Hayat bir yolculuktur ve bu yolculukta karşımıza çıkan insanlar, tıpkı mevsimler gibi değişir. Ancak bir farkla: Mevsimler ne kadar dönüşse de, her biri kendi özgünlüğünü taşır. Oysa insanlar, bazen geçici menfaatler, bazen de içsel değişimlerle, ilk tanıdığımız halinden çok uzaklaşabilir. Bu dönüşüm, ne yazık ki çoğu zaman güveni zedeler, insan ilişkilerini ve toplumsal değerleri sorgulatır hale getirir.
Geçmişi hatırladıkça, her şeyin bir anlamı, bir kıymeti vardı. Sevgi, dostluk, muhabbet; belki de bunlar, bir zamanlar en değerli hazinelerimizdi. Bugünse bunlar çoğu zaman sözcükten ibaret kalıyor. İnsanlar, birbirine daha yabancı, daha çıkarcı bir biçimde yaklaşıyor. Oysa bir zamanlar, “iyi insan” olmanın anlamı vardı, dostluklar fedakarlıkla beslenirdi. Bugünse “değer” kelimesi, çoğu zaman kişisel çıkarlar ve geçici ilişkilerle şekilleniyor.
Gerçekten düşündüğümüzde, değişen sadece insanlar mı? Yoksa biz mi zamanla bu değişime ayak uydurduk? Teknolojinin hızla ilerlediği, dünya üzerindeki iletişimin neredeyse anlık olduğu bir dönemde, insana dair değerler hızla değişiyor. Bir zamanlar bir kişinin sözü, bir el sıkışma, gözlerdeki samimiyet güvenin teminatıydı. Bugünse belki de tek teminat, karşılıklı çıkarların ne kadar uyuştuğu ve kimsenin kimseye ne kadar ihtiyacı olduğu.
Ancak unutulmamalıdır ki, tıpkı ağaçlar mevsimlerin soğuğunda kuruyup kaybolsa da, zamanla yeniden yeşerirler, filizlenirler. İnsanlar da bu soğuk zamanlardan geçer, zaman zaman unutulur, yalnızlaşır ama özleri ve değerleriyle bir gün yeniden değer bulabilirler. Ancak bu değerlerin yaşatılması, sadece bireysel bir sorumluluk değil, toplumsal bir gerekliliktir.
Çünkü insanlar, hem acıları hem de sevinçleri paylaşarak birbirlerine birer gölge olurlar. “Hava soğuyunca gölge veren ağaçlar unutulur,” derken tam da bunu anlatıyoruz aslında. Zor zamanlarda yanımızda olmayan, ihtiyaç anında desteğini esirgemeyen insanlar, zamanla hayatımızdan silinir. Oysa dostluk, sadece zor günlerin değil, her anın ortak paydasıdır. İşte bu yüzden, değerlerimizi yalnızca “işi bittiğinde” hatırlamak değil, her zaman yaşatmak gerekir.
Mutluluk ve huzur, dışarıdan beklenen bir şey değil, insanın içinden doğar. İçimizdeki değerleri, empatiyi, saygıyı, sevgiyi ve insanlık onurunu beslemek, her şeyin önündedir. Belki de esas mutlu olmanın yolu, başkalarının da mutluluğunu görebilmeyi bilmekten geçer.
Ne mutlu insanlık değerlerine sahip çıkanlara. Çünkü onlar, toplumun temellerini güçlendirir, geleceği daha güvenli kılar.
Huzurlu ve değerlerle dolu bir hafta dilerim.

