Bir milletin kaderi bazen bir sandığın içine sığar. O sandık umut olur, direniş olur, değişimin ilk kıvılcımı olur. Ama o sandık artık sadece bir kutuysa, sadece bir ritüel olarak sahneleniyorsa, işte orada bir milletin iradesi susturulmuş, bir halkın nefesi kesilmiş demektir.
Türkiye uzun yıllardır sandıkla, seçimle, demokrasiyle övüldü. Oysa gerçeğimiz bu söylemlerin çok uzağında. Bugün geldiğimiz noktada seçimler, sadece iktidarın meşruiyetini yeniden üretmek için kullanılan bir gösteriye dönüşmüş durumda. Tıpkı Stalin’in yıllar önce söylediği gibi: “Önemli olan kimin oy verdiği değil, kimin oyları saydığıdır.” İşte biz, artık tam da bu karanlık gerçeğin içinde yaşıyoruz.
Sokaklar yoksulluğun sessiz çığlığıyla dolu. Asgari ücretli aç, emekli geçinemiyor, gençler umutsuzlukla kıvranıyor. Pazarlarda kalan son ürünlere bakarak geçinmeye çalışan bir halk var bu ülkede. Kadınlar sokakta öldürülüyor, çocuklar şiddetin gölgesinde büyüyor, uyuşturucu bir nesli sessizce tüketiyor. Ve bütün bunlar yaşanırken iktidar, yapay gündemlerle halkı oyalıyor, korkutuyor, susturuyor.
Ama hâlâ susmayan bir ses var bu topraklarda. Cumhuriyet Halk Partisi… 47 yıl sonra yerel seçimlerde Türkiye’nin birinci partisi olmuş, halkın iradesiyle yeniden umut olmuş bir hareket. Bugün bu partiye yapılan kayyum atamaları, kurultay tartışmaları, yargı üzerinden yürütülen operasyonlar; halkın bu umudunu baltalamak için birer araçtan ibarettir. Çünkü iktidar biliyor: Bu halk ayağa kalkarsa, susmazsa, direnirse hiçbir baskı ayakta kalamaz.
Cumhuriyet Halk Partisi bir tabela partisi değildir. Bu parti, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün halkına emanetidir. Kurucusu olduğu Cumhuriyet’in vicdanıdır, sesidir. Ve o ses, her susturulmak istendiğinde daha da gür çıkar. Bu yüzden şimdi daha fazla kenetlenme zamanı. Şimdi bölünmeye değil, birlik olmaya ihtiyacımız var.
Sevgili Cumhuriyet Halk Partisi seçmeni…
Bu bir siyasi hesaplaşma değil. Bu bir varoluş mücadelesidir. Sadece bir partinin değil, bu ülkenin geleceğini savunma sorumluluğudur. Seni susturmak isteyenlere inat, daha gür konuşma zamanıdır. Umudun karanlıkta kaybolmasına izin verme. Çünkü unutma: Tarih, boyun eğenleri değil, direnenleri yazar.
Demokrasi sadece bir oy vermek değildir. Demokrasi, o oyun hakkını korumaktır.
O hakkı şimdi, tam da bugün, daha yüksek sesle savunmak zorundayız.

