Okullarda neden mi Suç ve Ceza okutulmaz?
Suç ve Cezayı vazgeçilmez kılan kötülerden çok kötülük üzerinde düşündürmeyi başarabilmiş olmasıdır.
Kötüler hakkında hepimiz bir çok şey söyleyebiliriz peki bizzat kötülüğün kendi hakkında konuşabilir miyiz ?
Kendini anlatırken en karakterli cümleleri kuran insanların aslında iç yüzlerinde karaktersiz olduklarını , en kallavi yalanları söyleyerek , en büyük hırsızlıkları yaparak topluma, insanlara en büyük zararları verdiklerini konuşabilirmiyiz ve bu insanlar kendi kötülüklerinin farkına varıp kendilerini eleştirip , yargılayabilirler mi acaba ?
Hiç sanmıyorum, çünkü kötülük, yalancılık DNA’larına işlemiş, yaşam biçimleri olmuş… Böyle insanlar her yaptıkları kötülük için bir kılıf bularak vicdanlarını rahatlatmayı başarabilirler…
Gelin bugün insanın kendi kötülükleri hakkında konuşabilme yetisini irdeleyelim.
Raskolnikov (Dostoyevski’nin suç ve ceza eserinin baş karakteri) bizzat kendi hakkında düşünebilen, kendi kötülüklerini görebilen, kendisini eleştirebilen ve kötülüklerini telafi edebilmek için çabalayabilen ender zekalardan biridir.
Yapılan bir davranışın zatı hakkında insanın kendisini kayırmadan ve haklı çıkarmaya çalışmadan düşünmek, davranışın niteliği hakkında çözümlemelerde bulunmak,mahiyetini sorgulamak ve varsa zarar telafi etmeye çalışmak daima sancılıdır. Çünkü sonuç hiç de hoşumuza gitmeyebilir!
Suç ve ceza kitabını okuyanlar bilir , sonuç insan eylemlerinden değil, insan amellerinden ortaya çıkan bir gerçektir.
Yani insan bir kötülüğü yapmayı ameller, planlar ve eylemleri ile o sonuca gider. Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi insan yanlışlıkla yalan söylemez , yanlışlıkla kötülük yapmaz … Bunların hepsi kötü bir amele ulaşmak için kurgulanarak yapılan eylemlerdir.
Biraz daha açacak olursak; suç işlemek için suç işlemek, suçu suçla bir başka şeye ulaşmak için değil de, bizzat kendisi için yani sonuç için suç işlemek temel amaçtır. Özetle; suçu planlamak ve sonuca ulaşmak… Tüm bunlar ile beraber daha da korkunç olan ise; hiçbir nedene dayanmaksızın veya hastalıklı zihinlerin kendi ürettikleri nedenler ile en korkunç suçları işleyenlerin , bu suç eylemlerini pek çok nedenle nasıl ustalıkla örttükleridir.
Gelelim bu mevzunun trajedik yanına; suçun çoğu kez onu işleyen değil de o suçtan zarar gören kişi/toplum tarafından meşrulaştırıldığı gerçeğidir. Raskolnikovluğu doğuranlar ve tanımlayanlar bizzat zarar görenlerin ta kendisidir.
Peki bu durumda kim kimi yargılayabilir? Kim kime bu kötü veya bu iyi diyebilir?
Yargılamak / sorgulamak değil de, suçu işleyenin elinden tutmanın esas olduğu bir düzende herkes bir başkasına karşı işlediği suçunda kefaretini kendince ödemiş olur…
Bu durumu örneklendirmek gerekirse; suç ve cezayı hakkıyla okuyanlar bilir ki , tefeci kadın ve kardeşinin katledilişi asla bir sebebe dayandırılmaz , neden öldürüldüler sorusu yerine nasıl öldürüldüler sorusu üzerinde durulur. Ve neden öldürüldüklerini kimse bilmez… Tıpkı bizdeki kadın cinayetleri gibi, çocuk tacizleri gibi, halkın hakkını gasbedenler, haklı fakirleştirenler gibi…
Eylemlerin ahlaki olup olmadıkları, onların hitap ettiği toplumca belirlenir. Bu sebeple ahlak üzerine
konuştuğumuzda daima toplumdan, bireysel olarak insandan ve hatta politikadan da konuşmuş oluruz.
Bütün bunları neden mi yazdım? Toplumdaki kötülükleri oluşturan bizleriz. Bizlerin bakış açısı, nasıl mı? Hırsız ama sebebi vardı, yalan konuşuyor ama iyi biri olabilir, karaktersiz ama karakterli gibi görünüyor, öldürdü ama sebebi vardı vs. uzar gider…
Demem o ki; kadını öldür diyen daima toplum olmuştur, öldüren de o toplumun parçası bireyler.
Şimdi anladınız mı okullarda neden Suç ve Ceza okutulmaz…
Haksızlıklara, kötülüklere sessiz kaldıkça artarak çoğalacaklar, biz bir romanın içinde yaşamıyoruz, hiçbirimiz hayali roman kahramanları da değiliz, kötülere ve kötülüklere müsade etmeyelim. Daima iyiden, doğrudan, özgürlükten, hukuktan yana olalım.
Mazlumun hakkını koruyalım… Ancak bu şekilde birlik olabiliriz.
Selam ve sevgilerimle…

