Akdeniz’den Türkiye’ye; Steam’dan Maarif’e
Şubat ayında üyesi olduğumuz Akdeniz için Birlik Parlamenter Asemblesi’nin 69. Oturumuna katılmak için Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden bir grup milletvekili ile birlikte Fas’a gittik. Burada, Asamble’nin diğer üye ülkelerinden kadın milletvekilleri ile yaptığımız toplantının konusu, STEAM eğitiminde kız çocuklarının fırsat eşitliğinin sağlanmasıydı.
STEAM Fen, Teknoloji, Mühendislik, Sanat ve Matematik konularını bağlayan disiplinler arası bir eğitim yaklaşımı. Bugün Türkiye’de sadece bilim temelli bazı özel okulların programına aldıkları bu yaklaşım, tüm dünyanın bilgisayar çağına girmesi ile birlikte küresel düzeyde eğitimin artık temelini oluşturuyor.
Bilgisayar çağında iletişimin artması, üretimin tamamen robotikleşmesi, yapay zekanın hayatımıza girmesi ile birlikte her şey teker teker değişime uğruyor. Önceden fabrikalarda işgücüne duyulan ihtiyacın yerini, şimdi o işgücünü yerine getirecek robotları üretecek zeka gücü alıyor. İşte eğitim sistemleri de bu ihtiyaca göre şekilleniyor ve STEAM disiplini tüm dünyanın eğitim modeli oluyor.
Fas’tan Türkiye’ye gelirken geçirdiğim 5 saatlik yolculuk boyunca STEAM eğitimini ve kız çocuklarımızın bu alanlara erişimi konusundaki fırsat eşitliğinin giderilmesine ilişkin konuları düşündüm durdum. Biz bütün bu eğitim modellerini TBMM’ye nasıl aktaracağımızı düşüneduralım, tam da bu sıralarda Milli Eğitim Bakanı’nın adına Maarif Model dediği bir sistemle karşılaştık. Bu bizi değil bilgisayar çağında yer almaya; “Maarif” adından da anlaşılacağı üzere 100 yıl öteye götüren bir müfredattı.
Bakan Yusuf Tekin, modeli her ne kadar “yeni bir model” olarak tanıtsa da aslında bu modeli biz son 1 yıldır ÇEDES projesi adı altında zaten yaşıyorduk. Anladığımız kadarıyla cemaat ve tarikatların “değerler eğitimi” adı altında uyguladıkları manevi eğitim modeli artık resmen okullarımızın müfredatı haline gelecekti. Unutanlar varsa hatırlatayım, bu model ilkokul çocuklarımızı Kubilay’ın katillerinin mezarına ziyarete götüren modelin ta kendisiydi.
Maarif Modeli’nin adı anılır anılmaz, hem velilerimiz hem de öğrencilerimiz çok büyük bir tepki gösterdi. Bakan Yusuf Tekin, bunun üzerine Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli adını verdiği modelin ideolojisini, temelini, ne yapmaya çalıştığını anlatan “ortak metin” adını verdiği 150 sayfalık metni Bakanlığın resmi internet sitesine yükletti ve eğitim paydaşlarının görüşlerini istedi.
Sizlerin de internet sitesinden indirip, okuyabileceğiniz bu metin genel hatları itibariyle “Milli eğitim sürecinde nasıl nesiller yetiştirileceğini” tarif ediyordu. İlk şaşkınlığım buna ilişkindi. Çünkü bizim Milli Eğitim Temel Kanunumuzda, nasıl bir nesil yetiştireceğimiz zaten tarif ediliyordu.
Kanun diyor ki; “Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Cumhuriyet’e karşı sorumluluklarını bilen, insan haklarına saygılı bireyler yetiştireceksiniz”. Hala yürürlükte olan bu Kanun’da yer alan temel ifadeler ile Ortak Metin arasında oldukça bir içerik analizi yaptım.
Ve gördüm ki; Ortak Metin’de, Atatürk ilke ve inkılaplarına hiç yer verilmemiş, tek kelime dahi “laiklik” ifadesi geçmiyor, bir kelime bile çağdaşlıktan, Cumhuriyet’ten, demokrasiden, insan haklarından bahsedilmiyor. Hukuk devletinin, Anayasa’nın bahsi geçmiyor.
Dahası, Milli eğitimin temeli olan “bilimsellik” fen bölümüne sıkıştırılmış, yaratıcı ve mutlu çocuklar yetiştirme hedefi unutulmuş, sanat ve spor neredeyse hiç yer verilmemiş.
Kanunla karşılaştırdığım durum buydu. Peki ya özellikle gelişmiş ülkelerin eğitimde temel aldığı STEAM disiplini bu metnin neresindeydi? Tabiki hiçbir yerinde. Maalesef, çağdaş ülkeler, fen, matematik, teknoloji, mühendislik ve sanat alanlarına ilişkin disiplinler arası çağdaş eğitim modeline yönelirken; bu modelde mühendislik ifadesi bile geçmiyordu.
Peki ne var bu modelde, tam 46 kez “erdem”den bahsediliyor, 61 kez Ahlaktan, 11 kez inançtan, 4 kez içsel dünya, 26 kez ruhtan. Şimdi gelelim, aslında AKP’nin seçim beyannamesinin adı olan “Türkiye yüzyılı” tanımına. Tam 56 kez Türkiye Yüzyılından bahsediyor!
Kendileri Sarayda otururken, bu modelde çocuklarımıza kanaat etmeyi öğretiyorlar. Ortak Metin’de tam 9 kez tasarruf edin, sabır gösterin yazıyor. Çağdaşlıktan, bilimsellikten, laiklikten bahsetmedikleri müfredatta, üzerine basa basa “Yiyecek alırken haram olup olmadığına bakın” yazıyorlar.
Bu eleştirileri yaparken, bize “erdemsiz, ahlaksız mı olsunlar” diyen olacaktır, çünkü daha önce dediler. Samsun’da Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı bir okulda kız çocuklarına kara çarşafla ve Arapça eğitim verilmesine, kız çocuklarına “İffet abidesi” olmayı hedef olarak koyulan bir eğitim sistemini uyguladıklarını söylediğimde; Akit Gazetesi beni “İffetsiz bir nesil arzuluyor” diye suçlamıştı.
Aksine, tabiki düşüncem çocuklarımızı ahlaklı ve erdemli büyüteceğimize ilişkin. Ancak “ahlak”, “iffet”, “erdem” tabirleri, bu şekilde kullanılacak tabirler değildir. Toplum ahlakı, erdemi, iffeti ancak medeni esaslarla güçlenebilir. Mustafa Kemal, bunu “Milli ahlak” tanımıyla anlatır ve “Milli ahlakımız, medeni esaslarla ve hür fikirlerle beslenerek güçlenmelidir” der.
Milli ahlakı kabul ettiğimiz gibi bir eğitim ideolojisinin sadece ahlaktan ve erdemden oluşabileceğini savunamayız değil mi? İşte Başöğretmen, burada da yol gösterir ve der ki; “İlim ve fenin haricinde bir yol aramayın”. Ancak şimdi elimizde tuttuğumuz Maarif Modeli’nde, ilmin ve fennin izini bulmakta güçleniyoruz.
Bugün bu satırları yazarken Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin Talim Terbiye Kurulunca kabul edildiğini ve önümüzdeki dönem okullarda uygulanmaya başlayacağı açıklamasını üzelerek dinledim.
Oysa Bakan daha birkaç gün önce Maarif Model’le ilgili 67 bin görüş ve önerinin kendilerine iletildiğini ve hepsini titizlikle inceleyeceklerini söylüyordu. Modelle ilgili bu kadar görüş nasıl bu kadar kısa bir sürede incelendi? Hadi incelendi diyelim, bu görüşler doğrultusunda hangi değişiklikler yapıldı? Hiçbir şey bilmiyoruz… Kesinlikle şeffaf olmayan, bilgi verilmeyen adeta kara bir kutu gibi önümüze konulan bu sisteme, çocuklarımızı emanet etmemiz bekleniyor.
Türkiye’ye uçakla sadece 5 saat uzaklıkta gerçekleştirdiğimiz küresel bir toplantıda kız çocuklarımız için STEAM’de fırsat eşitliğini nasıl sağlarız diye hedefler koyarken kendimize, bugün kız çocuklarımızı bu kara kutudan nasıl koruyabiliriz diye düşünüyoruz.
Bu çok acı…
Türkiye’nin, eğitim sistemimizin, çocuklarımızın çağdaş dünyadan bu şekilde koparılmasına seyirci mi kalacağız? Asla!
Ben bu müfredatı reddediyorum. Çağdaş, bilimsel, laik eğitim idealinden aslı bir adım geri atmayacağız. Çocuklarımızın aydınlık geleceğini karartmayacağız.

