Yeni bir yıl…
Her defasında aynı masanın etrafına oturuyoruz:
umut, dilek, hayal ve biraz da kırgınlık.
Her yeni yıl, sanki geçmişin tozunu silip tertemiz bir sayfa açabilecekmişiz gibi…
Ama bazı yıllar vardır;
üzerinden silgiyle geçilmez, kalbin içine kazınır.
2025 öyle bir yıldı.
Seçilmişlerin cezaevine girdiği,
kadın cinayetlerinin arttığı,
yoksulluğun ve işsizliğin evlerin içine kadar girdiği,
sofraların küçüldüğü, umutların daraldığı bir yıl oldu.
Ve bu yıl;
Manisa’nın vicdanına, belleğine, kalbine kazınan kayıplarla geçti.
Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek’i,
Manisa Basın Daire Başkanı Güney Temiz’i,
Şehzadeler Belediye Başkanı, Manisa’nın ilk kadın belediye başkanı Gülşah Durbay’ı,
zamansız, sessiz, ağır bir hüzünle uğurladık.
O gün bir kez daha öğrendik:
Hayat, iki nefes arası.
Bu yüzden…
2025’ten kendimize bir mektup yazsaydık, belki de şöyle başlardık:
“Bu yıl öğrendik ki;
kırdıklarımızı onarmaya yarın kalmayabilir.
Sustuklarımızı söylemeye,
sarılmadıklarımıza sarılmaya,
‘sonra’ dediğimiz her şey için geç kalabiliriz.”
2025 bize şunu öğretti:
Zaman çok kıymetli.
Öfke çok gereksiz.
İnsan kalbi çok kırılgan.
Hayat ise düşündüğümüzden çok daha kutsal.
Acılar, hüzünler, sevinçler…
Hepsi bildiğimiz kadarıyla sığdı ömrümüze.
Ama çoğu zaman kendimizi unuttuk.
Kendimizi gömdük, erteledik, susturduk.
Oysa yeni bir yılın kapısını aralarken,
en çok kendimize borcumuz var.
Kendimizi unutmadan,
kendimizi önceleyerek,
kalbimizi koruyarak…
Ama sadece kendimiz için değil…
Dünyanın başka köşelerinde büyüyemeyen çocuklar için de…
Gazze’de uykusuna bomba sesi karışan Filistinli çocuklar için,
Doğu Türkistan’da adı, dili, kimliği yasaklanan Uygur çocuklar için,
Çin’in gölgesinde sesi bastırılan, hafızası silinmek istenen tüm çocuklar için…
Çünkü bir çocuğun korkuyla uyuduğu hiçbir yıl,
kimse için gerçekten “yeni” değildir.
Şimdi 2026’nın eşiğindeyiz.
Diliyorum ki bu yeni yıl;
işsizliğin olmadığı,
yoksulluğun son bulduğu,
kadınların korkmadan yaşadığı,
gençlerin hayal kurabildiği,
çocukların uykularında silah sesi değil, ninni duyduğu bir yıl olsun.
Filistinli çocukların sabaha sağ çıktığı,
Uygur çocukların özgürce adını söylediği,
dünyanın hiçbir yerinde bir çocuğun “savaş” kelimesini erken öğrenmediği bir yıl olsun.
Ve biz…
hayatın ne kadar değerli olduğunu hiç unutmadan,
birbirimize daha az kırarak,
daha çok sarılarak,
daha çok insan olarak yürüyelim.
Yeni yıl,
kalbimize iyi gelsin.

