Akif Kösem
  1. haberler
  2. Yazarlar
  3. Ey Büyük Milletin Kadınları!

Ey Büyük Milletin Kadınları!

service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Ey Büyük Milletin Kadınları!

8 Mart Dünya Kadınlar Günü

Bugün sekiz Mart. Takvimler bir rakam gösterir, dünya bir gün kutlar; ama bu satırları yazan kalem bilir ki, bugün sıradan bir gün değildir. Bugün, insanlığın yarısının diğer yarısına “Sen de varsın” dediği, demeye mecbur kaldığı, utanarak itiraf ettiği gündür. Bugün, binlerce yıldır sessizliğe gömülmüş çığlıkların takvime sığdırılmış halidir. Ve bu topraklarda, bu coğrafyada, bu kadim medeniyetin çatırdayan duvarları arasında “kadın” kelimesi, başka hiçbir milletin tarihinde olmadığı kadar derin bir devrimle yeniden yazılmıştır.

Şimdi gelin, bir an için yüz yıl öncesine dönelim. Gözlerinizi kapatın. Osmanlı’nın son demlerinde bir kadın düşünün. Sokağa çıkamayan, mektebe gitmesi ayıp, miras hakkı yok denecek kadar kısıtlı, boşanma hakkı bir rüya, oy kullanmak hayal bile edilemeyecek bir lüks. Kadın, nikâh akdinde bile temsil edilmez; onun yerine bir vekil konuşur. Bir insan düşünün ki kendi evliliğinde bile sesi duyulmaz. Bir varlık düşünün ki doğurur, büyütür, pişirir, dokur ama toplumun gözünde “yok” sayılır. İşte Cumhuriyet, bu karanlığın tam ortasına doğdu. Bir şimşek gibi. Bir nefes gibi. Bir isyan gibi.

Mustafa Kemal Atatürk’ün kadınlara bakışı, dönemin dünyasına meydan okuyan bir bakıştı. O, kadını toplumun süsü değil, temeli olarak gördü. “Dünyada hiçbir milletin kadını, ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar emek verdim diyemez” derken, bu sözler bir iltifat değildi; bir gerçeğin, bir tarihi borcun ifadesiydi. Kurtuluş Savaşı’nda cephane taşıyan kadınlar, sırtında mermi sandıkları ile Sakarya’ya yürüyen analar, dondurucu soğukta yalınayak kağnılarla mühimmat ulaştıran genç kızlar… Cumhuriyet, onların omuzlarında yükseldi. Ve Atatürk bunu asla unutmadı.

O büyük adam, 1923’te Cumhuriyeti ilan etmeden önce bile kadın hakları için zemin hazırlıyordu. 1924’te Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile kız çocuklarına eşit eğitim hakkı tanındı. 1926’da kabul edilen Türk Medeni Kanunu ile kadın, hukuk önünde erkekle eşit bir birey haline geldi. Çok eşlilik kaldırıldı, kadına boşanma hakkı verildi, miras hakkı güvence altına alındı. 1930’da belediye seçimlerinde, 1934’te ise milletvekili seçimlerinde kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındı. Fransa’dan on yıl önce. İtalya’dan on bir yıl önce. Bunu bir kez daha düşünün: Avrupa’nın “medeni” saydığı ülkeler kadınlarını sandık başına götüremezken, genç Türkiye Cumhuriyeti kadınını parlamentoya taşıyordu.

Kadınlarımız, eğer milletin gerçek anası olmak istiyorlarsa, çok daha aydın ve faziletli olmaya çalışmalıdırlar. Bu söz, kadını eve kapatan anlayışa atılmış en ağır tokattır. Çünkü o, kadının aydınlanmasını milletin aydınlanmasının ön koşulu olarak görüyordu. Bir toplum, kadınlarını karanlıkta bırakarak aydınlığa çıkamaz. Bir millet, nüfusunun yarısını görmezden gelerek bütün olamaz. Atatürk bunu yüz yıl önce söyledi; biz hâlâ anlatmaya çalışıyoruz.

Peki şimdi neredeyiz? Son çeyrek asra bakalım. Yirmi birinci yüzyılın başında Türkiye, kadın hakları konusunda umut verici adımlar attı. Anayasa değişiklikleri ile kadın-erkek eşitliği güçlendirildi, Türk Ceza Kanunu’nda kadına yönelik şiddet suçları yeniden tanımlandı, kadın sığınma evleri açıldı, İstanbul Sözleşmesi imzalandı. Ama bir yandan da acı gerçeklerle yüzleştik. Kadın cinayetleri istatistiklere sığmaz hale geldi. Her yıl yüzlerce kadın, “sevgi” adı altında katledildi. Mahkemeler “iyi hal indirimi” dağıttı, katiller kravat taktı, cezalar eridi. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı, bir gecede verildi; kadınların yıllarca süren mücadelesi bir sabah kararnamesiyle silindi.

Bu çeyrek asırda kadınlar iş gücüne katılım oranında Avrupa’nın gerisinde kaldı. Eğitimde fırsat eşitsizliği azaldı ama bitmedi. Meclis’teki kadın temsili hâlâ yüzde yirmiyi bile bulmakta zorlanıyor. Kırsal bölgelerde kız çocukları hâlâ okula gönderilmiyor. Ve her gün, her gece, bir kadın şiddete maruz kalıyor; evinde, sokağında, iş yerinde. Atatürk’ün kadına verdiği değeri kutlarken, o değerin bugün ne kadar aşındığını görmemek, gözlerimizi Cumhuriyete değil karanlığa kapatmak olur.

Ama umutsuzluğa düşmeyelim. Çünkü bu toprakların kadınları, tarih boyunca en karanlık gecelerin ardından şafağı getiren kadınlar olmuştur. Halide Edib, Sabiha Gökçen, Afet İnan, Müfide İlhan… Bu isimler birer sembol değil, birer devrimdir. Ve bugün, üniversite kürsülerinde, ameliyathanelerde, laboratuvarlarda, fabrikalarda, tarlalarda, uçak kokpitlerinde, mahkeme salonlarında, meclis kürsülerinde mücadele eden milyonlarca kadın, o devrimci geleneğin yaşayan kanıtıdır.

Atatürk, “Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürüklenmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın” demiştir. Bu söz, bir asır öncesinden bugüne uzanan bir vasiyettir. Bu vasiyeti yerine getirmek, yalnızca kadınların değil, bu milletin her bir ferdinin görevidir. Kadını koruyan erkeği yetiştirmek, kız çocuğunu okutan aileyi desteklemek, şiddete sıfır tolerans gösteren bir hukuk sistemi inşa etmek; bunlar siyasi tercih değil, Cumhuriyetin kuruluş felsefesinin zaruri uzantılarıdır.

Bugün 8 Mart. Bir gün. Yirmi dört saat. Ama bu yirmi dört saati gerçek kılacak olan, kalan üç yüz altmış dört gündür. Kadınlar Günü’nü çiçekle, mesajla, sosyal medya paylaşımlarıyla değil; eşitlikle, adaletle, saygıyla ve cesaretle kutlayın. Bir kadının hayatında gerçek anlamda bir şeyi değiştirin. Bir kız çocuğunun gözlerindeki ışığı söndürmeyin. Bir annenin emeğini görünür kılın. Ve en önemlisi, Cumhuriyetin kadına bahşettiği hakları asla, ama asla geri adım atılacak birer lütuf olarak görmeyin. O haklar, bu milletin kanıyla, alın teriyle, gözyaşıyla kazanılmıştır.

Ey büyük milletin kadınları! Sizler, bu ülkenin hem vicdanı hem cesareti, hem şefkati hem gücüsünüz. Cumhuriyetin size emanet edildiği o ilk günden bu yana, düşürdüğünüz her gözyaşında bir devrim, attığınız her adımda bir zafer saklıdır. Başınızı dik tutun. Sesinizi yüksek tutun. Çünkü bu Cumhuriyet, siz olmadan kurulmadı; siz olmadan da ayakta kalamaz.

Ne mutlu kadınlarıyla var olan millete. Ne mutlu Cumhuriyetle doğan kadınlara.

 Bir Cumhuriyet Aşığı

M. Akif Kösem

Ey Büyük Milletin Kadınları!
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Egedebirgun.net ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin