Hangisi gerçek? Dün yaşanılan mı bugün yaşanan mı? Bin bir rengi içinde barındıran insanlardan tek tip insan modeline nasıl geldi insanoğlu? Kendinden mi sıkıldı? Kendinden uzaklaşmak mıydı amaç yoksa kendine yakınlaşmak mı?
Dünya gezegeninde milyarca insan, her birinin parmak izi, genetik izi farklı olduğu gibi fiziksel özellikleri de farklıydı. Yaratım bu şekilde işliyordu. Biyolojik farklılıklar ırksal değişkenliklerle şekilleniyordu. Her insan şahsına münhasır özelliklerle var olmuştu. Bu özellikler her bireyi kendi içinde özel kılıyordu. Kimse kimseye benzemiyordu. Anne babadan dünyaya gelen çocuk bile taşıdığı anne baba ortak kromozomlarına rağmen atalardan aktarılan genlerle bireysel özellikler taşıyordu.
Kaşı, gözü, eli, ayağı, boyu, ten rengi, saçı, fiziği… Her bir detay insanı karakterize eden özelliklere sahipti. Tarif ederken o insanın yaratımsal özellikleri ifade edilirdi, tarif edilirdi.
Günümüzde durum artık oldukça farklı bir hal aldı. Tek tip insan modeline evrildi dünya insanı. Evrende ki diğer yaşam formları ile karşılaştırıldığında sanırım açık ara dünyalı olduğumuz bilinir artık. Kadınların hepsi hemen hemen aynı, erkekler de kadınlara yetişmek üzere diyebiliriz. İnsan doğal bir varlık olarak yaratıldığı halde bugün gelinen noktada tamamen sahte profiller sahneye çıkmış durumda. Yaratılan bir algı var tüm insanlığı kontrol altına alan. Güzellik algısı… Güzellik göreceli bir kavram olduğu halde yaratılan bu algı sayesinde tek tip insan prototipleri yaratıldı. Karakteristik hiçbir özellik kalmadığı gibi yapaylığın en rahatsız edici boyutuna gelindi. Yüzdeki orantısız burunlar, abartılı ve göz tırmalayan dudaklar, tırnaklar, yüzler…
Öyle ki kadın bu tuzağa adım adım sosyal medya aracılığı ile çekildi. Erkekler de arkasından. Nereye elinizi atsanız elinizde kalıyor. Saçlar, kirpikler, tırnaklar vs… Her insanın yüzünde ki karakteristik ifade bir gülüş, minik bir tebessüm ya da küçük bir kızgınlıkta mimiklerle sözlere gerek kalmadan anlatırdı bir paragraf sözcüğü. Bugün ise ne sözcükler, ne yüzdeki ifadeler anlatmaya yetmiyor hiçbir şeyi.
İnsanlar bu kadar mı nefret ediyordu kendinden ki bu acılı operasyonlara rağmen kendinden vazgeçmeye meyil etti. Gençleşmek… Bu nasıl mümkün olabilir ki? Tüm varoluşa meydan okumak değil mi bu? Fizik kanunlarına, biyoloji kanunlarına hatta tüm evrenin matematiksel işleyişine kafa tutmak değil mi? Peki bu insanoğlu kendini ne zannediyor ki kendilerini yoktan var eden güce meydan okuyorlar. Sen bizi yeterli yaratmadın, bizleri kusurlu yarattın şimdi biz senin yarattığın kusurları düzeltiyoruz mu diyorlar?
Bir söz dolanıyor dünyada, insanlar arasında… Kendini baştan yarat!
Siz kendinizi baştan yaratamazsınız, bu hiçbir insanın haddi değildir. Yaratan sadece Tanrı’dır. İnsanoğlunun anlaması gereken neden yaratıldığıdır? Kendini reddederek yapay operasyonlarla sahte yüzler, sahte ifadeler hatta sahte benliklerle yaşamak için değil. Bedeninizin herhangi bir yerine saplanan her iğne, bedeninize vurduğunuz her neşter kendinizi reddetmektir. İlahi nizama kafa tutmaktır.
Kafa tutulması gereken sahte benliğinizin kontrolü ele geçirmesine olmalıdır.
Sahte benliğiniz, yapay dünya düzeninin dayattığı estetik çılgınlığına kucak açmış vaziyette ve insanlar kontrolden çıkmış durumda. Uzun yıllardır bu çılgınlığın pençesinde ki insanların aynaya baktıklarında ne gördüklerini sormak isterim… Gerçi insan kendine o kadar yabancı ki artık kendini tanımaz halde ve kendine verdiği bu zararın farkında olmadan sahte güzellik peşinde hala…
Gerçekleri hiç süsleyip püslemeden söylemek gibi bir huyum vardır. Sizleri kırarsam sözcüklerimle üzgünüm ancak artık gerçekleri dillendirmek gerek.
Dünyada ki devletler üstü güçlerin insanlığı kendi kontrolleri altında tutarak, öz benliklerinden uzaklaştırma çabaları her hamleleri ile gerçek oluyor. Estetik algısı insanlara sübliminal mesajlarla başladı adım adım çığ gibi büyüyerek insanlığı pençesine aldı. Bugün henüz ergenlik çağında ki kızlarımızın dahi estetik operasyonlarla tanıştırılarak kendilerinden uzaklaştırılmaları sağlandı. Bir burunla başlayan macera dudak, kaş, göz, elmacık kemikleri derken bedenin farklı yerlerine kadar uzadı. Ve bugün gelinen noktada, tüm kadınlarda aynı burun, aynı dudaklar, aynı göz şekilleri, aynı kaşlar, aynı dişler, aynı göğüsler derken insanın hiçbir farklılığı ve özelliği kalmadı. İnsan farklılıklarıyla güzel bir varlıktı. Yüzünde ki her bir çizgi bir anının iziydi. Belki küçük bir mutluluk ya da bir hüznün yansımasıydı. Ayrılık acısının çizgisiydi kimi… Ölümün yasını anlatıyordu üzgün bakan gözler. Koca bir yaşamın hatıralarını sildi insan bedeninden. Peki ya ruhundan, ruhundan silebildi mi? İhanetin acısını, bir evladın kahkahasının mutluluğunu, hazzını, kavuşmanın tebessümünü, ölümün soğukluğunu… Tüm yaşanmış duygularını yüzünden silse de ruhundan silemez insanoğlu. Dolayısıyla ne kadar kendinden kaçmak istese de, ruhu hatırlıyor ve hatırlayacak tüm izleri.
Gençleşmek sevdası mı bu? Neden? Yer çekimine kafa tutsan da bir gün o yerçekimi seni alıp kopartmayacak mı yaşamdan? İstediğin kadar gençleşmeye çalış ölmeyecek misin? Öleceksin diye kendini salıp, bırakmayacaksın elbette. Ancak kendin olarak geldiğin dünyadan kendin kalıp kendin olarak gitmelisin. Kendiyle barışmayan bir insan güzel olabilir mi? Güzellik yüzde ki altın oranla alakalı değildir. Güzellik ruhunun kusursuzluğu, ruhunun genç kalabilmesidir.
Yaratılanı severim Yaratandan ötürü… Sen yaratılanların en şereflisisin. Peki neden seni bu kadar şerefli olarak yaratana kafa tutup, meydan okuyorsun? Senin yarattığın halimi beğenmiyorum…Neden isyan ediyorsun?
Kendiniz olabilmek için kişisel gelişim kitapları okusanız da, eğitimlere katılıp, seminer seminer gezseniz de kendiniz olabilmek, kendinizi en kusurlu hallerinizle, özelliklerinizle kabul etmekten ve sevmekten geçer. Kemerli burnunu sevmekten, ince dudaklarını, düşük göz kapaklarını, yüzünüzde ki çizgileri sevmekten geçer, deliliklerini, asabi hallerini hatta en gölge yanlarını sevmekten ve kabul etmekten geçer.
Kendini sevmek, kendi ile barışmak demektir. Aynada gördüğüne şükretmektir. Gerçek olabilmek, gerçek kalabilmektir.
Sahi siz kime kendinizi beğendirmeye bu denli gayret gösteriyorsunuz? Karşı cinse mi, hemcinslerinize mi? Sizin kendinizi beğendirmeniz gereken diğer insanlar değil, sadece ve sadece Tanrı’dır. Bu kadar acılara dayanan, bu kadar ekonomisini israf eden insanlara sorarım. Peki Tanrı için ne yaparsınız? Ya dünyada açlıktan ölen milyarlarca insanlar için ne yaparsınız?
Kendi ile ve dünya ile derdi olanın dünya kadar derdi olur.
Yüzünüzde ki çizgilerle ve saçınızda ki beyazlarla eskisinden daha da güzel olduğunu ne zaman idrak edecek insanoğlu? Genç kalabilmek uğruna harcadığı zamanın geri dönüşü olmadığını, bu mücadelenin nafile olduğunu ve asıl amacın insanı kendi özünden uzaklaştırarak aydınlanmasına engel olunduğunu ne zaman anlayacak insanoğlu?
Kişisel bakım ile sahteciliği karıştırmamayı ne zaman öğrenecek insanoğlu? İnsan ne zaman uyanacak bu derin uykudan?
Tüm insanlığın en kısa sürede bu manipülasyonların farkına varmasını ve uyanmasını diliyorum tüm kalbimle.
Sevgimle.

