Bil Bakalım Ne Oldu?

0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
featured

Geçen yazıda nerede kalmıştık?
Mezun olmuştuk. Çalışma hayatına atılmış, farklı işlerde çalışmış, öğrenmiş, yorulmuş, yeniden başlamış ve en
sonunda kendimizi pazarda, kendi yaptığımız ürünlerin başında bulmuştuk.
Hani bazen insan hayatının yönünü değiştirdiğini düşünür ve içinden “Tamam, galiba şimdi oldu.” der ya…
Ben de öyle demiştim.
Ama olmadı.
Daha doğrusu, o gün benim kafamda kurduğum gibi olmadı.
Pazara çıktım, kendi ürettiklerimi sergiledim, heyecanlandım, bekledim…
Sonuç istediğim gibi değildi.
Eskiden olsa belki bunu bir başarısızlık olarak görürdüm. Ama şimdi geriye dönüp baktığımda anlıyorum ki bazı
yollar bizi gideceğimiz yere ulaştırmak için değil, gideceğimiz yolu göstermek için varmış.
Çünkü o pazar gününden sonra hayat benim için hiç beklemediğim yerlere doğru ilerlemeye başladı.
Bir gün bana:
“Bir köşe yazısı yazar mısın?”
dediler.
Ben de yazdım.
Ve şimdi siz bu satırları okuyorsunuz.
Pazarda kendi yaptıklarını satmaya çalışan bir kadından köşe yazarlığına…
Kabul edelim, hayat bazen senaryoyu biraz hızlı değiştiriyor.
Derken başka biriyle tanıştım.
Yaptığım işlerden, geçmişimden, gelecek planlarımdan ve aslında uzun zamandır içimde büyüttüğüm bir
düşünceden konuşurken bana şöyle dedi:
“Sen artık kendi ofisini açmalısın.”
Aslında bu cümle bana hiç yabancı değildi.
Çünkü o ofisin kapısını ben kafamda çoktan açmıştım.
Kendi işimi kurmak, yıllardır edindiğim tecrübeyi artık kendi emeğim ve kendi hayallerim için kullanmak
düşüncesi zaten uzun zamandır aklımın bir köşesindeydi.
Eksik olan fikir değildi.
Belki biraz cesaretti.
Belki doğru zamandı.
Belki doğru insanlarla yolların kesişmesiydi.
Belki de insanın bazen kendi kendine defalarca söylediği bir şeyi bir başkasından da duymaya ihtiyacı vardı.
O cümle bana yeni bir fikir vermedi.
Zaten içimde olan bir fikrin sesini biraz yükseltti.
Sonra fikirler konuşuldu.
Planlar yapıldı.
Hesaplar kitaplar açıldı.
“Yapabilir miyim?”den çok, “Neden yapmayayım?” demeye başladım.
Elbette korktum.
Çünkü kendi işini kurmak sosyal medyada gördüğümüz “Hayallerinin peşinden git!” cümlesi kadar romantik
değil.
Sorumluluğu var.
Riski var.
Uykusuz gecesi var.
Hesabı var, kitabı var.
Bir de insanın kafasının içinde sürekli konuşan o meşhur ses var:
“Ya olmazsa?”
Sonra başka bir soru sordum kendime:
Ya olursa?
İşte bazen bütün hikâyeyi değiştiren soru bu oluyor.
Ben de tüm cesaretimi topladım.
Ve şimdi…
Sıkı durun.
Bil bakalım ne oldu?
Geçtiğimiz günlerde karşıma şöyle bir haber başlığı çıktı:
“İki kadın girişimciden Seferihisar’a yeni danışmanlık markası; ZELYS..”
Haberi açtım.
Ve karşınızda efendim…
Bendeniz, Selin Özen Ruken.
Evet.
O haberde bahsedilen iki kadın girişimciden biri bendim.
Bir an durup düşündüm.
Yıllarca başkalarının işinde çalıştım.
Ama hiçbir zaman sadece “Ben görevimi yapayım, gerisi beni ilgilendirmez.” diyemedim.
Çalıştığım yeri sahiplendim.
Sorununu kendi sorunum bildim.
Başarısını kendi başarım gibi gördüm.
Gerektiğinde mesai hesabı yapmadım, gerektiğinde sorumluluğumun sınırlarını biraz fazla genişlettim.
Kısacası ben yıllarca başkalarının işini kendi işimmiş gibi çalıştım.
Şimdi ise hayatımda küçük gibi görünen ama benim için kocaman olan bir fark var:
Artık gerçekten kendi işim için çalışıyorum.
Hem de yanımda aynı heyecanı ve cesareti taşıyan başka bir kadınla…
İki kadın.
İki farklı hayat.
İki farklı tecrübe.
Ama ortak bir hayal.
Ve böylece ZELYS Danışmanlık doğdu.
Bugün o tabelaya baktığımda yalnızca bir şirket ismi görmüyorum.
Mezun olduğum günü görüyorum.
İlk iş günümü görüyorum.
Yıllarca edindiğim tecrübeleri görüyorum.
Yorulduğum günleri…
“Ben şimdi ne yapacağım?” dediğim zamanları…
Kendi ellerimle yaptığım ürünleri alıp pazara çıktığım o günü…
İstediğim sonucu alamadığımda yaşadığım hayal kırıklığını…
İlk köşe yazımı…
Ve en sonunda bütün cesaretimi toplayıp kendi işimin başına geçtiğim bugünü görüyorum.
Şimdi daha iyi anlıyorum:
Hayat bazen planlarımızı bozarken aslında bize başka bir yol açıyormuş.
O gün pazarda her şey tam istediğim gibi gitseydi belki bugün burada olmayacaktım.
Demek ki bazen olmayan şeylere de teşekkür etmek gerekiyormuş.
Çünkü bazı hayal kırıklıkları son değilmiş.
Sadece yön tabelasıymış.
Ve gelelim bundan sonrasına…
Bu köşede artık sadece kendi hikâyemi anlatmayacağım.
Yıllardır içinde olduğum vize ve yurtdışı eğitim alanında bildiğim, öğrendiğim ve tecrübe ettiğim ne varsa
burada sizinle paylaşacağım.
Vizeleri konuşacağız.
Ülkeleri konuşacağız.
Yurtdışında eğitim seçeneklerini konuşacağız.
Başvuru süreçlerinde doğru bilinen yanlışları, yapılan küçük ama önemli hataları, retleri, yeni fırsatları ve belki
de bir gün sizin ya da çocuğunuzun hayatını değiştirecek eğitim seçeneklerini konuşacağız.
Ama bir sözüm var:
Bunu karmaşık terimlerin ve resmi cümlelerin arkasına saklanarak yapmayacağım.
Bildiğimi anlatacağım.
Bilmediğimi araştıracağım.
Ve bildiğim her şeyi tüm samimiyetimle sizinle paylaşacağım.
Çünkü kendi işimin başına geçtiğim bugünlerde kendime verdiğim en önemli sözlerden biri şu:
Yıllarca başkalarının işini nasıl kendi işimmiş gibi sahiplendiysem, bundan sonra bana güvenerek kapımı çalan
insanların hayallerini de aynı özenle sahipleneceğim.
Kusursuz olduğumu söylemeyeceğim.
Ama size kusursuza yaklaşan bir hizmet verebilmek için elimden geleni yapacağıma tüm samimiyetimle söz
verebilirim.
Ben Selin Özen Ruken.
Mezun oldum.
Çalıştım.
Yoruldum.
Yeniden başladım.
Ürettim.
Pazara çıktım.
Yazmaya başladım.
Ve şimdi kendi işimi kurdum.
Geçen yazıda “Büyüyünce ne olacaksın?” diye sormuştuk ya…
Sanırım cevabı buldum:
Tek bir şey olmak zorunda değilmişiz.
Bazen hayatın bizi nereye götüreceğini bilmeden yürümeye devam etmek gerekiyormuş.
Ben yürümeye devam ediyorum.
Üstelik artık anlatacak çok şeyim var.
Haftaya bu köşede, bu kez vize ve yurtdışı eğitim dünyasından konuşmaya başlayalım.

Bakalım sırada ne var efendim…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Egedebirgun.net ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!