Türkiye’nin doğusu, dağların ve sessizliğin hüküm sürdüğü topraklar… Ama bazen bu sessizlik, yerin derinliklerinden gelen bir homurtuyla bozulur. İşte 31 Mayıs 1946 sabahı da öyle bir gündü. Saat 05.12’de Muş’un Varto ilçesi ve Erzurum’un Hınıs çevresi, tarihine kara bir not düşecek kadar sarsıldı.
Yeryüzü titrediğinde insanlar uykudaydı. Kimisi uyanmaya bile fırsat bulamadı. Birkaç saniye süren ama etkisi nesiller boyu süren bu deprem, 839 canı bizden aldı. Evler yıkıldı, köyler sessizliğe gömüldü. En acısı da, bu ölümlerin çoğunun alın teriyle yapılmış kerpiç evlerin altında kalmasıydı.
Bu bölge, Doğu Anadolu Fay Zonu’nun tam kalbinde yer alıyor. Yani bu coğrafya sarsıntılara yabancı değil. Ama 1946’daki bu deprem, bölgede yapı güvenliği konusunda ilk kez ciddi şekilde düşünülmesi gerektiğini acı bir şekilde öğretti. Ne yazık ki bu ders, yıllar sonra aynı bölgeyi 1966 Varto Depremi vurduğunda tekrar hatırlandı.
1946’da yollar kapalıydı, iletişim zayıftı, yardımlar geç ulaştı. İnsanlar hem sevdiklerini hem de yaşadıkları köyleri toprağa gömdüler. Belki de bu yüzden 31 Mayıs, ulusal belleğimizde çok fazla yer etmedi. Oysa bu tarih, sadece bir sarsıntının değil, dayanışmanın, ihmalkârlığın ve unutulmuşluğun da tarihidir.
Bugün büyük şehirlerde depreme dayanıklı yapılar, afet planları ve teknolojik sistemler konuşulurken, 1946’daki Varto’nun yalnızlığını unutmamak gerek. Çünkü afet sadece bina yıkmaz; hazırlıksız bir toplumun yüreğini de paramparça eder.
Bugün 31 Mayıs. Aradan 79 yıl geçmiş. Belki o topraklarda hayat yeniden yeşermiştir. Ama o sabahın soğuk ve acı rüzgârı hâlâ Anadolu’nun doğusunda bir yerlerde esiyor.
Ve biz, her yeni güne başlarken unutmayalım: Depremler değil, ihmaller öldürür.

