Son zamanlarda sıkça duyduğumuz, izlediğimiz ergen krizlerinde ağırlıklı olarak çocuklarımıza yüklendik. Onları doyumsuz, tembel, eğlence düşkünü ve zaman zaman saygısız olmakla itham ettik.
Ah bu yeni yetme çocuklar dedik… Peki çocuklarımızı bu hale biz getirmiş olabilir miyiz? Çevremizde ve medyada son zamanlarda sıkça duyduğumuz ebeveyni ile ölçülerin fazlaca dışında çatışan, büyüklerine şiddet uygulamaya kalkan, yalan söyleyen ve hatta şiddetin boyutunu aşıp bıçak, silah çeken çocuklar…
Gelin biraz geçmişe gidelim çocuklarımızın çocukluğuna… Dünyaya geldiği andan itibaren tüm dünyasını çocuğa göre şekillendiren, çocuğu ailenin merkezine koyan,helikopter anne ve baba olarak nitelendirdiğimiz ebeveyn örnekleri ile dolu çevrelerimiz. Aile içinde imkanlar ve imtiyazlar bu kadar geniş olunca bu ailenin patronu benim diyor çocuk haliyle çünkü doğduğu andan itibaren ona bu aşılanıyor. Tabi sunulan şartlar va tanınan imtiyazlar bu kadar çok olunca ebeveynin beklentisi de bu yönde büyük oluyor çocuktan.
Diyor ki ebeveyni; “okulda başarılı olacaksın, en iyi okulları kazanacaksın, bizi gururlandıracaksın, sen bu ailenin gurur kaynağı olacaksın…” Bir çocuk düşünün 16-17 yaşına gelene kadar hiç sorumluluk almamış, hiçbir işi bitirememiş, hatta okuluna bile tek başına gitmemiş… Ebeveyni tarafından okul kapısına bırakılan ve alınan, evin içerisinde ve yakın çevresinde hükümdarlık süren, ailesinin refahına hiçbir katkısı olmayan sadece ailenin refahından yararlanan bir çocuk!
Peki ne oluyor sonra büyüyor bu çocuklar dış dünya ile tanışıyorlar ve sorumluluk almaları gerekiyor, en azından ebeveynlerinin beklentilerini karşılayacak kadar sorumluluk almaları gerekiyor. İşte işin rengi burada değişiyor. Bu yaşa gelene kadar hiçbir sorumluluğu olmayan deyim yerinde ise paşa gibi yaşayan (çocuklara kullanılan paşam/ prensesim sözlerini de hiç doğru bulmuyorum çünkü cocukta bencillik ve narsizm duygularını tetikliyor) çocuklarımız bunalıyor, sorumluluk almak istemiyor, okula gitmek istemiyor. Aile de bastırınca isyan ve çatışmalar başlıyor.
Peki bu senaryoda hata çocukta mı yoksa bu çocuğu yetiştiren ebeveynlerde mi? Bu konu üzerinde biraz düşünelim…
Elbette çocuklarımız çok kıymetli,biz onları en iyi şekilde yetiştirip vatana kazandırmak ile mükellefiz ancak bu demek değil ki onları sınırsız imkanlar ile donatacağız, sorumluluk vermeyeceğiz,her isteklerine olumlu yanıt vereceğiz… Hiç unutmamamız gereken bir şey var ki o da şudur; iyi bir evlat yetiştirmenin sırrı çocuklarımızı koşulsuz sevmekten, hayallerine ve isteklerine saygı göstermekten ve onlara sorumluluk vermekten geçer.
İyi ebeveyn çocuğu ile aynı evde yaşayan, çocuğuna sınırsız imkanlar sunan ve hatta kendi sınırlarını hiçe sayarak hayatını çocuğa adayan ebeveyn değildir. İyi ebeveyn hem kendi hem de çocuğunun hayatında denge kurabilen, çocuğunu dinleyen, hayallerine destek veren, sorumluluk yükleyen ve koşulsuz seven ebeveyndir. Bunları başarabilirsek hem ruhen hem de zihnen sağlıklı çocuklar yetiştirebileceğimize olan inancım tamdır.

