Cumhuriyet Halk Partisi, tam 47 yıl sonra yerel seçimlerde Türkiye’nin birinci partisi oldu. Bu sadece bir sandık zaferi değil, halkın iradesinin yeniden yükselişiydi. Bu uyanış, Türkiye’nin dört bir yanında umutları canlandırırken, bazı çevrelerde de büyük bir rahatsızlık yarattı. Sandıkta kaybedilenin, baskılarla geri alınmaya çalışıldığı bir döneme girdik: Belediyelere mali kısıtlamalar, SGK borçları üzerinden kurulan baskılar ve yargı eliyle yapılan müdahaleler…
Ama nafile.
Çünkü bu kez sadece bir siyasi parti değil, halk vardı sahnede.
Ve halk, artık geri adım atmıyor; örgütleniyor, dayanışıyor, geleceği kurmak için ayağa kalkıyor.
CHP de bu ruhla yeni bir yol haritası çiziyor ve kongre sürecine giriyor. Ama bu kongre, alışılmışın ötesinde bir anlam taşıyor. Çünkü bu kez mesele yalnızca ilçe başkanlarını seçmek değil; bu kez mesele, halkla yeniden kenetlenmek, belediyelerle güçlü bir bağ kurmak ve umudu daha da büyütmektir.
Bu sürecin önemli sembollerinden biri de İzmir’in gözbebeği, Çiğli.
Borç yüküyle devralınmış bir belediyeyi hem borç ödeyerek hem de hizmet üreterek yöneten bir başkan var artık: Onur Emrah Yıldız. Çiğli’yi bilen, yaşayan, sokaklarında büyümüş bir yönetici.
Gençlerle, kadınlarla ve dezavantajlı gruplarla kurduğu güçlü bağ, Çiğli’nin her kesimine dokunan bir yönetim anlayışını beraberinde getirdi.
Bu hikâyenin bir diğer önemli ismi ise Niyazi Aslan.
Bugün Çiğli’nin dört bir yanında mahalle mahalle örgütlenmiş, halkın desteğini arkasına almış bir emek ve inanç insanı. Bu başarı kolay gelmedi; arkasında yılların mücadelesi, sabrı, alın teri ve kararlılığı var.
Elbette bu yürüyüş kolay olmadı. Zaman zaman görmezden gelinmek istendi, hafife alındı. “Daha önce belediyede çalışmış olabilir” gibi söylemlerle geçiştirilmeye çalışıldı.
Ama halkın gösterdiği güven, bu mücadelenin ne denli sahici ve sağlam temellere dayandığını bir kez daha gösterdi. Çünkü başarı, geçmişteki unvanlarla değil; bugünkü irade ve yarına dair vizyonla ölçülür.
Ve şimdi önümüzde, belki de sürecin en kritik mahallelerinden biri duruyor:
Evka-5.
Bazı kişiler, partinin değerlerini kişisel hesaplara feda ederken, farklı partilerden oy taşımacılığı gibi yöntemlerle CHP’nin demokratik ruhuna gölge düşürdüler. Oysa biz biliyoruz ki; CHP bir ilkeler partisidir. Sadece kendisine oy verecek delege aramaz, halkla yol yürüyebilecek omuzdaşlar arar.
İşte tam da bu nedenle Evka-5 seçmeni bu kez tarihi bir sorumluluk taşıyor.
Mavi listenin yanında durmak, sadece bir adaya değil; bir anlayışa, bir direnişe, bir yenilenmeye oy vermektir.
Çünkü artık mesele bir koltuk mücadelesi değil; halkın iktidara yürümesidir.
Bugün belediye başkanlarımızın yargı baskısıyla karşı karşıya kaldığı, hizmetlerin engellenmeye çalışıldığı bir dönemde bizlere düşen görev açıktır: Birbirimize sahip çıkmak.
İlçe örgütü, belediyelerle birlikte çalışmalı; mahallelerde halkla bağlarını daha da güçlendirmelidir. Çünkü yerelde kazanmak, genelde iktidarın yolunu açar.
Ve Evka-5’te “mavi”, sadece bir renk değildir.
Mavi, emeğin, dürüstlüğün, dayanışmanın ve halk iradesinin rengidir.
Ve o renk, karanlığa karşı doğacak güneşin ilk ışığıdır.
Kıssadan Hisse:
Bu kongre, bir hesaplaşma değil; bir kenetlenme zamanıdır.
Artık kişisel kırgınlıkları değil, ortak hedefleri konuşmanın vaktidir.
Çünkü bu topraklar hepimizin, bu gelecek hepimizin.
Ve geleceği maviyle yazın…

