İnsanların dilinde çok duyarız, neden hep bu benim başıma geliyor… Tekrar tekrar aynı yerden sınar hayat. Belki kişiler değişir, olaylar farklılaşır ancak konunun özü hep aynıdır.
Dünya zıtlık kavramı ile işler. Her şey zıttı ile var olur. İyilik olmadan kötülük, sevgi olmadan nefret, yoksulluk olmadan zenginlik olmaz. Her olgunun mutlak zıttı vardır ve bu zıtlıklar arasında gidip gelir yaşam.
Neyi çok istesem, olmuyor ya da oluyor… Olan da olmayan da sizin kendi zıtlıklar arası karmanızla ilgilidir. Tutkunuzla, bağımlılık hallerinizle. Çok istemekle çalışmaz evrenin işleyişi. OL’makla çalışır. İstemek sizi her daim muhtaç pozisyonunda tutar ve algılanır ve siz hep o istiyorum dediğiniz şeylere muhtaç olursunuz. Çünkü evrenin lugatında “istemek”, ona arzu duymanız olarak değil, istediğiniz her ne ise ona muhtaç olduğunuz şeklinde algılanır. Evrenin işleyişinde ısrarcı olmakta hoş karşılanmaz. Saplantılı bir şekilde ısrarla istemek, talep etmek zıttı ile karşılık bulur. Ve insan hep aynı yerden sınanır…
Peki nasıl işler bu ilahi düzen, bu sistem…
İlk evvela en yüce tarafından güvende olduğunu BİLMEK ile başlar. Her konuda… Yaşamın her alanında, her kulvarında güvende olduğunu bilmek ve bu inanç, bu iman karşısında kim ısrarcı olabilir ki? Bilmek beraberinde OLMAK ‘tır ilahi sistemde.
Takıntılı her ruh hali zıttı ile karşılık bulur. Sadakat takıntınız varsa ihanetle sınanırsınız, dürüstlük takıntınız varsa dolandırılmakla ve yalanlarla sınanırsınız, zenginlik takıntınız varsa yoksullukla sınanırsınız, başarı takıntınız varsa başarısızlıklarla sınanırsınız…
Her şeyin kendi içinde zıttı vardır ve siz bu zıtlıklar içerisinde denge kuramadığınız takdirde yaşam sizi hep sınırlarda deneyimlerle sınayacaktır.
Aynı yerden tokat yememek için, bırakmak gerek…. Tutunmamak, saplanmamak, sahiplenmemek…!
İnsan denen varlık öyle çok tutunuyoruz ki her şeye, hele sahiplik kavramı ile edinilen şeylere…Sımsıkı sarılıyoruz, bıraksak kaybedecek, ölecek bitecekmişiz gibi. Oysa sımsıkı sarıldıkça ölüyoruz, kaybediyoruz. Neyi mi, kendimizi… Kendimizi kaybettikçe de hep aynı yerden sınanıyoruz ki kendimizi bulabilelim diye.
Tek ama tek önemli şey varsa ilahi nizamda, KENDİN OLMAK. Kendimiz değil miyiz? Hayır, değiliz. Beden denen et ve kemik yığınından oluşan bu cisim içinde kayıp ruhlarız her birimiz. Arıyoruz ya binlerce yıldır, dini metinlerde, sohbetlerde, dini mekanlarda, ritüellerde, madetlerde… Ancak bulamıyoruz. Ne kişisel gelişim dersleri, ne ruhsal gelişim dersleri fayda sağlamıyor insana. Sağladığını zanneden insanlar hala kayıp olduklarının da bilince değil.
Ne çok söylemler, ifadeler, yeni yeni kavramlar yerleşti dilimize, lugatımıza. Birileri deneyimlerini anlatıyor, buradan bir takım amaç doğrultusunda elde dilen popülerlik ve maddi faydalar ile kendini de henüz bulamamış insanlar.
Neden mi ısrarla kendini bulamamış diye vurguluyorum?
Kendini bilen Rabbini bilir, Rabbini bilen ilahi nizamı bilir, ilahi yasaları bilir. İlahi yasalarda böyle ulu orta konuşmak yoktur, sosyal mecralarda çıkıp eyy insanlar diye çığırtkanlık yoktur. Sükunet vardır.
Zıtlıkların dengesine erenler kendini bilenlerdir. Kendini bilen ve Rab olanlar bilirler ki her insan cisminde ki varlık, kendi tekamül sürecinde kendi kadersel planları çerçevesinde sınanacak ve adanmışlıkla, irade ile, iman ile, sevgi ile yola koyulduğunda kendinden kendine bir yola çıktığını fark edecektir.
İlahi sistemde hiçbir şey kalıcı değildir. Doğduk, büyüdük, yaş aldık ve öleceğiz. Her şey, yaşanan her şey, sahiplik kavramı ile edinilen her şey burada, bu düzende kalacak. Baki olan tek şey var. O beden denen cisim ile bu zıtlıklar dünyasını deneyimleyen ruhun, özün, Tanrı parçan, hakikatin.
İnsan bedenlenmiş benliğine hizmet etmekten hakikatini unuttu, hakikatinden yüz çevirdi. Hakikati de kendisine yüz çevireni, yüz çevirdiği her yerden sınamaya devam etmekte.
Yüzünü aynada gördüğüne değil, görmediğine çevir ki sınanmaların bitsin. Zıtlıklar arasında bir artı bir eksi kutuplar arasında yorulmadın mı? Sahiplik kavramı ile pompalanan düşkünlüklerinin esiri olmaktan özgürlüğünü unutan sen, bu tutsaklıktan sıkılmadın mı?
5 vakit değil, yılda 1 ay değil, nefes aldığın her an hakikatinle var olduğunu hatırlamanın zamanı çoktan geldi. Nitekim hatırlatıyor en Yüce olan… Türlü türlü hallerle… Direnci bırakma zamanı, tutunmayı, bağımlılığı bırakma, her şeyden özgürleşme zamanı. Kendinden özgürleşme zamanı…
Özgürlüğün maviliklerine açılsın gönül kapılarınız.
Sevgimle.
Hep aynı yerden sınanmak…
0
Paylaş

