Bazı Atasözleri ya da halk deyişleri vardır ki, üzerinde ince düşünüldüğünde, kronik hale gelmiş sorunların çözümü için sebep-sonuç analizine ışık tutarlar.
Pedagog, sosyolog, eğitimci değilim. Yaşamım boyunca farklı sosyo-kültürel yapıdaki halk kesimlerinde gözlemlediğim içinde yaşadığım sorunların beynimde oluşan analizlerini yazıya dökmeye çalıştım.
Kadın cinayetleri ülkemizin kanamaya devam eden en büyük yaralarından biridir. Polisiye tedbirler, cezalar, kadın sığınma evleri gibi palyetif önlemlerle sorunun kökden çözülemediğini görüyoruz.
Sorunun kaynağı, çağın gerisinde kalmış geleneklerde törelerde ve çocukların yetiştirilme usullerinde, eğitimlerinde saklıdır.
Barınaklarımız giysilerimiz, kullandığımız araç ve gereçlerimiz çağlar boyunca, biz farkında olmadan, nasıl değişiyorsa, geleneklerimiz, törelerimizde çağın gereklerine göre değişmelidir.
Kökü eski çağlara dayanan gelenek ve törelerini sorgulamayan, onları günün şartlarına uyarlamayan toplumların gelişemeyeceğini söyler filozoflar. Dünya uluslarının kıyaslanması bu gerçeği doğrular.
Bir çok aile oğullarını “benim akıllı oğlum”, kızlarını “benim güzel kızım” diyerek sever. Ayrımcılık küçük yaşta başlıyor. Bu çocuklar büyüdüklerinde biri “akıllı adam,” diğeri “güzel kadın” sıfatlarını kazanacaklar. Güzeli, akıllı olanı hükmedecek yönetecek. Geleneklerde böyle.
Kız, gelin olup başka bir aileye gidecek, oğlan ailenin soyunu, soyadını sürdürecek. Bu nedenle erkek evlat , daha önemli sayılır, ve miras paylaşımında genelde ayrıcalıklı olurlar.
Kırsal kesimde, eğitimden mahrum kalmış ailelerde bu davranışlar sürüp gitmektedir. Bilhassa varlıklı tarım kesiminde mutlaka bir erkek evlada kavuşmak için, istemeden yarım düzine kız evladı olan aileler az değildir.
Yetişme çağındaki erkek evladın, delikanlının çapkınlığına, özgürlüğüne tolerans fazlasıyla tanınır da, “kızını dövmeyen, dizini döver” geleneğince kızlara özgürlük tanınmaz.
İşte bütün bu eşitsizliklerle ve de eğitimsizlikle temeli atılan aile birliğinin sürdürülebilirliği kadının boyun eğmesine bağlıdır. Baskılar canına tak edip isyan bayrağını çeken kadının başına neler geldiğini hemen her gün haberlerde görüyoruz maalesef.
Sorunun köklü çözümü çocuk ve yetişkin eğitiminde, geleneklerin sorgulanmasında yatmaktadır. Küçük yaşlarda başlayan bu değer farkları ve eşitsizlikler yok edilmedikçe sorun tam çözülmüş sayılmaz.
Konu din ve Arap kültürüyle yoğrulmuş siyesetcilerin kararlarıyla hiç çözülemez. Sorun 22 yıl önce de vardı ama bu boyutta değildi.
Konuyla ilgili bilim dallarındaki uzmanların görüşlerini ve raporlarını aynen uygulamaya koyacak yöneticilere çok ihtiyacımız var.
Ama önce, aldatılamayan, doğru yöneticileri seçmesini bilen bir halkın varlığı gerekmiyor mu?

