Elif Keleş O.
  1. haberler
  2. Yazarlar
  3. Onurlu Bir Sevda Hrant Dink ve Bizim Utancımız

Onurlu Bir Sevda Hrant Dink ve Bizim Utancımız

featured
service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Sevgilim,
İnan ben seni onursuz hiçbir sevdayla aldatmadım.
Bedelin pahalıydı, ödedim… Ödeyeceğim.

Bu dizeler, Hrant Dink’in hayatını ve mücadelesini özetler gibi. Onun sevgisi; adalet, eşitlik ve insanlık adına onurlu bir sevdaydı. Ancak bu sevdaya karşılık, bu toprakların ona ödettikleri tarifsiz bir bedeldi. 19 Ocak 2007’de Agos Gazetesi’nin önünde sırtından vurulduğunda, aslında bu ülkenin vicdanı vurulmuştu.

Hrant Dink, Türkiye’nin “öteki” yüzüydü; Ermeni kimliğiyle, cesaretiyle, barışa olan inancıyla. O, sadece bir gazeteci değil; aynı zamanda geçmişin acılarıyla yüzleşme cesareti gösteren bir hak savunucusuydu. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e taşınan bir yara olan Ermeni meselesini, soykırımın yarattığı travmayı ve bunun Ermeni toplumu üzerindeki etkilerini konuşmaya çalıştı. Sessizliğin, inkarın ve nefretin karşısında dimdik durdu.

Hrant’ın ölümüne giden süreç, bir ülkenin “biz” dediği toplumun, “öteki” olarak gördüklerine neler yapabileceğini gözler önüne serdi. Ona yönelik nefret kampanyaları, mahkemelerde hedef gösterilmesi ve köşe yazarlarının linç girişimleri, bir cinayetin nasıl adım adım hazırlandığını gösteriyor. Hrant, yalnızlaştırıldı. “Türklüğe hakaret” gerekçesiyle yargılandığında, mahkeme salonundan şu sözlerle çıkmıştı.
“Bir güvercin ürkekliğiyle yaşıyorum bu ülkede, ama biliyorum ki bu ülkenin insanları güvercinlere dokunmaz.”

Ama dokundular…

Hrant Dink’in öldürülmesi, bu ülkenin geçmişle yüzleşme konusundaki derin korkusunun ve toplumun vicdanını boğan kör nefretin bir sonucuydu. Onun Ermeni kimliği, yalnızca tarihsel bir travmayı temsil etmiyordu; aynı zamanda eşit vatandaşlık talebinin, kimliklere saygının ve barış içinde bir arada yaşama umudunun da taşıyıcısıydı. Ancak bu umut, milliyetçi duvarlara çarptı.

Hrant’ı anlamak, yalnızca 19 Ocak’larda onu anmakla olmaz. Hrant’ı anlamak; Dersim’i anlamaktır, 1915’i konuşmaktır, Madımak’ı sorgulamaktır. Bu toprakların, öteki gördüğünü susturma ve yok etme alışkanlığıyla yüzleşmektir. Hrant’ın dediği gibi; “Birbirimizin yaralarını sarmayı öğrenmedikçe bu acılar bitmeyecek.”

Bu yazıyı kaleme alırken aklımda hep şu soru var. Hrant Dink, bugün yaşasaydı biz onu daha iyi anlayabilir miydik? Yoksa yine yalnız mı bırakırdık?

Hrant’ın ardından geriye yalnızca acısı değil, onurlu bir mirası da kaldı. Bu mirası sahiplenmek, ancak onun hayalini kurduğu eşit ve adil bir Türkiye’yi inşa etmekle mümkün. Bunun için önce geçmişe bakmalı, inkarın yerine yüzleşmeyi koymalı, milliyetçiliğin yerine insanlığı getirmeliyiz.

Hrant, sevdan onurluydu. Ve biz, seni onursuz bir gelecekle aldatmamaya söz veriyoruz.

Onurlu Bir Sevda Hrant Dink ve Bizim Utancımız
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Egedebirgun.net ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin