Bugün Türkiye’de ekonomik krizi anlatmak için uzun analizlere gerek yok. Pazara çıkan herkes, faturasını ödeyen herkes, kira günü gelen herkes zaten gerçeği biliyor. Sorun açık: Gelir yetmiyor, gider sürekli artıyor.
Bu tablo tesadüf değil. Yıllardır üretim yerine tüketime dayalı bir model izlendi. Tarım geri plana itildi, küçük esnaf yalnız bırakıldı, gençler işsizliğe mahkûm edildi. Sonuç olarak bugün hem üreten azaldı hem kazanan daraldı.
O yüzden çözüm de net olmak zorunda. Bu kriz, ancak üretimi ve geliri artırarak çözülür.
Birinci adım: Üretimi artırmak.
Boş duran tarım arazileri üretime açılmalı. Çiftçiye mazot, gübre ve alım garantisi verilmeli. Aracılar azaltılmalı, üretici doğrudan pazara ulaşmalı. Bu yapılmadan gıda ucuzlamaz.
İkinci adım: Geliri artırmak.
Asgari ücret ve emekli maaşları enflasyona karşı gerçekten korunmalı. Ama sadece maaş artırmak yetmez; insanlara ek gelir kapıları açılmalı. Her ilçede kurulacak istihdam ofisleriyle insanlar hızlıca işe yerleştirilmeli.
Üçüncü adım: Gençleri üretime katmak.
Gençlere “iş bul” demek yerine “iş kur” demek gerekiyor. Faizsiz küçük girişim destekleriyle binlerce genç kendi işini kurabilir. Dijital ekonomi bu ülke için büyük bir fırsat.
Dördüncü adım: Hayat pahalılığını düşürmek.
Enerji ve gıda maliyetleri doğrudan hedeflenmeli. Yerel üretim desteklenirse hem fiyat düşer hem üretici kazanır.
Siyasetin görevi sorunu anlatmak değil, çözümü uygulamaktır. İnsanlar artık neyin yanlış olduğunu biliyor. Onlara yeni bir yol göstermek gerekiyor.
Bu yüzden bugün söylenmesi gereken söz basit ve nettir:
Bu kriz yönetilemedi. Ama doğru politikalarla çözülebilir.
Yeter ki laf değil, icraat üreten bir anlayış ortaya konulsun.
