Evet, hem de hiç hakkımız yok gülmeye, eğlenmeye. İnsanlık kan ağlarken, vicdan susmuşken, merhamet unutulmuşken hakkımız yok.
Dünyada adaletsizlik kol gezerken, açlık ve yoksulluk ile can verirken insanlar hakkımız yok zevki sefa hallerimizi sergilemeye.
Kader, her ne kadar bireysel yazgımız olsa da dünya insanları olarak kollektif kaderimizde var. Bir taraf acı içinde, çaresizlik içinde savaş verirken diğer tarafta umarsızca yaşayan ve bir de bunu görgüsüzce gözümüze sokan ucube insan müsveddeleri yüzünden bu zulüm.
Kusursuz bir yaratımın mimarı zannediyor musunuz ki bir tarafı eksik diğer tarafı tam yarattı. İnsan ne yaptıysa kendine yaptı. Sonra da imansızca Yaratanı suçladı. Ağzından salyalar aka aka, çok bilmiş halleri ile şirk koştular, beğenmediler. Hani Allah nerede diye haddini bilmezce O’nu bile yargıladılar.
Dünya da yaşanan zulümler, savaşlar, açlık, sapkınlık…Bunların hepsi doyumsuz kesim tarafından insanlığın kaderi oldu, bunun Allah ile hiçbir zaman ilgisi olmadı. O, bizimle oynamıyor, bizimle beraber oynuyor.!
3 yıl önce memleketin bir bölgesi yerle bir oldu. Çocuk, bebek, kadın, erkek insanların cesetlerine dahi ulaşılamadı. Yardım gitmedi, gidenler yağmalandı. Çocuklar kaçırıldı. İnsanlar göçük altında ölüme terk edildi. Bugün hala insanlar per perişan. Bu tarafta durumlar nasıl? Fevkalade… Ahlaksızlık, dejenerasyon, utanmazlık, görgüsüzlük, seviyesizlik zirvede. İnsanlar sosyal medyada makyaj yapıyor, estetikli o tüp patlamış suratlarını sergiliyorlar, bol bol et seyrediyoruz, eğlence gırla gidiyor…Tüm dünya refah içinde zannedersiniz. Dindar kesimin görgüsüzce yaptıkları partiler, kutlamalar ortalık yerde saçılıyor. 1.50’lik adamlar 1.80’lik kadınlarla lüksün ve gösterişin her türlüsünü sunuyorlar sosyal mecralarda. Paralar saçılıyor her yerde. İnsanlığın öldüğü, zombilerin hortladığı bir yüzyıldayız.
Altı boş kişiliklerin kendilerine statü sağlayabilmek için akıttıkları paralar ve diğer tarafta sokakta insanlar… Şov yapmaya gelince bayrak elde en önde bu ucubeler.
Kıyametten bahseder insanlar, sırat köprüsünden. Bunlar birer metafordur. Kıyameti en alasından yaşıyoruz tüm insanlık ve hepimiz sırat köprüsündeyiz. Cehennemin kapısında şeytan ellerini ovuşturuyor. Cehennem ucube insanların yarattığı bugün ki dünya, şeytan da bu ucubeleri manipüle eden sistem ve yöneticileri. Cennet mi, işte orada acı çeken insanların acısıyla dertlenenler var, orada yardım elini uzatan nice melekler var. Dünya dönüyorsa bu gizli erenler sayesinde dönüyor. Her türlü kepazeliğe karşın…
Medyada günlerdir konuşulan sapkın tarikatlar var. İnsanlar daha yeni yeni duyuyorlar. Duydukları da yine sınırlı bilgi, sistemin ve sistem yöneticilerinin duyulmasına izin verdiği kadar. Sistemi koruyabilmek için, zamanında kullandıkları bir takım figüranları günü geldiğinde kurtların önüne atıyorlar. Kendilerini korumak için. Pedofilinin kötülüğünden bahsediliyor günlerdir, tu kaka deniliyor. Peki gelelim diğer kesime. Medyada sürekli pompalanan yaş farkı evlilikler ne olacak? Belki bunlara pedofili diyemeyiz ancak bu da başka bir varyasyonu değil mi? 80 yaşında bir adamın 30’lu yaşlarda kadınla evlenmesi, arada 20-30-40 yaş fark olması normal mi? Bugün normalleştiriliyor. Bir dönem dizilerde eşcinsellik pompalanıyordu şimdi yaş farkı ilişki ve evlilikler. İnsanlar neden doğallıklarından saptı? Neden hazlarının tutsağı oldu? Haz demek nefs demek, nefs demek kontrol edilmezse şeytanın çalışma odası demek.
Seks… Bu kadar mı sapıklaştı insanoğlu? Elbet insanın doğal yaşam halidir seks. Varoluşsal bir mekanizmadır. Ancak her şeyde olduğu gibi bununda şirazesi kaymadı mı? 80 yaşında bir adam 30’lu yaşlarda ki bir kadının cinsel arzularını nasıl tatmin edebilir? 30’lu yaşlarda bir kadın arzularını 70-80 yaşında bir adamla nasıl doyurabilir? Bu nasıl bir kendini bilmezliktir? Bu nasıl bir maddiyata ve gösterişe tapınmaktır. Maneviyat maddiyata satılır mı? Maneviyatın ölçülebilir boyutu olur mu? Bu kadar mı doyumsuz ya da bu kadar mı açtınız da kendinizi sattınız? Evet, insanlık kıyamet gününde kendini sattı. Kimi bir pula kimi bin pula. Fark eder mi kaça sattığı? Onurun, şerefin, haysiyetin terazisi kurulur mu?
En önemlisi de insanlara sürekli sıra dışılık neden pompalanmaktadır? Neden iradesel yaşam formları yerine sapkınlıklar normalleştirilip ortaya sunulmaktadır? Hiç sorgulayan var mı?
Hakkımız yok…
Hiç birimizin hakkı yok, dünyada açlıktan, zulümden, çaresizlikten ölen ve yaşam mücadelesi veren insanlar varken alışveriş yapmaya, dolaplarımızı istiflemeye, lüks içinde yaşamaya… Yaşamaya hakkımız var mı? Var elbet, ancak insanca. İhtiyacımız kadarıyla yetinerek, elimizin uzandığı yerlere el uzatarak, yaraları sararak, doyurarak, giydirerek, kısacası paylaşarak!… Acısını hissedebildiğimiz her insan bizi biraz daha fazla insan olmaya yaklaştırır. Amaçta bu zaten, önce insan olabilmek!
Önce insan olalım, sonra Tanrısallığımızın lütfu ile lütuflanırız elbet.
Sevgimle.
Hakkımız yok…
0
Paylaş

