İstanbul Üniversitesi’nin yatay geçiş işlemlerinin usulsüz olduğu iddiasıyla diplomasının iptal edilmesinden sonra tutuklu cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun açtığı davanın ilk duruşması Silivri Cezaevi yerleşkesinde görülmeye başlandı. Duruşmada beyanda bulunan İmamoğlu, “17-19 yaşındaki yüzlerce insan için tek bir delil yok, ben oysaki size somut delil sundum. Ekrem İmamoğlu ile ilgili tek bir cümle kurulmadı. Hukuk beni korur kavramı önemli. 19 yaşındaki Ekrem İmamoğlu yargılanıyor burada. Oysa benim sunduğum belgelerde, beyanlarımda tek bir yabancı kelime dahi yok, tek bir muğlak ifade yok. Olmayan şeyler var. Uydurulmuş iddialar var” dedi. Cumhurbaşkanı adayı olduğunu ilân etmesinden sonra, 35 yıldır geçerli olan diplomasının iptal edildiğini hatırlatarak “Sormak zorundayım: 35 yıl boyunca susan idare, neden tam da bu açıklamadan sonra harekete geçmiştir?” diye sordu.
CHP’nin tutuklu Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, üniversite yatay geçiş sürecine ilişkin işlemlerin “usulsüz olduğu” gerekçesiyle İstanbul Üniversitesi tarafından iptal edilen diploması hakkında açtığı davada ilk ve tek duruşma bugün görülmeye başlandı. Duruşma, İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nin talebi doğrultusunda Silivri Cezaevi yerleşkesindeki duruşma salonuna alındı.
Siyasi isimler duruşmayı izledi
Duruşmayı CHP Genel Başkanı Özgür Özel, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, CHP milletvekilleri Gökçe Gökçen, Mustafa Sarıgül, Sezgin Tanrıkulu ve Bülent Tezcan takip ediyor. Ayrıca görevden alınan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanvekili Nuri Aslan da duruşma salonunda hazır bulundu.
Mahkeme salonu Silivri’ye taşındı
İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nde görülmesi planlanan duruşma, güvenlik ve fiziki koşullar gerekçesiyle Silivri Cezaevi kampüsündeki duruşma salonunda görülüyor.
Davacı Ekrem İmamoğlu ile davalı İstanbul Üniversitesi, duruşmada yazılı ve sözlü beyanlarını sundu. Mahkeme heyeti, dosya kapsamındaki belgeleri incelemeyi sürdürüyor.
Heyet duruşma öncesi değişti
Davaya bakan İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nin başkanı ve üyeleri, duruşma öncesinde Hâkim ve Savcılar Kurulu’nun kasım ayındaki kararnamesiyle görevden alındı.
Görev değişikliğinden sonra mahkemeye yeni başkan ve üyeler atanırken, davanın duruşması yeni heyetle görülüyor.
İmamoğlu duruşmaya katıldı
Mahkeme heyetinin salona gelmesiyle birlikte duruşma başladı. Davacı sıfatıyla Ekrem İmamoğlu, duruşma salonuna getirildi.
Duruşmada beyanda bulunan İmamoğlu, şöyle dedi:
İdare mahkemesi olarak duruşma ortamını sağlamak üzerine gayretinizi önemli buluyorum. Kolaylaştırmak ve zorlaştırmak kavramları açısından, madem Silivri’deyim; buradan beri savcılığın yaptığı düzenlemeleri de hayretle takip ettiğimi söylemeliyim.
Hem yeni yıla girdik; huzurunuzda tüm ülkemizin yeni yılını kutluyorum. Hem dünya hem de ülkemiz bir sınav veriyor. Miraç Kandili’nin olduğu bir gün bu duruşma yapılıyor. Dinimizin esasında da iyi insan olmak vardır. Ben de kendim iyi insan olma gayretinde olan bir vatandaşım. Birazdan 18 yaşımı konuşacağız. Orada ne yaptığımı, iyi insan olmak üzerine neler yaptığımı anlatacağım. Bugün ahlak dışı uygulamaların yapıldığı bir ülkedeyiz. Bir yılı aşkın süredir uğradığımız yargı tacizinin ayrı bir boyutta olduğunu görüyoruz.
Çok kötü bir sınav veriyoruz. Bu sınav umarım milletimiz adına iyi yönde sonuçlanır. Bugün burada sadece bir davanın duruşması yapılmıyor; bir ülkenin hukuk devleti olma iddiası sınanıyor.
Bu ülkede “Tapum, diplomam, emeğim, alın terim güvende mi?” sorusu herkesin aklındadır. Bunları 86 milyon adına söylüyorum. Bu cennet vatanda hukuka duyulan güvenin savunusudur. Ben bu duruma asla bireysel olarak bakmıyorum.
Bu mücadelede, Kıbrıs’a gidip yatay geçiş başvurusunda bulunan ve eksiksiz bir şekilde diplomasını alan bir gencin hikâyesini anlatacağım. Ben tam da bu yüzden buradayım; ben hâlâ aynı mücadelede bulunuyorum. Ben tüm belgeleri eksiksiz sundum. Bazen bir kâğıdın bir parçasını yırtıp sunsam ne olurdu, onu düşünüyorum.
“Üniversitenin kendi belgesi yeterli değilse, ne yeterli olacak?”
Bu ne demektir, biliyor musunuz?
Açıkça şunu söylüyorlar:
“Bu kişi, bu diplomasıyla her an Cumhurbaşkanı adayı olabilir. Acele edin.”
Soruyorum:
O tarihte bir seçim var mı? Yok.
Peki lisans diploması neden gerekir?
Sadece ve sadece Cumhurbaşkanı adayı olmak için gerekir.
Anayasa’nın 101. maddesi bunu söyler.
4271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu’nun 6. maddesi bunu söyler.
Türk siyasetinde üniversite diplomasının siyasi olarak tek belirleyici olduğu makam vardır: Cumhurbaşkanlığı.
“Bu, ağır bir siyasi talimatın alarm hâlidir”
Başka hiçbir görev için bu şart yoktur. O yüzden bu yazıda özellikle “kullanılmaya devam edilen diploma” deniyor ve özellikle parantez içinde YSK yazılıyor.
Bu bir hukuki refleks değildir.
Bu bir denetim değildir.
Bu, ağır bir siyasi talimatın alarm hâlidir.
Kanunla, hukukla, idari usulle ilgisi yoktur. Bu, siyasi talimatın yargı eliyle uygulanma çabasıdır. Birbirine bakarak, kulak kabartarak, sürünerek o talimatın peşinden gitmenin acziyetidir. Utanç verici bir durumdur.
“Bir an önce gerekli işlemleri yapın” deniyor. Acele edin deniyor. Neden? Çünkü korkuyorlar. Ayıptır. Gerçekten ayıptır.
Cesaretiniz yok. Mücadele etmeye cesaretiniz yok. Sandıkta yarışmaya cesaretiniz yok. Bu yüzden hukuka ihtiyaç duyuyorsunuz.
Bu hukuk değildir. Bu, hukukun araçsallaştırılmasının zirvesidir.
Bir savcı, bir üniversiteye yazı yazarak, “Bu kişi aday olabilir, diplomasını iptal edin” diyebilir mi? Böyle bir yetki olabilir mi?
Bu, yargı eliyle koca İstanbul Üniversitesi’ni tehdit etmektir. Ve bunu yapan anlayış, bir de çıkıp “hukuk adına yaptım” diyecek.
Soruyorum: Ben korkulacak bir adam mıyım? Silah mıyım? Tehdit miyim? Hayır.
Ben sadece milletin karşısına çıkıp milletten oy isteyen bir siyasetçiyim. İstanbul’da milyonların oyunu almış, İstanbul’u yöneten bir Büyükşehir Belediye Başkanıyım.
Bu yapılan şey şudur: Milletin önüne çıkabilecek bir ihtimali, hukuk yoluyla daha doğmadan boğma çabasıdır.
Böyle bir anlayış olabilir mi? Bir vatandaşın, bir kurumun, bir üniversitenin bu şekilde hizaya sokulmaya çalışılması kabul edilebilir mi?
Bu bir hukuk devleti pratiği değildir. Bu, korkunun ve acziyetin belgesidir.”
İmamoğlu beyanlarını sürdürürken, salona alınmayan avukatlar ve partililerin dışarıda attığı “Cumhurbaşkanı İmamoğlu” sloganları duruşma salonundan da duyuldu.
İstanbul Üniversitesi avukatı: Burada idari yetkiler bilerek yanlış kullanılmıştır
İstanbul Üniversitesi avukatı da İmamoğlu’nun ardından beyanda bulundu. Avukat, şunları söyledi:
“İdare, hukuka aykırı işlemlerini geri almakla yükümlüdür. Bu 60 günlük süre içerisinde gerçekleşebilir. Sıklıkla bu durum hataya mahsus gerçekleşir.
İnceleme raporunda yatay geçişin usulsüz olduğu ifade edilmiştir. O dönemin idarecileri gerekli incelemeleri yapmamıştır. Süre sınırlarına uyulmamıştır. Maalesef burada idari yetkiler bilerek yanlış kullanılmıştır. YÖK araştırma raporunda da usule uygun olmadığı ifade edilmiştir. Genel kurallar uygulanmamıştır.
Kamu gücü büyük yetkiler barındırır. Bu yetkilerin de denetlenmesi gerekir. Bu işlem idareciler anlamınsa usulsüzlükler içermesi durumunda iyi niyetle yapılmış olması durumunda yürütmenin devamı istenir. Danıştay’ın da kararlarına bakınca bunun mümkün olmayacağını görüyoruz. Mahkeme iyi niyet üzerine bir araştırma yapsa bile öyle bir durumun davayı etkilemesi söz konusu olmamalı.
Sayın davacının doğrudan yaptığı bir eylemi zaten belirtmiyoruz. Aynı kurumdan 9 kişi o sene geçiş yapmıştır. Bu kadar fazla kişinin geçiş yapmış olması şüphelidir. Buradaki açığı yakalayan kişilerin iyi niyeti kötüye kullandığını düşünüyoruz. Burada yapılan işlemler sistematik ve idareyi sakatlayacak işlemlerdir.”
İmamoğlu: Benimle ilgili somut, belgeli, tek bir cümle yok; icat edilen iddialar var
Duruşmada son olarak söz hakkı verilen İmamoğlu şu beyanlarda bulundu:
“Bu konuşulanlara karşı benim ismimin geçtiği tek yer, tek bir kelime yok. Ben bu konuşmalara karşı, ‘eee?’ diyorum sadece. Hicap verici bir durum. Hangi kanıt üzerinden mütalaa ediliyor? Bu durum İstanbul Üniversitesi adına utanç verici. Çok kötü niyetli bir süreç, bu sürece ortak olan herkesi kınıyorum. 17-19 yaşındaki yüzlerce insan için tek bir delil yok, ben oysaki size somut delil sundum. Ekrem İmamoğlu ile ilgili tek bir cümle kurulmadı. Hukuk beni korur kavramı önemli. 19 yaşındaki Ekrem İmamoğlu yargılanıyor burada.
Bu savunmalar karşısında insan gerçekten üzülüyor. Çünkü ne yapıldığını çok iyi biliyoruz. Olasılıklar üzerinden, varsayımlar üzerinden bir savunma kurulmaya çalışılıyor. Oysa benim sunduğum belgelerde, beyanlarımda tek bir yabancı kelime dahi yok, tek bir muğlak ifade yok. Olmayan şeyler var. Uydurulmuş iddialar var.
Daha önce de söyledim; şu evrakların birinin köşesi yırtık olsaydı, onu bile aleyhime delil yaparlardı. Böyle bir psikolojiyle karşı karşıyayız. Ben idareye doğruyu anlatabilirim Sayın Başkan, anlatırım da. Ama mesele anlatmak değil; mesele dinlemek istemeyen bir anlayışla karşı karşıya olmamız.
Usule aykırı olan ben miyim? Soruyorum. Benimle ilgili somut, belgeli, tek bir cümle yok. Buna rağmen icat edilen iddialar var. Bu utanç vericidir. Gerçekten çok ayıptır.
Burada sanki 1988, 1989, 1990, 1991 yıllarında İstanbul Üniversitesi’nde görev yapan akademisyenler, yöneticiler, kurullar ve onların imzaları yokmuş gibi davranılıyor. Ben mi görmüyorum bu insanları? Kim yargılanıyor burada? Hangi işlem tartışılıyor? Hangi somut hukuka aykırılık ortaya konuluyor?
“Bu, İstanbul Üniversitesi adına da utanç verici”
Sunulan örneklerin tamamı, benim yatay geçişimden sonraki dönemlere ilişkindir. Bu, İstanbul Üniversitesi adına da utanç vericidir. Ne yazık ki bu utanç verici işlemler zinciri sürdürülmektedir.
Ben, kötü niyetli bir sürecin içinde bırakılmış bir insan olarak; bu sürece bilerek ya da bilmeyerek alet olan herkesi kınıyorum. Gerçekten kelime bulmakta zorlanıyorum. Çünkü ‘Adalet mülkün temelidir’ diyen bir anlayışın önünde, adaletin bu kadar örselendiğine tanıklık ediyoruz.
17, 18, 19 yaşındaki yüzlerce gencin koşarak, umutla yaptığı başvurular üzerinden; yıllar sonra ‘şöyleymiş, böyleymiş’ denilerek geriye dönük ithamlar üretiliyor. Oysa ortada tek bir somut delil yok. Sadece uydurma iddialar var.
Ben size somut belgeler sundum. Ama Ekrem İmamoğlu’nun sunduğu bu belgelerle ilgili tek bir cümle dahi kurulmadı. Şunu hatırlatmak isterim: Adalet, devlet gücünün tek meşru kaynağıdır.
Bu karar yalnızca beni ilgilendirmiyor. 35 yıl boyunca mezun olmuş insanlar var. Bu diplomalarla görev yapmış akademisyenler var, yöneticiler var, hâkimler, savcılar var. Onların verdiği kararlar ne olacak? Mezun ettikleri öğrenciler ne olacak? Bir vatandaş olarak soruyorum: Bu yol nereye varacak?”



