YEDİ YILIN GÖLGESİ

0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
featured

Bir mesajla başlayan korku, aklın sorgusuyla bozulan tuzak
Alisa, hayatının en güzel dönemlerinden birindeydi. Yıllardır biriktirdiği emeklerin karşılığını almaya başladığına inanıyordu. Akademik kariyerinin yeni bir basamağını daha çıkmıştı. Üniversitenin koridorlarında yürürken duyduğu heyecan, sadece yeni dersler öğrenmenin heyecanı değildi. Her ders, zihninde açılan yeni bir kapı; her kongre, düşüncelerini başka zihinlerle buluşturan yeni bir yoldu.


Alisa hayatın bütün sorunlarının çözülebileceğine inanmıyordu belki ama sorunların usulüyle ele alınması gerektiğini biliyordu. Bir insanın suçlanması başka şeydi, suçlu olduğunun kanıtlanması başka. Bir iddia başka şeydi, kesinleşmiş bir mahkeme kararı başka. Bir telefon görüşmesi başka şeydi, hukuki bir tebligat başka. Bu ayrımları iyi biliyordu. Fakat insan, bildiklerinin sınandığı ana kadar bazı bilgilerin ne kadar derine yerleştiğini anlayamıyordu. O günlerde hayat, önünde açılan yeni yolların heyecanıyla akıp gidiyordu. Ta ki telefonunun ekranında beliren o kısa mesaj, bütün zamanını tek bir ana sıkıştırana kadar. Telefonuna baktığında sıradan, hatta fazlasıyla resmî görünen kısa, soğuk ve buyurgan bir mesajla karşılaştı. Ne dosyanın konusu açıklanmıştı ne bir mahkeme adı belirtilmişti ne de hangi işlemden söz edildiği anlatılmıştı. Sadece adı, soyadı, bir hukuk bürosunun adı ve aranması istenen bir telefon numarası vardı. Alisa, hukuk alanında tanınan, gerçekte de var olan bir firmanın adını görünce mesajı ciddiye aldı. İnsan zihni bazen tehlikeyi, tanıdığı şeylerin arkasına gizlenmiş olarak aramaz. Bilinen bir kurumun adı, güvenilir görünen bir unvan, resmî bir hitap… Bunlar zihnin savunma duvarlarını sessizce alçaltabilir. İşte o da bu sebepten mesajdaki numarayı aradı. Karşısına çıkan ses kendinden emindi. Ne tereddüt ediyor ne de söyleyeceklerini tartmak zorunda kalıyor gibiydi. Sanki Alisa’nın hayatına ilişkin bütün gerçekler önündeki dosyada yazılıydı ve onun görevi sadece bu gerçekleri bildirmekti. Ardından o cümle geldi; “Kesinleşmiş hapis cezanız var, yedi yıl.” Alisa bir an konuşamadı, yedi yıl, dile kolay. İki kelime, bir sayı ve insanın zihninde aniden kararan koca bir gelecek…


Az önce derslerini, kongreleri, araştırmalarını düşünen kadın, şimdi kendisini açıklayamadığı bir suçun ortasında bulmuştu. Birinin hayatına dışarıdan bakıldığında küçük görünen bir cümle, o hayatın içindeki bütün anlamları yerinden oynatabiliyordu. Yedi yıl hapis. Bu, sadece bir ceza süresi değildi, eğitiminin yarıda kalması, yıllardır emek verdiği çalışmaların kesintiye uğraması demekti. Bildiği hiçbir şey, duyduğu bu iddiayla örtüşmüyordu. Fakat telefondaki sesin kesinliği, insanın kendi hafızasından bile kuşku duymasına neden olabilecek kadar güçlüydü. “Yedi yıl mı?” diye sordu. “Evet, hanımefendi. Karar kesinleşmiş, hakkınızda yakalama emri çıkarılmış.” Ses, korkunun üzerine bir kat daha ekliyordu. Sanki ilk cümle yeterince ağır değilmiş gibi, şimdi de zamanın daraldığı söyleniyordu. Alisa’nın kalbi hızlandı, avuçlarının içi terledi, düşünceleri birbirine karışırken mesleki alışkanlığı onu bütünüyle teslim olmaktan alıkoydu. “Gerekirse en yakın karakola gider teslim olurum,” sözlerini söylerken henüz gerçeği bilmiyordu. Sadece bildiği dünyaya tutunmaya çalışıyordu. Karşısındaki kişi ise onun bu cümlesinde bir fırsat görmüş olmalıydı.

Çünkü korkutmak tek başına yeterli değildi, korkunun yönünü de belirlemek gerekiyordu. Telefondaki kişi, kendisini avukat olarak tanıtıyordu. Alisa’ya bir internet sayfasına girmesini söyledi. Arama motoruna “Cumhuriyet başsavcısı uzlaşma” yazmasını istedi. Sonra çıkan sayfadaki yönlendirmeleri takip etmesini söyledi. Alisa ekrana bakınca internetteki bir bağlantı, onu resmî bir işlem yapıyormuş hissine sürüklüyordu. Sayfanın görüntüsü, kullandığı kelimeler ve karşısındaki kişinin yönlendirmeleri, zihnindeki kuşkuları yatıştırmak yerine onları daha karmaşık hâle getiriyordu. İstenen yere Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarasını yazdı. Ekranda adına düzenlenmiş olduğu söylenen bir tutanak belirdi. Alisa’nın gözleri satırların üzerinde gezinirken evrakta İstanbul Adliyesi yazıyordu. İstanbul… Oysa yaşadığı hayatın, günlük işlerinin ve mesleki faaliyetlerinin içinde bu dosyayı açıklayabilecek bir durum yoktu. “Bu evrak neden İstanbul Adliyesi’nden?” diye sordu. Karşıdaki ses, hiç beklemeden cevap verdi: “Yasaklı sitelere bu adliye bakıyor.” Alisa duraksadı ve “Ne yasaklı sitesi?” diye panikle sorunca “Ücretsiz maç izlemişsiniz,” cevabı karşısında bir an, duyduğu cümlenin ne anlama geldiğini kavrayamadı. Sanki konuşma, gerçek dünyanın kurallarından çıkmış, kendi içinde mantıklı görünmeye çalışan tuhaf bir sahneye dönüşmüştü. “Ben milli maç bile izlemem yasaklı biçimde,” dedi. Karşıdaki kişi hemen yeni bir ihtimal ortaya attı; “O zaman film izlemişsinizdir,” Alisa yine “Hayır, izlemedim,” deyince “Telefonunuzdan başkası girmiş olabilir,” Alisa cevap vermeye çalıştı ama adam bu kez başka bir ihtimali öne sürdü; “Bir şey izlerken ekrana açılan bir pencereye yanlışlıkla tıklamış olabilirsiniz.” Her itirazın ardından yeni bir suçlama, her açıklamanın ardından başka bir ihtimal… Bir iddia çürütüldüğünde ortadan kalkmıyor, sadece biçim değiştiriyordu. Alisa, risk analizinde öğrendiği temel bir gerçeği hatırladı; bir açıklama, her sonuca uyacak şekilde sürekli değiştiriliyorsa, ortada doğrulanabilir bir açıklama bulunmayabilir. İnsan, kendi adını taşıyan bir belgenin karşısında neden bu kadar savunmasız hissederdi?

Çünkü isim, sadece bir kelime değildir. İnsan için kimliktir, geçmişidir, itibarıdır. Kendi adıyla ilişkilendirilen bir suçlama, sadece hukuki bir tehdit değil, benliğine yönelmiş bir saldırı gibi hissedilebilir. Alisa kendini toparlayıp e devlete baktı hızla. Ardından “Peki, neden doğrudan e-Devlet’e girdiğimde böyle bir dosya görünmüyor?” diye sordu. Karşıdaki kişi, kendinden emin ses tonunu korudu; “Yasaklı sitelerin davaları E-Devlet sistemine düşmüyor, bu bağlantıdan girince evrak çıkıyor.” Alisa ekrana yeniden baktı. Bir tarafta e-Devlet’e benzeyen bir sayfa, diğer tarafta kendi adıyla ilişkilendirilen bir tutanak… Hukuk, sadece cübbelerden, mühürlerden, resmî ifadelerden ve ağır cümlelerden ibaret değildi. Peki, telefondaki kişi neden ona resmî tebligatın yolunu açıklamak yerine korkutucu cümleler kuruyordu? Neden dosyanın esas numarasını, karar veren mahkemeyi ve kararın tarihini açıklamıyordu? Neden doğrulanabilir bilgilerin yerine, sürekli yeni suçlamalar ekliyordu? Alisa bu soruları henüz yüksek sesle sormuyordu ama zihninde bir şey değişmeye başlamıştı. İlk başta yalnızca kendisini savunmaya çalışıyordu. Şimdi ise karşısındaki kişinin anlattıklarını incelemeye başlamıştı. Aradaki fark küçüktü ama önemliydi. Savunmaya geçen insan, karşısındakinin kurduğu oyunun kurallarına göre hareket edebilir. Sorgulamaya başlayan insan ise oyunun kendisini sorgular. Alisa’nın içindeki risk analiz uzmanı, korkunun sisleri arasından yavaş yavaş görünür hâle geliyordu. Sonra para konusu açıldı, “Yarın hemen İstanbul’a gelmeniz gerekiyor,” dedi kendisini avukat olarak tanıtan kişi. “Neden?” sorusuna “Adliyeye gelmeniz lazım. İşlemleri takip edeceğiz ve indirimden faydalanıp hapisten kurtulmanızı sağlayacağız. Şimdiki masraf iki yüz altmış sekiz bin lira.” Alisa bu rakamı duyunca sanki odadaki bütün sesler bir anda kesildi, 268.000 TL. Az önce yedi yıllık bir hapis cezasından söz eden ses, şimdi bu korkunun çözümünü bir para miktarıyla ilişkilendiriyordu. İstanbul’a gelmesi, adliyeye ödeme yapması, kendi yerine işlemlerin takip edilmesi… Her şey bir an önce yapılmalıydı, yarın, hemen, gecikmeden.


Alisa’nın önünde şimdi iki ayrı gerçeklik vardı. Birincisi, karşısındaki kişinin anlattığı dünyaydı; yedi yıllık hapis cezası, kesinleşmiş karar, yakalama emri, yasaklı siteler, İstanbul Adliyesi ve yarına kadar ödenmesi gereken 268 bin lira. İkincisi ise kendi bildiği dünyaydı; hakkında bilgisi olmayan bir suçlama, doğrudan resmî sistemde doğrulanamayan bir kayıt, her soruda değişen açıklamalar ve hukuki bir işlem gibi sunulan para talebi. Bu iki dünya birbirine uymuyordu. Alisa’nın zihninde bir cümle belirdi; “Gerçek, neden benden sürekli korkmamı istesin?” Sonraki görüşmede arayan kişiye “Ben en yakın karakola gider, teslim olurum,” dedi. Bu cümleyi söylediğinde sesi ilk kez değişmişti. Artık karşısındaki kişiden bir çözüm beklemiyordu. Onun anlattığı hikâyenin dışına çıkıyordu. “Ne dediniz?” diye sönük bir sesle gelen soruya “En yakın karakola gideceğim. Hakkımda gerçekten kesinleşmiş bir ceza varsa resmî kayıtlardan öğrenirim. Yakalama emri varsa da yetkili makamlar gereken işlemi yapar. Ben bunu kendim araştırırım. Gerçekten bir suçum varsa da hapse girerim, devletimden kaçmıyorum.” Telefondaki sessizlik, konuşmanın başından beri duyduğu bütün cümlelerden daha anlamlıydı. Adamın sesi bir anlığına eski kesinliğini kaybetmiş gibiydi. Alisa devam etti; “Ben devletin kurumlarından korkarak kaçacak biri değilim. Hakkımda bir işlem varsa öğrenirim. Ama ne olduğu belli olmayan bir internet bağlantısına girip, bir telefon görüşmesinde söylenenleri kabul ederek para ödemem. Devlet benim devletim varsa bir ihmalim elbette bedelini maddi ve manevi öderim, gerekirse hapis yatarım.” Telefon kapandı.


Alisa bir süre ekrana bakakaldı. Sonra bir daha telefon çalmadı. Birkaç dakika önce hayatının elinden alınabileceğini düşünen bir insanın, şimdi hiçbir şey olmamış gibi ders çalışmaya dönmesi kolay değildi. Ders kitapları masanın üzerindeydi. Kongre notları açık duruyordu. Kalem, bıraktığı yerdeydi. Dünya, telefon görüşmesinden önceki hâline dönmüştü. Ama Alisa aynı yerde değildi. Çünkü artık sadece bir mesajın ne kadar korkutucu olabileceğini değil, korkunun insanın düşünme biçimini nasıl değiştirebileceğini de deneyimlemişti. O akşam kendisine şu soruyu sordu; “Benim gibi araştıran, sorgulayan, riskleri analiz etmeye çalışan bir insan bile böyle bir tuzağın içine çekilebiliyorsa, kimler kendisini koruyabilir?” Bu soru, sadece kendi yaşadığı olayla ilgili değildi. Bir an için gözünün önüne başkaları geldi. Emekli maaşıyla geçinen yaşlı bir kadın, çocuğunun geleceği için para biriktiren bir baba, sınavlarına hazırlanan genç bir öğrenci, hukuk terimlerini bilmeyen, resmî kurumların işleyişine yabancı bir vatandaş… Telefonuna gelen mesajı gördüğünde önce korkacak, sonra yardım arayacak, en sonunda da kendisini arayan kişinin söylediklerine inanabilecek insanlar… Belki biri, yıllardır biriktirdiği parasını gönderecekti, belki diğeri, ailesine söylemeye utandığı için tek başına karar verecekti. Belki bir başkası, hakkında suçlama bulunduğunu düşündüğü için paniğe kapılıp ne yapacağını bilemeyecekti. İnsanların korkuları birbirinden farklıydı ama hepsinin ortak bir yanı vardı; sevdiklerini, özgürlüklerini, geleceklerini ve itibarlarını kaybetmekten korkuyorlardı.


Alisa o gün bir şeyi daha iyi anladı; bir insanı kandırmak için her zaman onun bilgisizliğinden yararlanmak gerekmez. Bazen bildiklerini kullanmasına izin vermeyecek kadar korkutmak yeterlidir. Ve belki de çağımızın en önemli güvenlik sorunlarından biri buydu. Bilginin hiç olmadığı kadar erişilebilir olduğu bir dünyada, insanın hangi bilgiye güveneceğini bilememesi. Artık tehlike sadece karanlık sokaklarda, kilitli kapıların arkasında ya da uzak yerlerde değildi. Bazen avucumuzun içindeydi. Bir telefon ekranında, bir bağlantının ardında ve bir sesin içinde…
Alisa yeniden üniversiteye gitti. Koridorlardan geçerken öğrencilerin konuşmalarını duydu. Bir sınıfın kapısı açıldı. Bir öğretim üyesi elindeki notları düzenliyordu. Birileri yaklaşan kongreden söz ediyor, birileri tez konusu üzerine tartışıyor, hayat devam ediyordu. Alisa da devam etmek istiyordu. Derslerine yeniden odaklanırken yaşadığı olayın kendisini korkuyla yönetmesine izin vermemeye karar verdi. Araştırmalarına, akademik çalışmalarına ve düşüncelerine geri dönecekti. Alisa bunu düşünürken masasına oturdu. Önünde yeni bir sayfa vardı. Kalemini eline aldı ama bir süre hiçbir şey yazmadı. Sonra ilk cümleyi yazdı; “Bir insanı korkutmak kolaydır; asıl mesele, korkunun onun yerine düşünmesine izin vermemektir.” Kalem ilerlemeye devam etti. Dışarıda hayat akıyordu ve telefonu sessizdi.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Egedebirgun.net ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!