Son yıllarda iktidarın uyguladığı politikaların ülkemizi getirdiği nokta, derin bir ekonomik çöküş, tarımsal üretimin durma noktasına gelmesi ve toplumsal kaosun kıyısında bir Türkiye’dir. Özellikle köylülerin tarım alanlarına göz diken, kamu kaynaklarını yandaşlarına peşkeş çeken bir yönetim anlayışı ile karşı karşıyayız. İktidarın bu yaklaşımı, Türkiye’nin geleceğini daha da karanlık bir tabloya sürüklemektedir.
Ekonominin çöküşü, enflasyonun ve işsizliğin hızla yükselmesi ile kendini gösterirken, tarımsal üretim neredeyse durma noktasına gelmiştir. Ülkenin dört bir yanında çiftçiler, tarlalarını işleyemez hale gelirken, iktidarın köylülerin topraklarına yönelik hamleleri, bu krizin en somut örneklerinden biridir. Kamu kaynaklarının yandaşlara peşkeş çekilmesi, tarımın ve üretimin bitirilmesi, toplumun en temel dinamiklerini yok etmektedir. Bu durum, toplumsal bir kırılmaya, kaosa ve karmaşaya yol açacaktır.
Devletin laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olma niteliği de giderek kaybolmaktadır. İlköğretimde zorunlu hale getirilen Kur’an dersleri, eğitimin bilimden ve akıldan uzaklaştırıldığının göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bilimsel eğitim yerine hurafelerle doldurulan bir sistem, geleceğimizi karartmakta, yeni nesillerin özgür düşünme yetisini yok etmektedir.
İktidarın Cumhuriyet karşıtı söylemleri ve eylemleri, Türkiye’yi karanlık bir geleceğe sürüklemektedir. Laik ve demokratik bir hukuk devleti olmanın gerekliliklerinden uzaklaşıldıkça, toplumsal barış ve huzur da tehlikeye girmektedir. Bu tehlikeye karşı, daha güçlü bir muhalefet ve toplumsal bilinçlenme gereklidir. Aksi takdirde, önümüzdeki dönemde daha büyük toplumsal kırılmalar ve çatışmalarla yüzleşmek zorunda kalabiliriz.

