“Cennet annelerin ayakları altındadır.”
Çocukluğumuzda bu cümleyi ezberledik; kutsal bir emanet gibi taşıdık zihinlerimizde. Ama bugün, bu toprakların üzerine öyle bir gölge düştü ki, o “cennet” vaadi, yerini soğuk betonların üzerinde son bulan umutlara bıraktı. Bugün 8 Mart. bugün yine birileri çiçekler alacak, yine güzel cümleler kurulacak. Oysa biz, her sabah yeni bir kadının yok ediliş haberiyle vicdanımızı biraz daha toprağa gömüyoruz.
Kadın cinayetlerini sadece rakamlarla mı ölçeceğiz?
O istatistiklerin arkasındaki her isim; bir evlat, bir anne, bir hayal, yarım kalmış bir türkü demek. Kadının ekonomik özgürlüğünü elinden aldığınızda, ona sadece “muhtaç” bir hayat değil, aynı zamanda savunmasız bir kader de çizmiş oluyorsunuz. Bugün, kadının emeğini yok sayan, onu bir meta gibi gören ve “güçlü kadın” imgesinden korkan o zihniyet, aslında kendi vicdanını öldürüyor.
Ekranlardaki o kurgu dünyalara, o “mafyatik” masallara kanmayın. Kadının sesini kıran, ona ikinci sınıf muamelesi yapan o ekranlar; aslında bizim ortak utancımızın aynasıdır. Bir kadının sesi, o dizilerdeki sahte kahramanlıklardan çok daha gerçek, çok daha güçlüdür; ama ne yazık ki yasalar, o sesi susturan karanlığı bir türlü dağıtamıyor.
Bugün sadece bir “kutlama” mı yapacağız?
8 Mart, bizim için bir kutlama günü değil; bir “haksızlığa karşı isyan” günüdür. Bu gün; 1857’de hakları için direnen, o fabrika duvarları arasında inancını kaybetmeyen tekstil işçisi kadınların bize bıraktığı onurlu bir mirastır. 1934 yılında kadınlara seçme ve seçilme hakkını vererek, “kadınlar toplumun mimarıdır” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün o vizyonu, bugün bizlere sadece bir tarih dersi değil; bir hesaplaşma sorumluluğu yüklüyor.
Biz bu kadar mı uzaklaştık o aydınlık günlerden?
Kadınların yaşama hakkı pazarlık konusu değildir. Kadınlar ölürken “cennet” de, “vicdan” da, “insanlık” da birer birer ölür. Yarın, çiçeklerden önce adaleti isteyin. Bugün, tebrik mesajlarından önce sessizliği değil, kadının özgür çığlığını duyun.
Çünkü unutmayın; bir kadının yaşam hakkı elinden alındığında, o toplumun sadece bir bireyi değil, geleceği ve vicdanı da karanlığa gömülür.
Kadınlar yaşasın ki, bu dünya gerçekten bir cennet olsun

