İnsanlar kendilerini zorla bir yere aitmiş gibi yapmaya çalışıyor.
Olmadıkları kimlikleri giyiyor,
olmayan cümlelerle konuşuyor,
kendi kalplerine yabancılaşıyorlar.
Görünmek için eğilip bükülüyor,
kabul görmek için kişiliklerini feda ediyorlar.
Ve buna da “başarı” diyorlar.
Oysa ben başka bir başarıdan söz ediyorum:
İnsan kalabilme başarısından.
Biz çoğu zaman bir yerlere sığabilmek için küçülüyoruz.
Sesimizi kısıyor, hayallerimizi buduyor,
kalbimizi cebimize sığdırmaya çalışıyoruz.
Çünkü korkuyoruz…
Dışlanmaktan, yalnız kalmaktan,
“fazla” olmaktan korkuyoruz.
Ama hayat…
Hayat bir defa yaşanıyor.
Tekrarı yok.
Geri sarma tuşu yok.
Ve bu kısacık yolculukta arkamızda bırakacağımız tek şey;
ne kadar yükseldiğimiz değil,
ne kadar dokunduğumuzdur.
Bir gün herkes susacak…
Telefonlar kapanacak,
kalabalıklar dağılacak,
ışıklar sönecek.
Ve geriye sadece şunlar kalacak:
Kime umut olduk,
kimin karanlığında elini tuttuk,
kim ağlarken yanında durduk.
Asıl başarı işte budur.
Hayatını dar kalıplara sıkıştıranlar,
kendilerini küçülttüklerinin farkında değiller.
Kalplerini daraltıyor,
bakışlarını karartıyor,
ruhun sonsuzluğunu boğuyorlar.
Oysa insanın en büyük zenginliği;
yüreğinin güzelliği
ve
bakış açısının genişliğidir.
Geniş bakmak gerekir hayata…
Biraz merhametle,
biraz vicdanla,
biraz da sevgiyle.
Yardımlaşmayı pusula,
iyiliği yol,
güzelliği yoldaş yapmak gerekir.
Çünkü insanı büyüten şey;
kaç kişinin tanıdığı değil,
kaç kişinin hayatına dokunduğudur.
Ben şuna inanıyorum:
Bu dünyada hâlâ kazananlar var.
Sessizce iyilik yapanlar,
kimse görmeden birinin yükünü alanlar,
karanlığa bir mum yakanlar…
Onlar alkış almaz belki.
Ama vicdanları rahat,
kalpleri sağlam,
geceleri huzurludur.
Ve işte gerçek başarı tam da budur:
Küçülmeden yaşamak.
İnsan kalarak büyümek.


Ahh, keşke insan olarak geldiğimiz şu dünya da insan kalabilmek için yarışsa herkes 🙏 kaleminize yüreğinize sağlık Doğan bey 🙏