yapılan fizik deneyleriyle de kanıtlanmış bir gerçek.
​Fotonlar (ışık parçacıkları) üzerinde yapılan araştırmalarda, fotonların bazen bir dalga, bazen de bir parçacık gibi davrandığı görüldü. Detaylar incelendiğinde şaşırtıcı bir sonuç ortaya çıktı: Atom altı düzeydeki hareket, onu gözlemleyenin niyeti doğrultusunda şekilleniyordu.

  • ​Eğer bir gözlemci varsa, foton bir parçacık gibi davranıyor;
  • ​Eğer gözlemci yoksa, bir dalga gibi yayılıyordu.
    ​Maddenin temel yapı taşını oluşturan elektronlar, protonlar ve nötronlar için de geçerli olan bu ilke, insan için de farklı değildir. Bizler de atomlardan meydana geldiğimize göre; duygu, düşünce ve inançlarımızla olasılıkları etkileme gücüne sahibiz. Bugün yaşadığımız gerçeklik, bilincimizin ve bilinçaltımızın dış dünyadaki yansımasından ibarettir.
  1. Zihnin Aynası: Ayna Nöronlar ve İletişim

Çok etkilendiğiniz bir film izliyorsunuz. Kahraman ağlıyor, sizin de gözleriniz doluyor. O acıyı sanki siz yaşıyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz.

İşte o an, beyninizin arka tarafındaki ayna nöronlar devreye giriyor. Karşınızdakinin hareketini, duygusunu ayna gibi kopyalıyor. Beş duyumuzla algıladığımız her şey, elektriksel sinyale dönüşüp bu aynada yansıyor.

Bu yüzden esneyen birinin yanında esneriz, gülen biriyle birlikte güleriz. Mutlu bir yüze bakan insanın gülme kasları, kızgın bir yüze bakanın kaşları 700 milisaniye içinde harekete geçiyor.

Karşınızdakine öfkeyle bağırdığınızda ya kaçar, ya saldırır. Aynı olayı sakince analiz edip “Buradan nasıl bir çözüm çıkar?” dediğinizde ise bambaşka bir kapı açılır.

Bakışınızla, duruşunuzla, enerjinizle karşınızdakini etkilersiniz. Bakış değiştiğinde, size gelen tepki de değişir.

  1. Frekansın Ne ise, Hayatın O Şekilde.

Sürekli “kaybedeceğim, aldatılacağım” korkusuyla yaşayanların, korktuklarını yaşaması tesadüf değildir. Diğer yanda bolluk içinde yaşayan, kazandıkça kazanan insanlar vardır.

Çünkü her şeyin bir titreşimi var. Hangi frekansta yayın yapıyorsanız, o frekanstaki olayları ve insanları hayatınıza çekersiniz.

Tıpkı bir uydu alıcısı gibi. İzlemek istediğiniz kanalı görmek için frekans ayarını o kanala getirmeniz gerekir.

Duygunuzu, düşüncenizi, inancınızı değiştirdiğinizde frekansınız değişir. Ve bambaşka insanlarla, olaylarla rezonansa girmeye başlarsınız. Düşündüğünüz, hissettiğiniz her şey bir rezonans alanı yaratır.

  1. Olaylar Aynı, Anlamlar Farklı: Kaderi Belirleyen Seçimler

​İki girişimci düşünün; ikisi de aynı dönemde iflas ediyor.

  • ​Birincisi, kendisini kurban rolüne sokarak şartlardan, insanlardan ve şanssızlıktan dert yanıyor.
  • ​İkincisi ise, “Bu süreç bana ne öğretti?” diyerek dersini alıyor ve edindiği tecrübeyle yeniden yola koyuluyor.
    ​Biri yaşadığını bir “yenilgi”, diğeri ise değerli bir “öğrenme süreci” olarak tanımlıyor. İkisini ayıran tek şey bakış açılarıdır.
    ​Bizi yönlendiren ve nasıl hissettiğimizi belirleyen şey başımıza gelen olaylar değil, o olaylara verdiğimiz anlamlardır. Bir olaya yüklediğimiz anlam seçimlerimizi, seçimlerimiz ise kaderimizi oluşturur.

​5. Sorularınızı Değiştirin, Odağınız Değişsin.

​Birine kızdığınız anı hatırlayın. O öfke anında konuşmanızın, beden dilinizin ve hislerinizin nasıl olumsuza kaydığını fark edin. Bunu gerçekten kavradığınızda, sizi sarsan şeyin karşı taraf değil, kendi düşünce ve hisleriniz olduğunu anlarsınız. Kendinizden başka kimseyi değiştiremeyeceğinizi kabullendiğiniz gün, iç huzurunuzun anahtarını elinize alırsınız.

​Odağınızı ve hislerinizi belirleyen şey, kendinize sorduğunuz sorulardır:

  • ​”Bu neden hep benim başıma geliyor?” diye mi soruyorsunuz,
  • ​”Bu durumu nasıl daha iyiye dönüştürebilirim?” diye mi?

​İyi hissettiğinizde enerjiniz yükselir, enerjiniz yükseldiğinde ise zihniniz hayattaki diğer çözüm olasılıklarını görmeye başlar.

  1. Yargıladığın Şeyle Sınanırsın.

Zaman zaman birilerini yargıladık, kızdık. “Ne ayıp, şuna bak neler yapıyor” dedik.

Oysa bilemeyiz… O insan hangi yollardan geçti, ne zorluklarla o noktaya geldi?
Evlilik dışı bir ilişkiyi en sert şekilde kınayan birinin, kendini bir gün hiç beklemediği bir anda benzer bir ilişkinin içinde bulması bu yüzdendir.

Her ruhun imtihanı kendine özeldir. Biz birini kınayıp yargıladığımızda, mıknatıs gibi onun enerjisini kendi alanımıza çekeriz ve benzer durumlarla sınanmaya başlarız.

  1. Kendin Hakkında Ne Düşünüyorsan, Dünyaya Onu Yayınlarsın.

Aynı patron, iki çalışana tamamen farklı davranıyor. Birine son derece saygılı, diğerine bağırıp çağırıyor.

Baktığımızda biri kendine güvenen, işini seven ve bu enerjiyi etrafa yayan biri. Diğeri ise sürekli “Acaba yapabilir miyim? Olur mu?” kaygısında.

Bir şey düşündüğümüzde beynimizde bir grup hücre elektriklenir ve biz o düşüncenin enerjisini yaymaya başlarız. Söylediklerimizle, beden dilimizle, susuşumuzla bile bunu hissettiririz. Her tekrarla bu mesajı bilinçaltımıza da kaydederiz. Bilinçaltı bunu gerçek kabul eder ve biz o düşündüğümüz şeye dönüşmeye başlarız.

  1. Kendini Dışarıdan İzleyebildiğinde, Oyunu Değiştirirsin.

Bilinçaltı çalışmalarımda ilk yaptığım şey, kişinin kendisini dışarıdan, tarafsız bir gözlemci gibi izlemesini sağlamaktır. Kişi ancak o zaman kendi duygu ve inançlarının hayatını nasıl etkilediğini gerçekten görür.

İlişki sorunları yaşayan bir danışanım, sevgiyi ve ilgiyi hep dışarıdan beklediğini, kendisini hiç yeterince sevmemiş olduğunu fark etmişti. Kendini sevmeye başladığında, dışarıya yaydığı enerji değişti ve ilişkileri de kendiliğinden dönüşmeye başladı.

Başımıza bir olay geldiğinde nedenini dışarıda aramadan önce, kendimize tarafsızca bakabilmemiz gerekir. Kendini yargılamadan gözlemleyebilen insan, neyi neden yaşadığını anlar. Ve farkındalık, değişimin kapısını aralar.

Çünkü eninde sonunda hakikat şudur:

Bakış değiştiğinde, akış da değişir.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Egedebirgun.net ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!