21. yüzyılın savaşları, geçmişin büyük devlet ordularının açık arazilerde karşı karşıya geldiği tablolardan kökten farklı. Artık cephe hattı yok; ya da her yer cephe hattı. Siber uzay, uydu iletişimi, sosyal medya algoritmaları, insansız hava araçları ve ekonomik yaptırımlar — bunların hepsi çağdaş çatışmanın silahları ya da alanları haline geldi.
Asimetrik savaş, güç dengesizliğini tersine çevirme kapasitesinin adı. Dünyanın en donanımlı ordusunun yirmi yıl boyunca Afganistan’da bir sonuç alamaması bu kapasiteyi en dramatik biçimiyle gözler önüne serdi. Yaklaşık iki trilyon dolar, binlerce ölü ve sayısız yaralının ardından Taliban 2021’de Kabil’e yeniden girdi. Askeri üstünlük, siyasi meşruiyetin ve toplumsal köklenmenin yokluğunda tek başına hiçbir anlam taşımıyor. Vietnam bunu söylemişti; Afganistan yineledi.
Siber savaş görünmez ama son derece etkili yeni bir çatışma boyutu açtı. 2007’de Estonya’nın devlet altyapısı saldırıya uğradığında hiçbir bomba patlamadı; ama ülkenin bankacılık sistemi, medya kuruluşları ve devlet daireleri günlerce işlevsiz kaldı. Bir enerji santrali, bir su arıtma tesisi ya da bir hastane ağı üzerindeki siber saldırı, konvansiyonel bir bombardımanla kıyaslanabilecek sonuçlar üretebilir. Dahası bu saldırıların failleri belirsiz kalabiliyor; uluslararası hukuk bu alanı henüz yeterince düzenlemiş değil.
İnsansız hava araçları ve otonom silah sistemleri savaşın etik sınırlarını yeniden tartışmaya açtı. Binlerce kilometre ötedeki bir konsoldan, bir ekrana bakarak hedef seçmek ve tuşa basmak — bu eylem, öldürme eyleminin psikolojik yükünü nasıl dağıtıyor ya da ortadan kaldırıyor? ‘PlayStation savaşı’ olarak adlandırılan bu olgu, savaşın giderek normalleşmesine zemin hazırlıyor mu? Yapay zeka destekli otonom silahların hedef seçiminde insan gözetimini tamamen devre dışı bırakma olasılığı ise üzerine acil biçimde konuşulması gereken varoluşsal bir riski temsil ediyor.
Ukrayna’daki savaş hem konvansiyonel hem de çağdaş savaşın bir tür hibridi. Ağır topçu, siper harbi ve kara kuvvetleri savaşı bir yanda sürerken, drone operasyonları, siber saldırılar ve küresel bilgi savaşı öte yanda eş zamanlı yürütülüyor. Bu çatışma nükleer güçler arasındaki gerilimi de barındırması bakımından İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana dünyanın yaşadığı en tehlikeli jeopolitik denklemi oluşturuyor. Küresel gıda güvenliği, enerji fiyatları, uluslararası ittifaklar ve uluslararası hukuk düzeni bu savaşın dalgalanmalarından doğrudan etkileniyor.
Gazze’deki insani kriz ise çağdaş savaşın en ağır ahlaki sınavlarından birini sunuyor. Yoğun nüfuslu kentsel alanlarda yürütülen askeri operasyonlar, sivil kayıpların kabul edilebilir sınırına ilişkin derin sorular doğuruyor. Gazetecilerin, doktorların ve insani yardım görevlilerinin korunmasına ilişkin uluslararası insancıl hukukun gerçekte nasıl işlediği ya da işlemediği tüm çıplaklığıyla görülüyor. Bu çatışma, uluslararası hukuk ve kurumların güçlü devletler karşısındaki sınırlarını da acımasızca test ediyor.
Saygılarımla | Akif Kosem

