Ortadoğu’da her ateşkes, savaşın yeni bir perdesine hazırlık gibi görünüyor. İsrail ve Hamas arasında varılan son anlaşma da bundan farklı olmayacak. Bu ateşkes Filistin halkının maruz kaldığı zulmü sona erdirmiyor. Sadece Rehine takası ve kısa süreli bir sükûnet sağlayacak. Çünkü bu bir barış anlaşması değil, sadece savaşın temposunu ayarlayan bir ara verme durumu.
Uluslararası Ceza Mahkemesi eski Başsavcısı Luis Moreno Ocampo’nun da belirttiği gibi, Gazze’deki abluka bir soykırım eylemi olarak tanımlanmıştır. İsrail, havadan ve karadan sürdürdüğü saldırılarla yalnızca Filistinlilerin yaşamını değil, aynı zamanda insanlık onurunu da hiçe saymaktadır. Savaşın durduğunu sanan dünya, Gazze’de açlık, yoksulluk ve umutsuzluğun derinleşen krizine gözlerini kapatmaktadır.
İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’in “Huvvara köyü yeryüzünden silinmeli” sözleri, İsrail yönetiminin barıştan çok, Filistin topraklarını ve halkını ortadan kaldırmaya yönelik bir strateji izlediğini açıkça ortaya koyuyor. Aslında tam karşılığı soykırım.
Bu ateşkesin gölgesinde, Gazze’de yaşayan insanlar en temel insani ihtiyaçlardan dahi mahrum bırakılıyor. Evlerini, okullarını, hastanelerini kaybeden Filistin halkı için herhangi bir tazminat ya da yeniden inşa planı bulunmuyor. Hayatta kalanlar, yıkıntılar arasında yeni bir yaşam kurmaya zorlanıyor. Açlık, susuzluk ve ilaçsızlık, en temel insanı ihtiyaçların yokluğu savaşın bıraktığı en ağır miraslardan biri hâline gelmiş durumda.
Gerçek barış, her şeyden önce işgalin ve zulmün son bulmasıyla mümkün olacaktır. Bugün, Gazze’deki ateşkes ara vermekten öteye geçemez; ancak gerçek çözüm, Filistinli halkın onurlu bir şekilde yaşamasını sağlamak ve işgalin tamamen sona erdirilmesinden geçmektedir.

