Ölümün kaçınılmaz bir doğa olayı olmasından çıkıp bir dizi ihmaller zincirinin sonucunda meydana gelmesi durumu. Önlenebilmesi alınacak tedbirler ile mümkünken, alınmayan veya alınmak istenmeyen o tedbirler yüzünden oluşan felaketlerde yüzlerce ve hatta binlerce insanımızın hayatını kaybetmesi.
Kulağa ne kadar ürpertici geliyor değil mi!
İnsan hayatı nasılda kolay harcanıyor değil mi?
Toplumsal olarak ta kanıksamadık mı bu durumu, kabullenmedik mi? Belki de kanıksamamız için bütün materyaller kullanılmıştır. Psikoloji bilimi der ki; ‘’Bir olaya, bir duruma kitlesel olarak ne kadar maruz kalırsanız o kadar normalleştirisiniz.’’ Tamda bu sebepten şiddet, ölüm, felaket haberlerinin sosyal medya üzerinden bu kadar sık servis edilmesinin ne kadar yanlış ve toplumun duyarlılığını törpüleyen bir durum olduğunu yıllardır vurgulayıp duruyorum. Bu kadar sık servis edilen felaket senaryolarının sonucunda sadece duyarlılığımız azalmıyor aynı zamanda ölümün hızı, felaketin çokluğu, şiddetin normalleştirilmesi durumu, toplumun yas tutmasını ve tepki verme imkanını da elinden alıyor. Sonuç her şeyi normalleştirmiş, tepkilerini yitirmiş ve maalesef duyarlılığını kaybetmiş bir toplum.
Nasıl mı her şeyi normalleştiriyoruz; yaşamak için doğduğumuz hastanelerde doğarken ölüyoruz , öğrenmek için gittiğimiz okullarda ölüyoruz ,yürüdüğümüz sokaklarda ölüyoruz , kendi vatanımızda gezip görmek için seyahat ederken ölüyoruz , hayatımızı devam ettirebilmek için çalışırken ölüyoruz , güvenli limanımız olan evimizde depremden ölüyoruz, kış tatiline gidiyoruz kaldığımız otelde yanarak ölüyoruz , yaz tatiline gidiyoruz bindiğimiz gemide ölüyoruz , metroya biniyoruz manyağın biri gelip bıçaklıyor ölüyoruz, kaldırımda yürürken ehliyetsiz biri gelip çarpıyor ölüyoruz , yemek yemeye gidiyoruz zehirlenerek ölüyoruz… Mütemadiyen ölüyoruz…
Adı ölmek olan bu sert tanımı kullanmakta ki amacım okuyucuyu rahatsız etmek değil aksine okuyucuya ayna tutmak, yani toplumun alıştığı ve kanıksadığı bu trajedik düzen ile yüzleşmesini sağlamak ve yaşamın kutsallığını tekrar hatırlatmak.
Başımızı avuçlarımızın arasına alarak düşünmeye başladığımızda eminim ki hepimizin aklına şu soru gelecektir. ‘’ Bugün bu sessiz kaldıklarımız yüzünden yarın neler olacak?’’ Yarın nasıl ve ne şekilde öleceğiz!
Hepimiz ayı fikirde, aynı düzlemde, aynı yaşam biçiminde olmak zorunda değiliz, farklılıklarımız bizim zenginliklerimizdir. Fakat hepimiz vicdanımızı dinleyerek adil toplum düzeninde hak ettiğimiz gibi insanca, ölmeden yaşam hakkını savunmakla, çocukları korumakla, okulları korumakla, kadınları korumakla, öğretmenleri korumakla, doğayı korumakla, aklımızı korumakla ve en önemlisi insanlığımızı korumakla mükellefiz.
Oğuz ATAY’ında dediği gibi;
Sevgili insanlık, bir çocuk masumiyetiyle bir kez daha elma diyorum ne olur çık ortaya artık…
Selam ve sevgilerimle.
