İnsan nefsinin kontrolüne geçtiğinde tatmin duygusu ortadan kalkar. Nefs devamlı ister, aç gözlü bir canavar misali. Bir alır neden iki olmasın der, iki alır neden üç olmasın der.
Sahip olunan her şeyin kölesi olmak mı yoksa sahip olunan her şeyin bizlere hizmet etmesi mi daha doğrudur? İnsan neden büyümek ister? Sözü dinlensin diye…İnsan neden zengin olmak ister? Daha konforlu bir yaşam sürmek için…İnsan neden kariyer ister? Toplumsal statü elde edebilmek için…Bunlar insana ne kazandırır, dünyevi arzu, istek ve hırslarının tatmininden başka? Gerçek anlamda mutluluk? Gerçek anlamda huzur? Gerçek anlamda statü?
Maddesel değerlerin tatmini insanın ruhunu besleyebilir mi? Şayet bu sorunun cevabı evet olsaydı bugün dünyada antidepresan satışları patlama noktasında olmazdı.
İnsanlar büyüdü, hızla…Büyümek elbette güzeldir ancak fiziksel ve maddi olarak büyüdükçe küçülebilmek hususunu gözden kaçırdık. Fiziksel olarak büyüdükçe, daha güçsüzü ezdik. Maddi olarak büyüdükçe, kibre bürünüp üstünlük çabasına girdik. Tüm bunların sebebi, insanın hazımsızlığı, gücü taşıyamaması, kendini “ben” olgusu ile sahip olduğu her şeyi kendisinin yaptığını düşünmesi. Oysa her birimiz kadersel planlarımızın oyuncularıyız. Sahip olduğumuz her şey yüce Yaradan’ın lütfudur. Bu lütfu nasıl şekillendirdiğimiz bizlerin iradesidir.
Büyüdükçe küçülebildik mi yoksa büyüdükçe güce tapınmayı mı seçtik.
İnsan ne kadar yemekle doyar? 4 kişilik bir aile kaç m2 evde rahatlıkla yaşar? Bir insan en fazla ne kadarlık bir hayat sürebilir? Bu soruların cevabı her bireyin yaşamsal standardına göre değişkenlik gösterebilir ancak en fazla ne olabilir? “En fazla” dediğimde imkanların sınırsız olduğunun bilincinde olarak en fazlanın neler getirip neler götüreceği hususuna dikkat çekmek isterim.
Büyümek insandan ne alır ne getirir? Aldıkları getirdiklerine değer mi? Hırs ve ihtirasın insana kazandırdıkları ve kaybettirdiklerini bir tartıya koysak hangisi ağır gelir?
Bundan 20-25 sene öncesine kadar insanlar yediklerini, içtiklerini, giydiklerini, maddi sahipliklerini ortalığa saçmazdı. Utanma vardı, daha sınırlı imkanlarla yaşayan insanların hayatlarına saygı vardı. “Ben kimim sen biliyor musun” diye bir cümleyi kullanmak utanç vesilesi idi. Oysa şimdi…Şimdi herkes herkese üstünlük çabasında. Erkekler bir masada hesap öderken parayı masanın altında sayıp garsona verirdi. Şimdi cüzdanlar, araba anahtarları masanın baş köşesinde. Kadınlar için güzellik kavramı, en fazla saçını boyatmak ve kişisel bakımdan ibaretti. Kılık kıyafetler “hanımefendi” sıfatına yaraşırdı. Oysa şimdi güzellik ve gençlik kavramları adı altında birbirinin aynısı olan estetik figüranlarına ve kılık kıyafet olarak da porno yıldızlarına döndü ortalık. Dünyanın ne idüğü belirsiz zenginliğine sahip ülkelerinde, şatafatlı zenginliğin görgüsüzce pompalandığı videolar ile insanlar haris duygularla ihtiraslı bir şekilde değerlerinden vazgeçip insan olmanın en yozlaşmış haline sürüklendi.
Oysa küçüldükçe büyür insan. Zenginleştikçe, zenginliğini sadece kendi çevresine değil diğer insanlarla paylaştıkça, insanlığa hizmet ettikçe, zenginliğini göze sokmadan mütevazı yaşamı becerebildikçe büyür. Nefsini dengede tuttukça büyür insan. Gücü, diğerlerini ezmek ya da kontrol etmek için değil, hizmet için, yardım için kullandıkça büyür.
Bugün geldiğimiz noktada ibadeti bile gösteriş vesilesi yapar olduk. Sembolik dindarlık ile ötekileştirdik toplumları. Tek bir kaynaktan geldiğini unutup birbirine düşman oldu insanlar.
Sözün özü büyüdükçe kendini dev aynasında görür oldu insan. Oysa hakikat, beden denen kıyafetin içinde saklı. Hakikatin sırrına erdikçe insan, sahip olduğu her şeyin bir kandırmacadan ibaret olduğunu bilir. Gerçek güç, içinde ki hakikatte saklıdır. Hakikatin bilincine erenler, büyüklenmeyi değil küçülmeyi seçerler. Küçülmek kendini küçümsemek değildir asla. Bilakis küçülmek, kendi öz değerinin farkına varmaktır.

