1. haberler
  2. Gündem
  3. İmamoğlu ‘Akın Gürlek’ davasında ikinci kez hakim karşısında: 7 yıl 4 aya kadar hapis istemi

İmamoğlu ‘Akın Gürlek’ davasında ikinci kez hakim karşısında: 7 yıl 4 aya kadar hapis istemi

İBB Başkanı ve CHP'nin Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu'nun yargılandığı 'Akın Gürlek' davasının ikinci duruşması başladı. Mütalaasını açıklayan savcı, İmamoğlu'nun 2 yıl 8 aydan 7 yıl 4 aya kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti.

featured
service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu hakkında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek ile ilgili ifadeleri nedeniyle açılan davanın ikinci duruşması başladı.

Bugün (15 Haziran Pazartesi) görülen duruşma Silivri’deki Marmara Açık Ceza İnfaz Kurumu 2 numaralı duruşma salonunda yapılıyor.

ÖZGÜR ÖZEL, DİLEK İMAMOĞLU DA DURUŞMAYI TAKİP EDİYOR

Duruşmayı, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Imamoğlu’nun eşi Dr. Dilek İmamoğlu, oğlu Selim İmamoğlu, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, CHP Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş, Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş, CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftçi, CHP Milletvekili Bülent Tezcan, CHP İstanbul Milletvekili Fethi Açıkel, Ahmet Özer’in kızı Avukat Seraf Özer ve birçok siyasi takip ediyor.

İMAMOĞLU ALKIŞLARLA SLOGANLARLA KARŞILANDI

Duruşma salonuna getirilen Ekrem İmamoğlu, izleyiciler ve milletvekilleri tarafından ayakta karşılandı. İzleyiciler duruşma salonunda “Türkiye seninle gurur duyuyor”, “Her şey çok güzel olacak” ve “Cumhurbaşkanım hoş geldin” sloganları attı.

Mahkeme başkanı, Cumhuriyet savcılığınca hazırlanan esas hakkındaki mütalaanın dosyaya sunulduğunu belirtti.

Mütalaada, İmamoğlu’nun “kamu görevlisine karşı görevinden dolayı alenen hakaret”, “tehdit” ve “terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek” suçlarından 2 yıl 8 aydan 7 yıl 4 aya kadar hapisle cezalandırılması istendi.

 İMAMOĞLU’NDAN ‘FERDİ ZEYREK’ SÖZLERİ

Duruşma, İmamoğlu’nun savcılık mütalaasına karşı beyanıyla başladı. 

Hayatını kaybeden Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek’i anarak sözlerine başlayan İmamoğlu, “Yanında olamadım. Dua ettim, mekanı cennet olsun. Bir ders bırakarak gitti. Yüzbinlerce insan yas tuttu, ebediyete zarafetle yürüdü. Sadece 14 ayda yaptıklarıyla milletimizin gönlüne girdi. Yüzbinlerce insanın senden benden ayrımı yapmayan yöneticiye hasretini ortaya koydu” dedi.

İMAMOĞLU SAVUNMASINA BAŞLADI

Tutuklu İBB Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, savunmasına başladı.

İMAMOĞLU’NDAN “İRAN-İSRAİL” MESAJI

4 gündür devam eden İsrail – İran çatışmasına değinen İmamoğlu, şunları söyledi:

“Mecbur kalmadıkça savaşın bir cinayet olduğunu söyleyen Mustafa Kemal Atatürk’ün sözlerinin aksine, bu çatışmalar ne yazık ki böyle bir anlayışla sürdürülmektedir. Ülkelerde demokratik denetim ortadan kalktığında, halkı temsil etmek yerine sadece iktidarı ayakta tutma arzusu hâkim olduğunda, devlet sistemi ve bilhassa kurumlar örselendiğinde bunun doğal sonucu savaşlar ve insanlık dramlarıdır.”

“İSTANBUL’U KAZANAN TÜRKİYE’Yİ KAZANIR DİYEN ZİHNİYETİ 3 KEZ YENDİĞİM İÇİN BURADAYIM”

Duruşmasının Çağlayan yerine Silivri’de yapılmasını eleştiren İmamoğlu, “Ben buraya yaklaşık 90 gündür haksız ve hukuksuz bir biçimde bulunduğum zindandan geliyorum. Türkiye’ye büyük maddi ve manevi, uluslararası itibarına zarar veren bu operasyonlar nedeniyle ben ve arkadaşlarım neden tutsağız?” diye sordu.

“Ülkeye bu bedel neden ödetiliyor? Hukukla ilgisi olmayan bu sorunun cevabını haykırmaya devam edeceğim. İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır diyen zihniyete karşı 3 kez seçim kazandığım için buradayım” diyen İmamoğlu, kanala, ranta ve yalana karşı durduğu ve Cumhurbaşkanı adayı olduğu için tutuklu olduğunu belirtti.

İmamoğlu, savunmasına şöyle devam etti:

“Bugün Silivri’deyiz. Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu içindeki mahkeme salonunda, hakkımda açılan davanın ikinci celsesi için yargı önündeyiz. Oysa Çağlayan’da olmamız gerekirken, buradayız. Yüce Türk yargısı için burada olmayı ve bu şekilde yargılanmayı asla kabul etmiyorum, içime sindiremiyorum. Türkiye’ye büyük maddi, manevi ve uluslararası itibar kaybı yaşatan bir operasyonun sonucu olarak buradayız.

Cevabı olmayan ama en net soruyu soruyorum: Biz neden Silivri’deyiz? Tutsağız. Zindandayız. Manevi bedeli ağır, moral bedeli ağır, ekonomik bedeli ağır. ‘Ben ekonomistim’ dediği için değil; gerçekten ekonomist olan kişilerin hesabına göre bu operasyonun bedeli yaklaşık 150 milyar dolar. Krizlerin içinde boğulurken bu bedel neden ödeniyor?

Ben neden Silivri’de tutsak, zindandayım?

    • Çünkü “İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır” diyen bir zihniyete karşı tam üç kez seçim kazandık.

    • Çünkü 16 milyon insanımıza eşit hizmet götüren, yoksullardan gençlere, çocuklara, kadınlara kadar herkese dert ortağı olan, dertlerine çözüm üreten halkçı belediyecilik yaptığımız için buradayız.

    • Metroda, altyapıda, kentsel dönüşümde, çevre yatırımlarında icraatçı belediyecilik yaptığımız için buradayız.

    • İstanbul’un muhafızı olduğumuz için, ranta ve talana “hayır” dediğimiz için buradayız.

    • 15,5 milyon insanın oyunu aldığım ve milletin güçlü teveccühünü kazandığım için buradayım.

Buradan milletimize bir kez daha haykırarak soruyorum: Biz yargılanıyor muyuz? Hayır! Biz 90 gündür, hatta bazılarımız 250 gündür tutsak; yargı tacizine maruz kalıyoruz. Psikolojik işkence ve düşman hukuku ile karşı karşıyayız. Kumpaslar, iftiralar, algı operasyonları, gizli tanık yalanları ve geçmişi suç dolu insanların iftiralarıyla esir tutuluyoruz. Bu bir yargılama değil, doğrudan cezalandırmadır.

Yargılanmıyoruz, cezalandırılıyoruz.

Türkiye tarihinde görülmemiş uygulamaları bu millet yaşadı:

    • Şafak vakti evlerden insanlar alındı; beş gün boyunca nezarette, pislik içinde, aç ve susuz bırakıldılar.

    • Tutsak arkadaşlarımız yargı mensupları tarafından tehdit edildi. 

    • Aileleri ve işleri ile tehdit edilerek iftiraya zorlandılar.

    • 600–700 kilometre mesafelere, onlarca arkadaşımız acımasızca sürgün edildi.

    • Kadınlara daha büyük zulümler yapıldı; iftiraya zorlandılar.

    • Avukatların savunma hakları ellerinden alındı; gizlilik kararlarıyla susturuldular.

    • Gençler, aylarca protesto yaptıkları için hapiste tutuldu.

Ne yazık ki milyonlarca insanı temsil eden belediye başkanları, siyasi yol arkadaşlarımız, kıymetli bürokratlarımız haksız ve hukuksuz bir şekilde hapisle cezalandırılıyor. Millet açlık ve sefalet içindeyken, bu zulüm koltuk hırsıyla yapılıyor.”

YARGI MENSUPLARINA ÇAĞRI YAPTI

“Bu süreçte, benim ülkem adına en büyük idealim; bir hukuk devleti tahayyülüdür” diyen İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Ancak öyle bir hukuk devleti ki; yalnızca metinlerde değil, uygulamada da adaleti esas alsın. Hâkimin önündeki dosyada isim değil delil, düşünce değil eylem, aidiyet değil hukuk konuşulsun. Savunma, yargının asli unsuru olarak saygı görsün. Hiçbir yurttaş, hak ararken korkmasın. Bir insan, fikrini beyan ettiğinde değil, susmak zorunda bırakıldığında tehdit altında olduğunu hissetsin. Kararı veren yargı mensupları, yani adaleti sağlamakla mükellef şerefli insanlar verdikleri kararlardan dolayı herhangi bir korku veya endişe yaşamadan, bağımsız ve tarafsız olarak düşünsün, karar versin.

Benim tahayyül ettiğim hukuk devleti; iktidarların değil, adaletin hüküm sürdüğü bir düzendir. Siyasi iktidarların gücünü sınırlayan, yurttaşın hakkını koruyan, adaleti yalnızca güçlülerin değil, güçsüzlerin de umudu yapan bir sistemdir. Bugün burada yargılanan ben değilim; bugün burada, iktidarın hoşuna gitmeyen her muhalif duruş, her demokratik kazanım ve millet iradesi yargılanmak isteniyor.

Ama bilinmelidir ki; bir ülkeyi ayakta tutan ne silah gücüdür ne servet birikimidir. O ülkeyi ayakta tutan tek şey adalettir, haktır, hukuktur. Ve adaletin olmadığı bir memlekette ne yatırım olur, ne huzur olur, ne de gelecek. Ne refah olur, ne bereket olur, ne de zenginlik. O yüzden bu mücadele yalnız benim değil, bu ülkenin tüm çocuklarının, torunlarımızın, gelecekte bu mahkeme salonlarını adaletin evi olarak görmek isteyen herkesin mücadelesidir.”

“HİÇBİR YURTTAŞIMIZ DÜŞÜNCESİ NEDENİYLE CEZALANDIRILAMAZ”

“Ben işte bu inançla, bu umutla, bu ideal uğruna direniyorum” diyen İmamoğlu, şu sözleri kullandı:

“Her gün ‘Yargı bağımsızdır’ demeci verince yargı bağımsız olmuyor.  Yargı bağımsızlığı için  irade gerekir. Aksi halde 100 kuruma iş yapan birine ‘çete’ dersiniz; 5 CHP’liyi hedef alır, 95’ine dokunmazsınız; sonra o ‘çete’ dediğiniz kişiyi serbest bırakırsınız. Bu, hukuk devleti değil, üstünlerin hukuku olur. Hayalini kurduğum bu hukuk sistemi, bu binadaki herkesin—hakiminden avukatına, güvenlik görevlisinden genel başkanımıza kadar—evlatlarına, torunlarına eşit şekilde muamele edilmesini sağlar. Hiçbir çocuğumuz sabah baskınıyla evinden alınmaz. Hiçbir yurttaşımız, düşüncesi nedeniyle düşmanlaştırılmaz.

Ben, bu ülkenin her insanını seven bir yönetici olarak çocuklara ayrı bir sevgiyle bakan, insan sevgisini yüreğinde taşıyan biriyim. Bizim idealimiz; üretken, düşünen, yaratıcı, doğaya saygılı, kindarlıktan uzak, dünya ile rekabet edebilen bir gençliktir. ‘Benden olmayan bertaraf olsun’ demeyen bir anlayışla, milletin tüm evlatlarını mutlu etmek hedefimizdir.”

TÜM DAVALARI TEK TEK SIRALADI

“Evet, mücadeleye devam ediyorum. Bu, sadece benim ya da yol arkadaşlarımın değil; milletimiz adına verilen büyük bir mücadeledir” diyen İmamoğlu, şu ana kadar önüne çıkarılan engelleri sıraladı ve tek tek anlattı.

“Neler yaşadım, neler:

    • Ahmak Davası: Hadi anlatın bakalım, neden hâkim değişti? 2,5 yıldır neden istinafta bekletiliyor?

    • Seçim İptali: Koca İstanbul halkını, iradesini nasıl suçladınız? Sandıklar, görevliler suçlu değil ama seçim iptal. O hâlde soruyorum: Kim çaldı?

    • Büyükçekmece Davası: 1000 gün oldu, dört duruşma geçti, savcı yok, mütalaa yok. Bu nasıl bir kötülük?

    • Bilirkişi Davası: 24 dosyada aynı kişi bilirkişi! Bunun tesadüf olduğuna, bir olasılık olduğuna inanmamızı bekliyorlar yahu, hangi akıl ile dalga geçmektedir, bu milleti küçümsemektir. Avukatlarım suç duyurusunda bulundu, ses yok. Ben bu haksızlığı milletime açıklayınca hemen resen soruşturma! Bu mudur hukuk?”

“GELELİM TURBUN BÜYÜĞÜNE…”

“Ve gelelim en vahim meseleye: Gelelim turpun büyüğüne, dananın kuyruğuna, ahtapotun kollarına…” ifadelerini kullanan İmamoğlu, savunmasına şöyle devam etti:

“Benim anamın ak sütü gibi helal diplomamı bir koltuk uğruna iptal ediyorsunuz. 28 kişinin daha hayatını mahvediyorsunuz. Savcılık bu işi hızlandırmak için devreye giriyor! Bu yapılır mı? Ülke yanıyor. Ekonomi çökmüş. Millet umutsuz. Çocuklar ağlıyor. Ama siz hâlâ cezalandırma peşindesiniz. Resmim yasak, sesim yasak, sosyal medya yasak… Ama bilin ki milletin gönlünden beni silemezsiniz. Sevgi büyür, büyür, büyür! Güç gösterisi, zayıflığın alametidir.

Bir iktidarın en zayıf hali, muhaliflerini tutukladığı andır. Meşru bir iktidar, böyle bir zulme tenezzül eder mi? Etmez. Karizma, elindeki yetkiyi masum insanlara karşı kullandığın anda yerle bir olur. Bir ülke yanlış yolda ısrar etmez. Eğer ederse, bu kibirdir. Bunun adı patika bağımlılığıdır. Türkiye başka bir yol gösteriyor. Dünya ve konjonktür bizi başka bir yöne çağırıyor. Bu dönemi ıskalarsak gençlerimize ve geleceğimize yazık olur. Buna müsaade etmeyeceğiz, derdimiz budur. Bizim derdimiz budur: ‘Devletin dini adalettir.’ ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.’ Bu ilkelerle yürümek zorundayız.”

“VAZGEÇİN”

“Bu ülkeyi uçurumun kenarına getirmekten vazgeçin!” diyen İmamoğlu, savunmasını şu sözlerle noktaladı:

“Beni ve arkadaşlarımı tutuksuz yargılayın. Çağırın, gelelim. Saygısızlık etmeyiz ama biz de saygı bekleriz. Etrafımızda hemen tüm bölgeye yayılma riski gösteren ağır bir jeopolitik kırılma yaşanırken, Türkiye ağır sorunlarının üstüne bu kırılmaların yarattığı siyasi ve iktisadi risklerle boğuşurken, iktidarın da tabiriyle ‘iç cepheyi güçlendirmek’ dışında artık yol yoktur.

Bu ülke karşılıklı uzlaşma ortamından, birlikten, beraberlikten, adaletten zarar görmez. Bugün artık herkes için şapkayı önüne koyup düşünmekten başka yol yoktur. Ya bu ağır resmi değiştireceğiz ya da geleceğimizi kaybedeceğiz. Millet büyüktür. Bu toprak, bu bayrak, bu makamlar milletindir. Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir.”

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
d_uygulu
Dıuygulu
0
d_nceli
Düşünceli
İmamoğlu ‘Akın Gürlek’ davasında ikinci kez hakim karşısında: 7 yıl 4 aya kadar hapis istemi
+ - 0

Bültenimize Ücretsiz Kayıt Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Egedebirgun.net ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin
KAI ile Haber Hakkında Sohbet

KAI ile Haber Hakkında Sohbet

Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.