Dünya genelinde su sorunu giderek daha büyük bir tehdit haline geliyor. Türkiye de su fakiri ülkeler arasında yer alıyor. Uzmanlar, yakın gelecekte su savaşlarının bile olabileceğini öngörüyor. Bu bağlamda, yaz aylarında artan orman yangınları da dikkat çekiyor. Yangınların büyük bir kısmı dikkatsizlikten kaynaklanıyor. Bazı yangınlar ise rant alanları yaratmak amacıyla kasıtlı olarak çıkarılıyor. Bu durum, çevreye duyarlı bir yaklaşımın eksikliğini ve Çevre ve İklim Bakanlığı’nın yeterli tedbirler almadığını gösteriyor.
Geçtiğimiz yıl Muğla, Aydın ve Balıkesir’de meydana gelen yangınlarda yüz binlerce hektar orman yok oldu. Bu yangınlar, insanoğlunun doğaya karşı sorumsuzluğunun bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Müfredat değişiklikleri ve yeni sistemlere geçiş gibi birçok konuda büyük çabalar harcarken, toplumun değer yargılarına ve çevre bilincine yeterince önem vermiyoruz. Ormanları, sokak hayvanlarını ve doğayı koruma bilincini çocuklarımıza aşılamalıyız.
Devletin temel sorumluluğu, vatandaşları bilinçlendirmek ve gerekli tedbirleri almaktır. Orman yangınlarına karşı ciddi cezalar uygulanmalı ve bu sayede caydırıcı bir etki yaratılmalıdır. Yangınlar sonrasında yeniden ağaçlandırma yapmak yerine lüks otellerin yapıldığı iddiaları da oldukça rahatsız edici. Bu iddiaların önüne geçmek için şeffaf ve denetlenebilir bir süreç yürütülmelidir.
Bu güzel ülkede ormanlarımıza, suyumuza ve sokak hayvanlarına sahip çıkmalıyız. Toplum olarak doğaya ve birbirimize saygı göstermeliyiz. Orman yangınları ve diğer çevresel felaketler, insanın önlem almadığı için gerçekleşiyor. Devletin bu konuda ciddi adımlar atması ve vatandaşları bilinçlendirmesi şarttır. Doğayı korumak, gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakmak için hepimizin sorumluluğudur.
Doğa, insanlığın ortak mirasıdır. Bu mirası korumak ve gelecek nesillere aktarmak için hep birlikte mücadele etmeliyiz. Unutmayalım ki, doğa bize muhtaç değil; biz doğaya muhtacız.

