Bundan tam 19 yıl önce,
Antarktika’nın sonsuz beyazlığında bir penguen sürüsünden ayrıldı.
Herkes denize koşuyordu.
Çünkü deniz hayattı.
Deniz umut demekti.
Deniz “yaşamak zorundayız” demekti.
O ise ters yöne yürüdü.
Rüzgârın yüzünü kestiği,
soğuğun kemiğe işlediği,
hiçliğin bile yankı yapmadığı dağlara doğru…
Yönünü şaşırmamıştı.
Sadece artık kalabalıkta nefes alamıyordu.
Kimse anlayamadı neden gittiğini.
Ama yıllar sonra anladık ki
o penguen yalnız değildi.
Çünkü bugün,
çağın insanı kendini onun siyah-beyaz bedeninde gördü.
Modern dünya bizi görünmeyen odalara kapattı.
Duvarları taksitlerle, saatlerle, ekranlarla örülü odalara…
Sürekli bir yere geç kalıyoruz.
Sürekli bir şeylere yetişemiyoruz.
Ne kendimize, ne hayallerimize, ne çocukluğumuza…
Ekranlar parlıyor ama içimiz kararıyor.
Kalabalıklar çoğalıyor ama yalnızlık büyüyor.
Her sabah işe giderken,
kahvaltı masasında boşluğa bakarken,
otobüs camından yansıyan yüzümüzde
aynı cümle dolaşıyor:
“Ben ne zaman bu kadar yoruldum?”
Hepimizin içinde bir penguen var.
Bazen susarak ağlayan,
bazen kimseye söyleyemediği bir gitme isteği taşıyan…
Toplum bizden hep güçlü olmamızı istedi.
Hep başarmamızı.
Hep gülmemizi.
Ama kimse “yoruldun mu?” diye sormadı.
İşte bu yüzden penguenin dağlara yürüyüşü bir ölüm değil;
hayata duyulan derin bir yorgunluktur.
Bazen her şeyin bittiğini sandığımız o an,
aslında kendimize en çok yaklaştığımız andır.
İçimiz buz kesmiş olabilir.
Umutlarımız çatlamış olabilir.
Ama biz penguen değiliz.
Bizim kaderimiz yürümek değil;
yolumuzu seçmektir.
Kendi dağına yürü…
ama yok olmak için değil,
yeniden var olmak için.
Çünkü en uzun gece bile
bir sabaha yenilir.
Bu kadar kalabalıkta bu kadar yalnız olmamızın nedeni,
üretmeyi unutmuş olmamızdır.
Hayal kurmayı ayıp,
yavaşlamayı tembellik sayan bir çağda yaşıyoruz.
Mahalle baskısı,
gelecek korkusu,
ekmek kavgası
hayallerimizi küçülttü.
Sonra da biz fark etmeden
hayatımızı…
Bugün yaşına bak.
Sonra arkana dönüp düşün:
Zaman ne çabuk geçti.
Peki ne kaldı geriye?
Kaç düş yarım kaldı?
Kaç “sonra yaparım” hiç gelmedi?
Bu yüzden bu hikâye sadece bir penguenin hikâyesi değil.
“başka bir dünya mümkün” diyenlerin sesidir.
Bugün sokakta gördüğün kuşta,
bir çocuğun gülüşünde,
bir ağacın gölgesinde
onların düşleri hâlâ yaşamaktadır.
Ve bize düşen tek şey vardır:
Hayallerimizden vazgeçmemek.
Çünkü hayatın provası yok.
Tekrarı yok.
Ertelemesi yok.
Mutsuzluğu alışkanlık sanmaktan vazgeçmeliyiz.
Korkularımızı değil, umudu büyütmeliyiz.
Belki düştün.
Belki kırıldın.
Belki artık hiçbir şeyin anlamı kalmamış gibi geliyor.
Ama unutma…
Penguen dağa yürüdü çünkü başka yolu yoktu.
Bizim ise hâlâ bir yolumuz var.
Ve o yol,
kalbimizin attığı yerdedir.
Dağlara Yürüyen Penguen
0
Paylaş

