Türkiye’de demokrasi, özgürlük ve hukukun üstünlüğü, son yıllarda özellikle muhalif belediyelere uygulanan baskılarla defalarca sınandı. Esenyurt Belediyesi üzerinden yaşananlar, adaletin ve hukuk sisteminin iktidarın tahakkümü altına girmesiyle Türkiye’nin demokrasi kriziyle yüzleşmesini gerektiriyor. Esenyurt Belediye Başkanı’nın siyasi görüşleri ya da iktidara muhalefeti nedeniyle tutuklanması, ardından belediyeye kayyum atanması, otoriter yönetim anlayışının en bariz örneklerinden biridir. Bu olay, yalnızca bir bireyin özgürlüğünün gasp edilmesi değil; aynı zamanda toplumsal uzlaşı ve barış arayışlarına ağır bir darbedir.
Türkiye’de iktidar, muhalefeti susturmak, halkın iradesini yok saymak için yargıyı bir sopa gibi kullanmakta. Mahkemeler, bağımsız yargı organları değil; aksine iktidarın taleplerini yerine getiren bir araca dönüşmüş durumda. Bu durum, toplumun adalete ve demokrasiye olan inancını kökünden sarsmakta. Demokrasi, muhalefetin varlığıyla anlam bulur; özgür düşünce ve ifade ise demokrasinin temel taşlarıdır. Ancak Esenyurt örneğinde olduğu gibi, bu temel değerler, otoriter iktidar eliyle yok edilmekte, demokratik siyaset zemini bilinçli olarak yok sayılmaktadır.
Peki, bu karanlıktan nasıl kurtulacağız? Türkiye için gerçek bir demokrasi talebi, artık gecikmiş bir ihtiyaç değil; acil bir zorunluluk haline gelmiştir. Esenyurt pratiğinde gördüğümüz baskı ve yargı garabeti, iktidarın değişmesi ve otoriter yönetimin sona ermesiyle mümkün olacaktır. Bu noktada, toplumsal bir uzlaşı ve erken seçim çağrısı, bir siyasi hamle olmaktan çok ötede; demokrasiye inanan her kesimin sahip çıkması gereken ortak bir hedef olarak öne çıkmaktadır.
Esenyurt Belediye Başkanı’nın hukuksuz bir şekilde tutuklanması, kayyum yönetiminin bir gasp aracı olarak kullanılmasının yanı sıra, tüm toplumun özgürlüğünü hiçe sayan bir darbedir. Kayyum faşizmi, halk iradesinin yok edilmesidir. Demokrasiye inanan tüm güçler, bu duruma sessiz kalmamalı; birleşmeli ve hukuk devletinin yeniden inşası için kararlı bir mücadeleye girmelidir. Bir bireyin haksız tutuklanmasının tüm toplumu etkilediği, hukuk sisteminin iktidarın aracı haline geldiği bu karanlık dönemde, adalet ve demokrasi mücadelesi bir tercih değil, zorunluluktur.
Tüm demokrasi savunucuları için artık harekete geçme zamanıdır!




