İnsanlık binlerce yıldır kitaplarda anlatılan Rabbini arıyor. O’na yakın olmak için ibadethanelere gidiyor, farklı inançlarla anlatılan ritüelleri uyguluyor, yalvarıyor, yakarıyor. En sonunda da “neden sesimi duymuyorsun” diye serzenişte bulunuyor.
Söylemiyor musunuz? O kadar çok dua ediyorum ama dualarım kabul olmuyor diye kaçımız hayıflanmışızdır. Günümüz ritüellerinde ise öyle çok anlatılan, uygulanan deneyimler var ki. Yoga, meditasyon, bir takım çaylar, kamplar, farklı farklı uygulamalar. İnsanlara baktığımda sadece kafa karışıklığı görüyorum. Savrulan nice insanlar görüyorum. Neyi aradığını dahi bilmeyen insanlar.
Aradığınız sürece bulamayacaksınız!
Doğru okudunuz… Aradığınız sürece bulamayacaksınız. Çünkü Rab aranarak bulunmuyor, O sen aradıkça daha da saklanıyor. Sen aradıkça seninle saklambaç oynuyor.
Spiritüel egolar diyorlar ki, zihnini sustur. ZİHİN SUSMAZ. Zihnin görevi egonun hizmetkarı olarak devamlı düşünce üretmek. Ego’nun görevi seni Rab’tan uzak tutmak. Kendi konfor alanına hapsetmek. Ne yapıyor ego, kendini bildiğin 7 yaşından itibaren, oku, çalış, evlen, çocuk yap, ev al, araba al, yazlık al, o vitrinde ki elbiseyi al, daha büyük ev al, daha lüks araba al, bu eşi değiştir, arkadaşının yatı var sen de al, kardeşin senden daha güzel git estetik yaptır, daha güzel olabilirsin, burnunu yaptır, poponu yaptır, çocuğunu yurtdışında okut Vildan’lar da öyle yapıyor. Bla bla bla…
Doğru mu? Aksini söyleyebilir misiniz? Hayır söyleyemezsiniz. Bunca telaşın, bunca yarışın içinde Rab nerede? Başın sıkınca, derde düşünce, kredi taksitini ödeyemediğinde Allah’ım yardım et…! Niye etsin? Rab SOS merci mi? Sen hırslarınla, ihtiraslarınla aşk yaşarken O aklında yoktu. O sana hep aşık oysa. O seni hep bekliyor ama sen sadece en zor gününde yetiş diyorsun. Yetişmeyecek, bekleme!
Ne zaman mı O’nu bulacaksın?
Sen aramaktan vazgeçtiğinde…
Sen O’nun hakkında tüm bildiklerini unuttuğunda…
Sen tüm ritüelleri yapmaktan vazgeçtiğinde…
Sen benlik zan’nından özgürleştiğinde…
Arama, soru sorma, konuşma, anlatma. Sadece sus.
Çocukken bir oyun oynardık “tıp” diye hatırlar mısınız? Konuşurken biri tıp derdi herkes susardı, konuşan yanardı. Konuştukça yanıyorsun, sus.
Rab sen benlik zannından kurtulduğunda ve sustuğunda, senin O’nu aramana gerek kalmadan O kendi konuşacak seninle.
İlk sözü de şu olacak, iyi dinle… “Ben hep buradaydım ama sen yoktun.”
O hep seninle beraber, sen olarak seyrediyor, sen olarak oynuyor yaşam oyununu. Kendini bir şey zan’netme. Sen koca bir hiçsin. Tek gerçek ve tek var olan O. Sen bir suret, basit bir hologramsın o kadar. Aradan çekil, O muhteşemliği seyret. İşte hakiki aşk orada.
Sevgimle.

