Aykut Teker
  1. haberler
  2. Yazarlar
  3. CHP’DE SORUN İHANET Mİ, GÜVENSİZLİK Mİ? 

CHP’DE SORUN İHANET Mİ, GÜVENSİZLİK Mİ? 

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Türk siyasetinde “ihanet” kadar kolay kullanılan, ancak tanımı üzerinde en az uzlaşı bulunan kavramlardan biri belki de budur. Siyasi tartışmalar sertleştikçe, görüş ayrılıkları derinleştikçe ve güç mücadeleleri görünür hale geldikçe, taraflar birbirilerini anlamaya çalışmak yerine suçlamayı tercih edebilmektedir. 

CHP içerisinde son yıllarda ortaya çıkan gelişmeler de bu tartışmayı yeniden gündemin merkezine taşımıştır. Bir kesim yaşanan süreci değişim hareketi olarak değerlendirirken, başka bir kesim uzun yıllar boyunca partinin liderliğini üstlenmiş bir isme karşı yürütülen siyasi bir tasfiye olarak görmektedir. 

Bu nedenle bugün cevap aranması gereken sorun yalnızca “kim haklı” sorusu değildir. Belki de daha önemli olan, “ihanet” kavramının bu kadar sık kullanılmasını gerekli kılan zeminin nasıl oluştuğunu sorgulamaktır. 

Siyasi partilerde liderlik mücadeleleri olağandır. Ancak bazı dönemlerde siyasi rekabet, fikirlerin yarıştığı demokratik bir zeminden uzaklaşarak tarafların birbirini suçladığı, hatta karşı cephe olarak gördüğü bir noktaya sürüklenebilmektedir. CHP’de ortaya çıkan atmosfer de büyük ölçüde böyle bir görünüm sergilemektedir. 

Kurultay süreciyle birlikte parti içinde yalnızca yönetim değişmemiş, aynı zamanda uzun yıllara dayanan ilişkiler, ittifaklar ve siyasi dengeler de yeniden şekillenmiştir. Bu sebeple ortaya çıkan tabloyu sadece genel başkanlık yarışı üzerinden okumak eksik bir değerlendirme olacaktır. 

Bir kesime göre Kemal Kılıçdaroğlu, yıllarca emek verdiği partide en yakın çalışma arkadaşları tarafından yalnız bırakılmış, siyasi anlamda arkadan hançerlenmiştir. Bu görüşü savunanlar, değişimin doğal olduğunu kabul etmekle birlikte, yöntemin ve kullanılan dilin parti kültürüne zarar verdiğini düşünmektedir. 

Buna karşılık başka bir kesim ise kurultayda ortaya çıkan sonucun demokratik bir tercih olduğunu, delegelerin değişim yönünde irade ortaya koyduğunu savunmaktadır. Bu anlayışa göre liderlik yarışını ihanet olarak nitelendirmek, demokratik siyasetin ruhuyla bağdaşmamaktadır. 

Özgür Özel’in genel başkanlığa giden süreçte Ekrem İmamoğlu’nun siyasi desteğini aldığı yönündeki değerlendirmeler de kamuoyunda geniş bir yer bulmuştur. Kimi çevreler bu desteği değişimin önemli bir unsuru olarak görürken, kimileri de bunun siyasetin doğal bir parçası olduğunu ifade etmektedir. Ancak hangi görüş benimsenirse benimsensin, siyasi destek ile siyasi vesayet arasındaki çizginin dikkatle ele alınması gerektiği açıktır. 

Öte yandan kurultay sürecine ilişkin ortaya atılan çeşitli iddialar ve ardından başlayan hukuki süreçler, parti içindeki gerilimi daha da arttırmıştır. Bir grup,  yaşananların siyasi ve ahlaki açıdan sorgulanmasını gerektiğini savunurken; diğer bir grup kesinleşmemiş suçlamaların partiye zarar verdiğini ve asıl sorumsuzluğun bu yaklaşımda bulunduğunu ileri sürmektedir. Gelinen noktada mesele yalnızca bir kurultay değerlendirmesi olmaktan çıkmış, güven ve meşruiyet tartışmasına dönüşmüştür. 

Aslında bütün bu görüş ayrılıklarının merkezinde tek bir soru bulunmaktadır: CHP’nin yaşadığı sorun gerçekten ihanet midir, yoksa yıllar boyunca biriken siyasi hataların, kırgınlıkların ve karşılıklı güvensizliğin ortaya çıkardığı bir sonuç mudur? 

Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığı boyunca eleştirilen kararları olmuştur. Seçim stratejileri, kadro tercihleri ve bazı siyasi hamleleri parti içinde ve dışında yoğun biçimde tartışılmıştır. Bu eleştirilerin varlığı inkâr edilemez. Ancak bir liderin hatalarının bulunması, ona yönelik her tutumun haklı olduğu anlamına gelmez. 

Aynı şekilde, değişim talebinin güçlü biçimde dile getirilmiş olması da yeni yönetimi eleştiriden muaf tutmaz. Siyasette başarı kadar yöntemler, üslup ve kurumsal kültür de önem taşır. Kalıcı birliktelikler yalnızca seçim kazanarak değil, ortak aidiyet duygusunu koruyarak inşa edilir. 

CHP’nin tarihi incelendiğinde, liderlik değişimlerinin her zaman sancısız yaşanmadığı görülmektedir. Buna rağmen partiyi ayakta tutan unsur, kişilerden bağımsız olarak kurumsal hafızasını koruyabilmesi olmuştur. Bu nedenle mevcut ayrışmanın da kişisel hesaplaşmaların ötesinde, partinin geleceği açısından değerlendirilmesi gerekmektedir.  

Siyasette vefa önemlidir. Ancak vefa, eleştirisiz bağlılık anlamına gelmez. Yeniden değişim de önemlidir. Fakat bu arayışın geçmişi bütünüyle değersizleştirilen bir anlayışa dönüşmesi de sağlıklı sonuç üretmez. Demokratik olgunluk, bu iki dengeyi aynı anda koruyabilme becerisidir. 

Asıl sorun, tarafların birbirlerini anlamaya çalışmak yerine birbirlerine siyasi kimlikler yüklemeye başlamasıdır. Bir tarafın diğerini “hain”,  karşı tarafın ise muhaliflerini “engel” olarak görmesi, çözüm üretmek yerine ayrıştırmayı derinleştirmesidir. Böyle bir ortamda kişiler konuşulur, fakat sorunlar çözülmez. 

Demokratik siyasette farklı düşünmek ihanet sayılmaz. Eleştiri de düşmanlık anlamına gelmez. Ancak siyasi rekabetin, kurumsal aidiyet duygusunu tamamen ortadan kaldıracak bir noktaya taşınması da sağlıklı bir durum değildir. 

Belki de sorulması gereken soru “hain kim?” değil, “ aynı hedefe yürüdüğünü söyleyen insanlar neden birbirlerini bu kadar kolay suçlayabiliyor” sorusudur. 

Çünkü bir siyasi hareketi zayıflatan yalnızca rakipleri değildir. Cevabı verilmeyen sorular, konuşulmayan kırgınlıklar, ertelenen yüzleşmeler ve çözülmeyen güven sorunları da en az dışarıdan gelen baskılar kadar yıpratıcı olabilir. 

Sonuç olarak, CHP’de yaşanan tartışmaların kazananı ya da kaybedeni bugün için kesin olarak belirlenmiş değildir. Ancak açık olan bir gerçek vardır: Herkesin birbirini ihanetle suçladığı bir ortamda ne siyasi güven yeniden tesis edilebilir ne de topluma güçlü bir gelecek vizyonu sunulabilir. 

Bu nedenle ihtiyaç duyulan şey yeni hainler aramak değil, geçmişten ders çıkararak ortak bir siyasi aklı yeniden üretilebilmektir. Çünkü demokrasilerde asıl güç, farklı düşünen insanların aynı çatı altında konuşabilme ve birlikte yol yürüme iradesinden doğar. 

CHP’DE SORUN İHANET Mİ, GÜVENSİZLİK Mİ? 
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Egedebirgun.net ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!