Doğan Beyazgül
  1. haberler
  2. Yazarlar
  3. Bir Dilin Gözyaşı, Bir Türkünün Hafızası: Mikail Aslan

Bir Dilin Gözyaşı, Bir Türkünün Hafızası: Mikail Aslan

featured
service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

İnsan doğar…
Bir sesle başlar hayat.
Annesinin söylediği ilk ninniyle, babasının adını ilk seslenişiyle, çocukluğunun sokaklarında yankılanan kelimelerle büyür. Çünkü insan önce dilinde büyür… sonra dünyaya karışır.
Ve insan bir gün gider…
Ardında bıraktığı en büyük miras ne servetidir ne makamıdır.
Ardında bıraktığı şey; bir gülüş, bir hikâye, bir türkü… belki de bir dildir.
Bu dünyada milyarlarca insan yaşıyor. Her biri farklı bir hikâyeye, farklı bir inanca, farklı bir kültüre sahip. Ama hepsinin kalbine dokunan ortak bir gerçek var: İnsan, kendini en çok ana dilinde anlatır. Çünkü ana dil, sadece konuşulan bir araç değildir… Ana dil, bir annenin kokusu, çocukluğun hatırası, toprağın sesi, geçmişin yankısıdır.
Yüzyıllar önce bu topraklarda Hacı Bektaş-ı Veli “İnsanı insan olduğu için sevin” derken, Pir Sultan Abdal türkülerinde adalet ve direnişi anlatırken aslında yalnızca söz söylemiyorlardı. Bir halkın ruhunu yaşatıyorlardı. Çünkü biliyorlardı ki bir dil susarsa, bir halkın kalbi yetim kalır.
İşte Mikail Aslan…
Tam da bu yetim kalmış hafızaların sesidir.
Onu sahnede dinlediğinizde sadece bir konser izlemezsiniz.
Bir yolculuğa çıkarsınız.
Belki çocukluğunuza…
Belki hiç görmediğiniz bir köye…
Belki de içinizde yıllardır susturduğunuz bir hüzne…
Geçtiğimiz günlerde onu dinlerken fark ettim… Bazı sanatçılar şarkı söyler, bazıları ise insanın kalbine dokunur. Mikail Aslan ikinci gruba ait. O türkülerini söylemiyor, adeta yaşıyor. Her notasının içinde bir göç hikâyesi, her nefesinde bir hasret, her ezgisinde susmuş bir dilin gözyaşı var.
Zazaki ve Kırmancki söylediğinde sadece kelimeler yankılanmıyor salonda…
Yıllardır unutulmaya bırakılmış anılar ayağa kalkıyor.
Dinleyen herkesin kalbinde bir çocuk sessizce ağlıyor.
2 Şubat’ta Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde Dünya Ana Dil Günü kapsamında sahneye çıkacak Mikail Aslan…
Belki birçok kişi için bu sadece bir konser olacak.
Ama bazıları için…
Kaybolmaya yüz tutmuş bir hafızanın yeniden nefes alışı olacak.
Ve 21’inde İzmir’de…
Unutulmaya yüz tutmuş deyişleri, türküleri kendi dilinde söyleyecek.
Belki bazı kelimeleri anlamayacağız…
Ama hissedeceğiz.
Çünkü bazı duyguların tercümeye ihtiyacı yoktur.
Onu dinlerken insanın içine tarifsiz bir duygu doluyor. Bağlamasının tellerine dokunduğunda sanki bir annenin saçlarını okşar gibi narin, bir halkın acısını anlatır gibi derin çalıyor. Sesi bazen bir ağıt gibi içimize çöküyor, bazen umut gibi gökyüzüne yükseliyor.
Ve bir an geliyor…
Salonda herkes susuyor.
Sadece bir türkü kalıyor.
O türkünün içinde yıllarca konuşulamamış kelimeler, söylenememiş hikâyeler, yarım kalmış hayatlar yankılanıyor.
Mikail Aslan’ı dinlerken insan şunu anlıyor:
Bazı sanatçılar alkış için sahneye çıkar…
Bazıları ise bir halkın hafızasını yaşatmak için.
Onun müziği, beyaz bir güvercinin kanadında taşınan barış gibi…
Kırılgan ama dirençli…
Sessiz ama güçlü…
Ve her türküsünde bize şunu fısıldıyor:
“Unutursanız kaybolursunuz…”
Belki bu yüzden onun ezgileri insanın içine dokunuyor. Çünkü o sadece müzik yapmıyor. Bir halkın unutulmaya yüz tutmuş sesini kalpten kalbe taşıyor.
Bugün bir dilin yaşaması, bir kültürün nefes alması demektir.
Ve bazı insanlar vardır…
Hayatlarını buna adarlar.
Mikail Aslan işte o insanlardan biri.
İyi ki türküler hâlâ ana dilde söyleniyor…
İyi ki bazı sanatçılar kalbimizin en kırılgan yerine dokunmayı biliyor…
Ve iyi ki hâlâ, bir türkü başladığında gözlerimizi dolduran o eski hatıralar yaşıyor…
Çünkü bazen bir türkü…
Bir halkın gözyaşıdır.

Bir Dilin Gözyaşı, Bir Türkünün Hafızası: Mikail Aslan
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Egedebirgun.net ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin