Yaşayamadıklarının Gölgesinden Çıkmak

0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
featured

Yaşadıklarımız kadar, yaşayamadıklarımız da bir yük olarak kalır içimizde. Pişmanlık, suçluluk, üzüntü ve mutsuzluk çoğu zaman olmuş olandan değil, olmamış olandan beslenir.

İnsan yaşadıklarıyla yaşayamadıkları arasında sıkışıp kalır.
Daha iyi seçimler yapsaydım… İçimde kalanı yaşasaydım… Kendimi ifade etseydim… Onunla ayrılmasaydım… O evi alsaydım, o işe girseydim, eğitimime devam etseydim, başka olasılıkları görebilseydim…

Kaçan fırsatların ardından o kadar uzun süre bakakalırız ki, önümüzde duran yeni fırsatları görmez oluruz.
Çünkü insanın en derin acısı, hüznü ve pişmanlığı çoğu zaman yaşadıklarından değil, yaşayamadıklarınadır.

Kalp, içindeki duyguya çekilir. Zihin ise yarım kalmışlığa takılır.
Kalbinde korku, vesvese ve endişe varsa, onları çözene kadar benzer olayları ve kişileri hayatına çekersin. Aslında seni şifalandırmak için gelirler. O yüzden ilk adım fark etmek ve kalbi arındırmaktır.

Zihninde sorduğun sorulara göre hologramından yanıtlar alırsın. “Yine aynı şeyi yaşar mıyım? Ya biterse, ya giderse? Sonunda kötü olur mu?” diye sordukça, korktukların başına gelir. Sorguladığının cevabı önüne düşer. Çünkü odaklandığını çekersin.

İlişkilerde içindeki çocuğa çekilirsin.
Bu çocuk kimi zaman öfkeli, kimi zaman incinmiş, bazen haşarı, bazen hüzünlüdür. İnsan sevgi dolu bir ilişki yaşamak isterken, kendini daha derin bir sevgisizliğin içinde bulabilir. Çünkü çocukken alınamayan sevginin eksikliği hissedildikçe, önüne serpilen kırıntıları sevgi zanneder.
Bu yüzden birçok insan “hata” dediği süreçlerden geçer. “Ben mutlu olmak istedim, sevginin peşinden koştum, sonuç hüsran oldu” der.
Konu yine dönüp dolaşıp aynı yere gelir: İçindeki çocuğu duymaya, anlamaya ve onun davasını çözüp rahatlatmaya.
O çocuk mutlu ve huzurlu hissetmediği sürece, yetişkin halini dürtmeye devam eder. Çevresini istemsizce kırıp döker. Bazen de anlaşılmadığını düşünüp içine kapanır, dünyayla iletişim kurmaktan kaçınır.

İş yerinde uğradığın haksızlıktan, ilişkilerinde yaşadığın mutsuzluğa, yönetemediğin öfkenden, en ufak sözden alınmana kadar… Çoğu şey içindeki çocuğun yaşadıkları ve yaşayamadıklarıyla bağlantılıdır.
Geçenlerde çalıştığımız bir danışanım, başkalarının egolarından rahatsız olduğunu, çevresinin üstünlük taslaması karşısında değersiz hissettiğini ve bu yüzden kontrol edemediği öfkeyle kavgaya kadar gittiğini anlatmıştı. Regresyon çalışmasında bu duygular onu çocukluğuna götürdü. Yurt dışında azınlık olarak okulda maruz kaldığı muamelelerde hissettiği eziklik, utanç ve yetersizlik duyguları içinde kalmıştı. Bugün yaşadıkları, geçmişte çözülmemiş o duyguların üzerine eklenince patlama noktasına gelmişti.

Olaylar zamanda geçmiş olsa da, içindeki duygu geçmediyse, bugünkü olaylar üzerine eklenerek katlanır.
Küçükken varlığı baskı altında hisseden, engellenen kişilerde korku, endişe ve kaygı farklı tepkilerle ortaya çıkar. Kimi onaylanma isteğiyle kızgınlığını bastırır, bilinçaltına iter. Ama bu bastırma, insanlarla birlikteyken nedensiz bir tedirginlik olarak geri döner. Rahat olamaz, sosyal fobi yaşar.
Kiminde ise bilinçaltında kızgınlık, acı ve yetersizlik o kadar yoğunlaşmıştır ki, kişi bunu kontrol altında tutmak için tam zıttı bir tutum geliştirir. Aşırı anlayışlı, aşırı fedakar, hep alttan alan biri olur. Bu da bir savunma mekanizmasıdır. Kişi kendisini “çok sevgi dolu” zannederken, aslında gerçek benliğinin farkında değildir. Çünkü her abartılı davranışın altında, tam zıttı bir duygu barınır.

Bugün “Ben bu olaylara neden bu kadar fazla tepki veriyorum, neden bu kadar üzülüp alınıyorum, neden hayata küsüyorum?” diye soruyorsan, dön ve bak: İçindeki çocuk neler yaşıyor?
Onun tüm seslerini, bastırılmış öfkesini, utancını, acısını, yalnızlığını gerçekten duyup, anlayıp, hissederek deşarj ettiğinde, gerçekliğin de değişip dönüşmeye başlıyor.
Çalıştığımız kişilerde geçmişi deşarj ettiğimizde, verdikleri tepkiler otomatik olarak değişiyor. Çünkü artık yaşadıklarına geçmişin duygusuyla tepki vermekten çıkıyorlar.
Şimdi bir düşün: Hayatında nelere, kimlere çekildin? Kalbinde hangi duygu varken nasıl şeyler yaşadın?
Kaçmak yerine cesur ol. Adım at, derinlerinle yüzleş ve özgürleş ki çocukluğun da rahatlasın. Bu şekilde hayattan aldığın tat artacak, ilişkilerinde daha mutlu hissedecek ve engellenmişlikten çıktığın için içindeki potansiyeli nihayet kullanabilir hale geleceksin.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Egedebirgun.net ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!