Aylin Cantaş
  1. haberler
  2. Yazarlar
  3. Her şeyi yanlış mı öğrettiler?

Her şeyi yanlış mı öğrettiler?

featured
service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Zihnimizde dolaşan kavramlar karmaşasına baktığımızda ve öğretilen bu kavramları eyleme döktüğümüzde hata üstüne hata yapmadık mı?

Megaloman olma dediler, megalomanı kendini beğenmişlik olarak anlattılar. Bencil olma dediler, bencilliği ben merkezi yaşamak olarak anlattılar. Düşünün, bunun gibi onlarca kavram içerisinde boğulduk. Boğulmak bir kenara sergilediğimiz eylem, hayat duruşlarımızla yanılgılara düştük. Kendini sevememek sebebiyle tüm yaşam içsel çatışma ile geçti. Kendimizle barışamamanın hırçınlığı ile etrafımızla da savaştık. Kendimizin değerini anlayamadığımızdan hep başkalarının onayına, sevgisine, ilgisine muhtaç yaşadık. Kim saçımızı okşasa celladımız olduğuna bakmadan aşık olduk. Gerek bireysel gerek toplumsal olarak yaşamadık mı, yaşamıyor muyuz hala daha cellatlarımıza aşık…?

Ağzımızdan çıkan kelimelere, cümlelere bir bakar mısınız, sadece olumsuz, inançsız, umutsuz, vazgeçmiş bir konuşma dili. Dönün yaşamlarımıza bakın, konuştuğumuz üslubun aynısını yaşıyoruz, öyle değil mi? Bunun adı öğrenilmiş çaresizlik değil de ne peki?

Önce kendimiz dışında her şeye ve herkese inanmayı öğrettiler. Öyle ki ilahlaştırdık kimilerini, tapındık. Kendimizden çok başkalarını sevmeyi öğrettiler, fedakarlık diye bir kavram yüklediler çocukluktan itibaren. Kendimizden önce anne babalarımıza, eşlerimize, evlatlarımıza, arkadaşlarımıza vsvs verdik de verdik.  Anne babalar yaşlılıklarında kendilerine baksın diye çocuk sahibi oldu. Öğreti buydu çünkü… Ergenlikte tarlaya koştular, koyunların başına koştular. Bize kimse sormadı senin isteklerin ne, arzuların, hayallerin… Çünkü başkaları için önemi olmadı hiçbir zaman. Tek önemli şey bizim fedakarlıklarımızın süreç içinde görev olarak beklentiye dönmesi idi.

Oysa…

Burada bulunma amacımız vardı ilahi sistemde. Tanrı bizimle oyun oynamıyordu asla, biz olarak oynuyordu ve hala öyle. İçimizdeki Tanrı kavramı hep dışarda bir yerlerde, altın tahtında oturan elinde asası ile insanlığa acı çektiren, cezalandıran sadist bir varlık olarak anlatıldı. Korkmayı öğrettiler hep. Tanrı korkusu diye bir kavram yüklediler ve her cümlede zikrettiler. Tanrı’dan korkusu olmayan ya da olan diye sınıflandırdılar.

Varoluşun bütününe baktığında bir ceza var mı, acı var mı, zulüm var mı? Hayır asla yok. Tanrı’nın saf sevgi ile var ettiği sistemi her bir İnsan-Tanrı kendi düşünce, duygu ve inanç kalıpları ile kirletti. Sonra da Tanrı’yı suçladılar. Sorumluluktan kaçan İnsan-Tanrı tüm sistemin dengesini, uyumunu ve ahengini bozdu sonra da Tanrı’ya isyan etti. O ne yaptı, yapıyor? Gülüyor ve izliyor sadece. İnsanın, İnsan-Tanrı’nın içinde ki Tanrı’ya ulaşması için bekliyor.

O’na ulaşabilmek için öğrendiğimiz, bildiğimiz ve inandığımız ne varsa sıfırlamamız gerek. Zor mu? Zor dediğimiz sürece zor olacak. Oysa, Tanrı’nın yarattığı bu ilahi sistem bir nizam içerisinde işlemekte ve her şey kolaylıkla gerçekleşmekte. Yeter ki hard diski sıfırlayalım, yeter ki zihinlerimize format atalım. Yeniden doğmak gerek, bir bebeğin boşluğuyla yeniden öğrenmeye yelken açmak gerek. Öğrenilmiş çaresizlikten bilmemeye geçmek gerek. Bilmiyorum, öğrenmeye, doğrusunu öğrenmeye niyetliyim demek gerek ve yola çıkmak…

Her zorluğun içinde bir kolaylık vardır. Kalpten inanır ve en yüce rehberden yardım dilersen cevapsız kalmayacaktır.

Sevgimle.

Her şeyi yanlış mı öğrettiler?
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Egedebirgun.net ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin