Doğan Beyazgül
  1. haberler
  2. Yazarlar
  3. Bir Coğrafyanın Kulağımıza Fısıldadığı Ağıt: Serkan’ın Hikâyesi

Bir Coğrafyanın Kulağımıza Fısıldadığı Ağıt: Serkan’ın Hikâyesi

featured
service
2
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

“Coğrafya kaderdir” demişti İbn Haldun… Bu söz, kulağa kaderci bir teslimiyet gibi gelse de; bazen, gerçekten de doğduğun yer, yaşayacağın hayatın ilk haritasını çizer. Ama kaderin elinde doğduğun yer varsa, senin elinde de onu yeniden yazacak kalem vardır.


Bugün size anlatmak istediğim hikâye, Türkiye’nin doğusunda, Muş’un Varto ilçesinin bir köyünde başlıyor. Yastığı taş, döşeği keçe olan bir evde… Yoksulluğun sadece eksiklik değil, bir yaşam biçimi olduğu bir yerde…


Serkan, o evin çocuklarından biri. Babası tam 30 yıl çobanlık yapmış. Annesi de yetim; babası da… İkisine de abileri sahip çıkmış. Hayat, onlar daha çocukken “diren” demiş. Köyün en yoksul hanesi olmuşlar, ama en onurlu direnişi de o evde göstermişler.


11 çocuk dünyaya getirmiş bu çift… Belki de o coğrafyanın sessiz öğretilerinden biri bu: Çok çocuk, çok umut. Belki biri kurtulur, biri okur, biri büyür de bu yoksulluktan çeker alır bizi… Ama hayat o kadar da cömert olmamış. Dört çocuklarını toprağa vermişler, yedi çocuk kalmış geriye.


Serkan, o çocuklardan biri. Henüz çocuk yaşta, babasının çektiği yoksulluğa dayanamaz olmuş. Gönlü, küçük bir çocuğun taşıyamayacağı kadar büyük olmuş. İstanbul’a gitmeye karar vermiş. Gitmiş de… Ama arkasında hasta bir baba, buruk bir veda kalmış.


İstanbul’da ilk işi inşaat olmuş. Betonun, demirin, tozun içinde alın teriyle yoğrulmuş. İlk maaşını alır almaz, hiç tereddüt etmeden babasına göndermiş. “Ben burada senin için çalışıyorum baba, rahat et diye…” demiş. Sitemin içinde sevgi, uzaklığın içinde bağlılık varmış.


Zamanla müzik girmiş hayatına Serkan’ın. Belki köyde annesinin yaktığı ağıtlar, belki babasının sessiz gecelerde mırıldandığı ezgiler… O tınılar, İzmir’e taşınmış Serkan’ın yüreğiyle birlikte. Şimdi hem belediyede çalışıyor hem de sahnede, kendi kültürünü, kendi hikâyesini, kendi dilini notalara döküyor. Her ezgisi biraz toprak kokuyor, biraz hasret, biraz da umut…


Bu hikâye belki sadece Serkan’ın değil. Bu, doğduğu coğrafyanın dar yollarından geçip de şehir ışıkları altında kendi yolunu bulan herkesin hikâyesi. Yoksullukla, yoklukla, ama en çok da onurla büyüyenlerin…


Kimi insanlar başarıyı büyük salonlarda, büyük alkışlarla ölçer. Oysa bazı başarılar sessiz olur. Bir babanın eline ulaşan ilk maaş zarfında, bir annenin gözyaşında ya da bir türkünün yüreğimize dokunan sözlerinde gizlidir.


Serkan, sadece bir müzisyen değil. O, coğrafyasını kader olmaktan çıkaran, alın teriyle, yüreğiyle yeniden yazan biri. Kimi zaman bir türküyle, kimi zaman sadece gülümsemesiyle insanların kalbine dokunan, mütevazı ama güçlü bir adam…


Bize düşense bu hikâyeyi anlamak, anlatmak ve unutmamak. Çünkü bazen bir insanın hikâyesi, hepimizin aynası olabilir.

Bir Coğrafyanın Kulağımıza Fısıldadığı Ağıt: Serkan’ın Hikâyesi
+ - 2

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

2 Yorum

  1. 17 Eylül 2025, 07:47

    Öncelikle kaleminize,emektar elinize sağlık.Serkan benim arkadaştan öte Bıram’dır. Bizde Bıra demek kardeş demek abi demektir. Temiz duygu ve güven demektir.Benim Bıram da doğru güçlü ve yüreği iyi biridir.

  2. Serkan kardeşime Başarılar diliyorum

Giriş Yap

Egedebirgun.net ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin