Günümüz yaşam şekline bakıldığında aile kavramının ciddi anlamda hasar aldığına şahit oluyoruz. Hatta aile olmanın başlangıcı olan ilişki kavramı da yerini yalnızlığa bıraktı. İlişki yaşamak saygı-sevgi temeli üzerine inşa edilen ve karşılıklı fedakarlıklarla uyumlu yapının oluşturulduğu paylaşım şekliydi.
Bugün gelinen noktada kadın ve erkek figürlerinde ki dişil ve eril enerjinin dengesi bozulduğundan kadın erkeksi, erkek kadınsı kimliklere büründü. Yaşanan bu enerji dönüşümü ile kimlik çatışmaları sebebiyle ilişkiler de yerini yalnızlaşan insanlığa bıraktı. Erken yaşlarda anne baba evinden ayrılıp yalnız yaşama geçiş yapan bireyler kısa süre içinde yalnız yaşamanın aldatıcı konforuna kapıldığından, karşı cinse bakış açısı da değişti. Hayatı paylaşmak kavramı yerini sadece bedensel paylaşıma bıraktı.
İnsan ile hayvan arasında ki fark düşünme yetisidir ve düşüncenin duyguya daha farklı ve yoğun yansımasıdır. Hayvanlar dürtüsel varlıklar olduğundan ilişki, aile, bağlılık kavramları gelişmemiştir. Yaşam tamamen dürtüler üzerinden devam eder. İnsan ise dürtülerini aklı ile kontrol eden akıllı varlıklardır. Geldiğimiz noktada yalnızlık hastalığına yakalan toplumlar akıldan ziyade dürtüleri ile yaşamlarını şekillendirmekte. Spiritüel ya da kişisel gelişim alanında anlatılan kendini sevmek öğretisi ne yazık ki insanların aklı ile tam olarak algılanamaması sebebiyle yerini narsist toplumlara bıraktı. İnsan her şeyi abartmayı sever.Sevgisini, nefretini, öfkesini vs yaşadığı tüm duygularını, düşüncelerini abartılı hale getirmekten haz alır. Bunu tetikleyen ise ego’dur.
Ego, insan için gereklidir. Tamamen yok etmek olanaksızdır. Kim bunu iddia ederse emin olun safsatadır. Esas olan kontroldür. İnsan içinde şeytan ve melek ile birlikte yaşar. Siz hangisini tercih ederseniz duygu ve düşüncelerinizle onu beslersiniz. Ego bakıldığında şeytanınızdır ancak kontrol siz de olursa şeytan size zarar verebilir mi? Veremez.
Şimdi… Ego, sizi alışkanlıklara sürükler. O alışkanlıklar konfor alanlarınızı yaratır. Sonrasında ego, sizi konfor alanınızda tutmak için devamlı manipüle eder. Yalnızlık hastalığı da insanların egonun tetikleyici gücü ile alışkanlık haline getirdiği yaşam şekline dönüştü.
Düşünelim mi biraz… Neden varoluşta kadın ve erkek figürü var. Neden tek cinsiyet değil iki cinsiyet?
Sebep, kadın ve erkek dünya denen ikilik sisteminin olmazsa olmazlarıdır. Birbirini, birbiri ile tamamlayan iki cins. Birbirinin hem öğretmeni hem öğrencisi. Dünya yaşamında akıldan özgürleşmek diye bir kavram yanlıştır. Akıl ve zeka bir arada ikili bir kombinasyondur. Bu kombinasyon varlık tarafından kontrol edildiğinde kişisel ve ruhsal gelişimin kapılarını açacak en temel ihtiyaçtır. Özgürleşmek, kalıplaşmış duygu ve düşünceleri kapsar, aklı değil. Kalıplaşmış her inançtan özgürleşmek akıl gerektirir. Bugün aklını ve zekasını kullanma yetisini kaybetmiş, dayatılan algılara teslim olmuş insanlık yalnızlık hastalığına tutulmuştur.
Tek başına yaşamak yüzlerce hatta binlerce yıl önce tercih edilen bir tekamül yolu idi. Bugün yaşamın içinde, paylaşarak, öğrenerek, gözlemleyerek yaşama zamanı. Her gelen ve her giden birer öğretmen yaşamlarımızda. Hayatın akışına teslim olmak, gelene ve gidene direnç göstermeden gözlemci olmak ile ancak yolculuk yapılabilir.
Her insan tek başına, hayata karışmadan, deneyimlere teslim olmadan yaşadığında ruhsal anlamda belli seviyeye gelebilir. Ancak olduğu yerde kalır, devam edemez. Yolculuk, farkında olduğu hali ile hayata karışarak, eylemleri ile şeytanını mı meleğini mi onurlandırmasıyla devam eder.
Bugün herkes yalnızlığından şikayet etmekte, bazen de kendisi ile yüzleşmekten korktuğu için “ben böyle iyiyim” diyerek kendine yalan söylemekte. Varoluş, korkakları sevmez.
Varoluş, sevgi üzerine kurulu bir sistemdir. Hiç kimse sevgiye dur diyemez, sevgiye direnç gösteren her varlık sevgi ile sınanır.
İnsanlığın bugün gelinen noktada sevgi ile sınanması, yalnızlığa itilmesi, cinsiyet değişimleri, ilişkilerden kaçmak, kadın ve erkeğin kimlik çatışmaları gibi toplumsal olarak yaşadığımız tüm erozyonların alt yapısında sistemsel olarak algı ile insanlığın yalnızlaştırılması vardır.
İnsanlık vazgeçmemeli… Sevmekten, aşık olmaktan, aşk acısı çekmekten, sarılmaktan, sevişmekten, nezaketten vazgeçmemeli.
Rab bile bilinmek istediği için alemleri yaratmışken, siz Rab’tan daha mı üstünsünüz ki yalnızlığa kendinizi hapsediyorsunuz?
Rab insanlarla beraber oynuyor oyununu ve siz oyundan çıkmaya meylediyorsunuz… Neye direnç gösterdiğinizin farkında mısınız?
Rolünüzü layığı ile oynayın, yalnız değilsiniz asla. Yönetmeniniz sizinle beraber her an.
Hayat sevince ve paylaşınca anlamlı, değerli.
Sevgimle.

