Türkiye’nin dört bir yanında eğitim sistemine yönelik atılan adımlar, toplumun her kesimini derinden sarsan ve laiklik ilkesini açıkça hedef alan uygulamalara dönüşmüştür. İzmir Bornova’da 12 okula toplam 15 imam atanması, bunun sadece bir örneğidir. Ülke genelinde ise yaklaşık 1.200 okulda imam görevlendirilmesi, eğitimin bilimsel temellerden koparılarak ideolojik bir araç haline getirilmek istendiğini göstermektedir. Bu yalnızca Alevi toplumunu değil, farklı inançlara, mezheplere ve yaşam biçimlerine sahip milyonlarca yurttaşı tehdit eden bir yaklaşımı temsil etmektedir. Eğitim sistemi, bireyleri özgür düşünmeye teşvik eden, bilimi ve sorgulamayı merkeze alan bir yapı olmalıdır. Ancak çocuklarımızın oyun çağında olduğu anaokullarına dahi imam atamak, geleceği karartmak ve toplumu tek tipleştirme amacını taşımaktadır. Bu dayatma, laiklik ilkesine doğrudan bir saldırı olduğu gibi ebeveynlerin çocuklarının eğitimi üzerinde söz sahibi olma hakkını da gasp etmektedir.
Bugün bu uygulamalarla yaratılmaya çalışılan ortam, yalnızca Alevileri değil, toplumu bir bütün olarak ayrıştıran ve ötekileştiren bir düzene işaret ediyor. Hedef alınan yalnızca bir inanç grubu değil; Sünni olmayan Müslümanlar, Hristiyanlar, Yahudiler ve hiçbir dine mensup olmayan bireyler de bu ayrımcılığın etkisi altındadır. Çocuklarımız, okul sıralarında evrensel değerler yerine mezhepsel doktrinlerle eğitilmeye çalışılmakta, bu da toplumun barış içinde bir arada yaşama ihtimalin
tehdit etmektedir.
Suriye’deki savaşta Alevilere yönelik mezhepsel saldırıların acısı hâlâ tazeyken, benzer ayrımcı politikaların ülkemizde de uygulanıyor olması kabul edilemez. Suriye’de mezhep çatışmalarıyla bölgeyi kan gölüne çeviren zihniyet, şimdi ülkemizin eğitim sisteminde çocuklarımız üzerinden kendini yeniden var etmek istiyor. Bugün imam atamalarıyla eğitim sistemine müdahale edenler, yarın bireylerin yaşam biçimlerini ve kimliklerini daha doğrudan hedef alacak politikalara zemin hazırlamaktadır.
Devletin görevi, toplumun her kesimine eşit mesafede durmak ve herkesin inancına, yaşam biçimine saygı göstermektir. Ancak mevcut iktidarın politikaları, farklılıkları bir tehdit olarak görüp ayrımcılığı derinleştirmekte, toplumu kutuplaştırmaktadır. Bugün atılan bu adımlar, yalnızca laiklik ilkesine değil, aynı zamanda toplumsal barışa ve hukukun üstünlüğüne de meydan okumaktadır.
Buradan sesleniyoruz: Eğitimde bu dayatmalara boyun eğmeyeceğiz. Bu yalnızca Alevi toplumunun değil, tüm yurttaşların mücadelesidir. Laik, bilimsel ve eşitlikçi bir eğitim sistemi, herkesin hakkıdır. Bugün bu mücadeleye omuz vermek, gelecekte çocuklarımızın özgür ve adil bir toplumda yaşamasını sağlamak için bir zorunluluktur. Devlet, derhal bu yanlış politikalardan vazgeçmeli ve eğitim sistemini ideolojik bir araca dönüştürmekten geri durmalıdır.
Hepimiz biliyoruz ki; bugün Alevilere yapılan haksızlık, yarın Sünnilere, Hristiyanlara, Yahudilere ya da hiçbir dine mensup olmayanlara yapılacaktır. Bu yüzden her türlü ayrımcı politikaya karşı ortak bir ses yükseltmeli, eğitimde ve yaşamın her alanında özgürlüğü savunmalıyız. Çünkü bu, yalnızca bir grubun değil, hepimizin geleceği için verilmesi gereken bir mücadeledir.

