Sevgi ile büyüyemek yetişkin bir birey olunduğunda çatışmacı bir hal alır. Günümüz koşullarında insanların agresif ve depresif halleri, sosyal – ekonomik sınırlar içerisinde yaşamakla bağlantılı olsa da temelinde yatan çocukluk dönemlerinde ki sevgiye doymamış bir çocuğun içsel çatışmasıdır.
Sağlıklı toplum sağlıklı bireylerden oluşur. Sağlıklı bireyler sağlıklı ailelerde yetişir.
Çocuk sahibi olmak elbette yeryüzünde yaşayan her insanın en doğal hakkıdır. Ancak çocuk sahibi olmak sadece arzuların tatmini esnasında yaşanan anın finali olmamalıdır. Bir çocuğu yaşama hazırlamak bir anlamda insanoğlunun en büyük ve önemli zanaatidir. Anne karnında başlayan ebeveyn olma işi öncelikle annenin ruhsal açıdan sağlıklı olmasını zaruri kılar. Beraberinde eş ve diğer hayat akışının da elbette. Çatışmacı bir ruh hali ve kavgacı bir yaşam dünyaya gelecek bireyin şiddet eğilimli ve agresif bir yapıya sahip olmasının sebebi olacaktır. Son derece huzurlu bir aile ortamında ancak sevginin sunumunun olmadığı bir aile yaşantısı da çocuğun yeterli sevgiyi alamaması ile birlikte içsel dünyasında eksiklik olarak yer edecektir. Tamamlanamamak sevgisizlikten gelir ve çocuğun yetişkinlik sürecinde bu yoksunluk duygusu, özgüven eksikliği ile başlayıp her durum ve koşulda onaylanma ihtiyacı doğuracaktır. Bunu kendinde acizlik olarak gören birey şiddet eğilimli olacak, agresif bir yapıyla kendisine savunma mekanizması olarak bu hali geliştirecektir.
Buradan yola çıkarak çok rahat söylenebilir ki bu tarz insanların kavgaları sizinle değildir. Kavga ettikleri gerçekte kendileridir. İçsel dünyalarında sürekli kendisiyle çatışma halinde olan insan etrafında ki herkesle ve hatta yaşamın kendisiyle bile kavga halindedir. Katı kuralları vardır ve adına prensip derler ki bu da bir savunma mekanizmasıdır. Sevgileri yüzeyseldir, merhametleri de öyle. En insani duyguları bile törpülenmiştir çünkü duygu zayıflıktır onlar için. Mantık ve analitik zeka ile hareket ederler. Kalp gözleri kapalıdır. Hakikatin ne olduğundan bi haberdirler. Ağız dolusu gülüşleri yoktur mesela. Yüzleri hep asık ve kaşları çatıktır. İçlerinde ki o kavgacı hal tüm enerji alanlarını kapsar ve auraları yoktur yada çok zayıftır. Alaycı, eleştirel, yargılayıcı, kibirli halleri vardır. Kendilerini her konuda bilgili görür başkalarının bilgi ve tecrübelerini yetersiz görür. Kendilerini her ne kadar alçakgönüllü ve nazik göstermeye çalışsalar da madalyonun diğer tarafı en küçük bir deneyimde açığa çıkar. Yorucudurlar…Öyle ki etraflarında ki herkese negatif enerjileri ve depresif halleri ile olumsuz anlamda etki ederler. İş koliktirler çünkü sosyal yaşamlarında bağ kurmakta da zorlanırlar. Duygu konusunda kendilerini devamlı bastırdıkları için sosyal yaşamları da yüzeyseldir. Kendilerini diğerlerinden farklı, özel, ayrıcalıklı görürler. Bu tutum uzun vadede sürecek dostluk ya da arkadaşlıkların kurulmasına engeldir. Ve bu insanlar kendileri ile el sıkışmadan hayata yeniden doğamazlar.
Sevmek, önce kendinden başlar. Kendini sevmeyen hiçbir birey başkasını sevemez. Bu insan modelinin sevgisi ihtiyaç doğrultusundadır. Saf ve koşulsuz sevgi değildir.
Aileden yeterince sevgi alamamış olmak ya da sonra ki yaşam deneyimlerinde yaşanan olaylar ve karşılaşılan kişiler her bireyin tekamül yolculuğunun olması gerekenleridir. Ruhun neye ihtiyacı varsa, gelişmek, büyümek adına buna hizmet eden aile, eş, çocuk, arkadaş, dost, düşman yaşamlarımızda deneyimlenecektir. Varoluşun yani ilahi nizamın gerekliliklerinin bilincinde olunduğunda anlamak ve idrak etmek kolaylaşacaktır. Kavgaların, çatışmaların bittiği yerdir orası.
Negatif negatifi çeker. Dilinizde başlayan olumsuzluk hayatınızın her alanına enerjisel olarak yayılır ve bumerang gibi gidip size tekrar geri döner.
Ben bunu daha önce yaşadım, biliyorum… Bilmediğiniz, biliyorum dedikçe düşünce kalıbı haline getirdiğiniz bu inançların hayatınızda paradoks yaratmasıdır. Neden hep aynı şeyi yaşıyorum ve aynı tip insanlarla karşılaşıyorum sorusunun cevabı da budur. İnanç haline dönüşen bilinçsiz hallerinizin yarattığı paradoks içinde debelenip durmanız.
Evrende her şey yaratılanlara hizmet eder. Siz kendinizi fark etmedikçe her şey aynı şekilde vuku bulur. Kendini bil kavramı bunu anlatır. Kim olduğunuz, neden bu gezegende ve bu sistemde olduğunuz sorularının yanıtı ile başlayan idrak süreci devamında kendinizle barışmanız, içsel çatışmalarınızı sonlandırmanızla birlikte, sen değişirsen dünyan değişir sözü hayatınızda kendini göstermeye başlar.
Dolayısıyla İnsanların kavgaları sizinle değil, kendileri ile. Bu tarz insanlarla karşılaşıldığında sadece gözlemci olmak, empati kurabilmek ve içselleştirmemek en doğru yoldur.
Sevgimle

