O gece saatler ilerlerken zaman geri akıyordu. Suat Taşer Sanat Merkezi’nin cam tavanı altında toplanan bizler, sıradan bir konser izlemeye gelmemiştik. Mikail Aslan sahneye çıktığında sadece bir müzisyen değildi karşımızda duran; bir hafızanın taşıyıcısı, bir halkın sesi, unutulmuş hikâyelerin anlatıcısıydı.
İlk notalarla birlikte salonun içinde ince bir sızı dolaşmaya başladı. Kimsenin yüksek sesle dile getirmediği acılar, o gece birer birer yankılandı duvarlarda. 1980’lerde Dersim’den Kayseri’ye göç eden bir ailenin çocuğu olarak, Mikail Aslan sadece kendi hikâyesini değil, binlerce insanın susturulmuş geçmişini de bizimle paylaşıyordu.
Sadece bir şarkı değildi söylediği; bir annenin gözyaşıydı, bir çocuğun sessizliği, bir babanın yıllarca yutkunarak yaşadığı koca bir hayattı.
Her türküsünde bir dil konuştu: Türkçe, Zazaca, Kürtçe… Ama o gece sahnede aslında tek bir dil vardı: kalpten gelen, acıyla yoğrulmuş, sevdayla büyümüş bir dil… İnsan olmanın, bir arada olmanın, hatırlamanın dili. O kadar çok unutturulmaya çalışılan şey vardı ki… Ve Mikail Aslan, o unutturmaya direnen ezgilerle bize yeniden hatırlattı: Türküler, bir halkın vicdanıdır.
Tavanın üstünde süzülen martılar bile, o gece sessizce dinliyordu sanki… Çünkü sahnede yaşanan sadece bir müzik performansı değildi; bu, bir halkın küllerinden doğuşuydu. Susturulan dillerin, bastırılan kimliklerin, unutulmaya yüz tutmuş duyguların bir isyanıydı her melodi.
Bir ara gözlerimizi kapadık… Aslan’ın sesiyle beraber çocukluğumuza döndük, baba evine, anne dizine… Yoklukların, korkuların, yasakların içinden sıyrılan küçük bir ışıkla, birlikte ısındık. Kalplerimiz birbirine dokundu. Artık yalnız değildik.
Ve belki de en çok o anı sevdik. Herkesin birbirine benzediği değil, herkesin birbirini hissettiği o anı… Çünkü Mikail Aslan, sadece şarkı söylemedi o gece. Bize kendimizi hatırlattı. Köklerimizi, hikâyemizi, acılarımızı, umutlarımızı…
O gece, sahnede bir halk ayağa kalktı.
Ve biz de tanıklık ettik: Türküler sadece söylenmezmiş… Türküler yaşanırmış.
Ve bazen bir türkü, bin kitabın anlatamadığını bir tek nefeste fısıldarmış kulağımıza:
”Biz hâlâ buradayız. Ve hâlâ umut var.”


Zaten kaç kişi kaldık. Kaç kişi var.Mikail Aslan bizim her şeyimizdir. Onu çok seviyoruz. Weş U var bo