Tarih boyunca öyle isimler vardır ki, onların cesareti zamanın tozuna karışmaz, unutulmaz. Onlardan biri, Erzurum’un ayazında, Aziziye Tabyası’ndan yükselen çığlıklarla uyanan bir anneydi. Henüz genç yaşında, kucağındaki bebeğini beşiğe bırakıp, eline satır alarak cepheye koşan o yürekli kadının adıydı bu: Nene Hatun.
1857 yılında Erzurum’un Çeperli Köyü’nde dünyaya gelen Nene Hatun, Osmanlı’nın en buhranlı dönemlerinden birinde, 93 Harbi’nde (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) milletinin kaderini değiştirenlerden biri oldu. Rusların Aziziye Tabyası’nı ele geçirdiği haberi, halkı sarsarken, Nene Hatun hiç düşünmeden harekete geçti. Silahı yoktu, ama kalbinde yanan ateş, top tüfekten güçlüydü.
Kadın, erkek, genç, yaşlı demeden Erzurum halkı tek yürek oldu. Ellerinde baltalar, kürekler; yüreklerinde vatan sevgisiyle Aziziye’ye yürüdüler. Nene Hatun, savaşın ortasında korkusuzca savaşarak Türk kadınının cesaretini ve fedakârlığını sembolleştirdi.
Savaş bitti, imparatorluk tarihe karıştı. Ama Nene Hatun’un adı unutulmadı. Cumhuriyet döneminde ona “Üçüncü Ordunun Nenesi” unvanı verildi. Hayatı boyunca gösterdiği duruş, gelecek nesillere bir kahramanlık dersi oldu.
22 Mayıs 1955’te, doğduğu topraklarda hayata veda etti. Ancak ardında bıraktığı kahramanlık destanı, hâlâ dilden dile aktarılıyor.
Bugün Aziziye Tabyası’na bakarken yalnızca bir tarihi yapıya değil, bir annenin cesaretiyle yazılan bir milletin direnişine tanıklık ederiz. Çünkü Nene Hatun, sadece bir savaşçı değil; Türk kadınının onurunun, gücünün ve vatan sevgisinin yaşayan simgesidir.

