Dünyada binlerce yıldır süre gelen farklı inançlar, her inancın kendi içinde de ritüelleri var. Ve her inancın kendi mabedleri de var. İnsanoğlu binlerce yıldır Yaratıcıyı arıyor. Mabedler de ibadet yaparak arıyor, çeşitli ritüellerle arıyor. O’nu hep bir yerlerde arıyor. Havada, toprakta, ağaçta, kuşta…
O her şeydedir, her şey O’ndandır.
İnsanoğlu her daim bilinmezi merak etmiş, bunun için bilimi geliştirmiş, her geçen gün teknolojinin artan imkanları ile de arayışını merakla sürdürmektedir. Bilim dışarda olan biten hakkında sadece fikir vermekle kalır. İlim, bilimi de içine alan çok daha zengin hatta sonsuz diyebileceğimiz kadar büyük bir kütüphanedir.
İnsanoğlunun en fazla merak ettiği Tanrı’dır. Ve yaşamı deneyimlediği beş duyusuyla ulaşamadığı Tanrı’ya bin bir farklı şekilde ulaşmaya çalışır. Anlaşılması gereken şudur ki, binlerce kere enkarne olmuş varlıklar hala ulaşamamıştır. Çünkü ulaşmak O’nu kendinden dışarda aramaktır. O sizlerden dışarda bir yerlerde değildir. Aksine O sizin içinizdedir. Şah damarınızdan daha yakın olanı, insanoğlu ezberletilmiş yalan yanlış bilgilerle her daim kendinden uzaklarda aramaktadır. Bu sebepledir ki hiçbir zaman O’na kavuşamamıştır.
Bir ben var bende, benden içeri… Aynen böyledir. O sizin içinizde olandır. Peki neden insanoğlu binlerce yıldır bunca çırpınmasına bunca aramasına rağmen O’nu bulamamıştır? Çünkü kendinde olanı değil, öğretilmiş olanı aramaktadır.
Dünya gürültülü bir gezegendir ve insan zihni de öyle. Bu gürültü öyle fazla ses çıkarmaktadır ki, insan içinde ki o naif sesi duymamaktadır. Oysa O her insanın içinde var olan ve arayandır. İnsanın aradığı da aramaktadır. Sen ve o madem birbirinizi arıyorsunuz neden kavuşamıyorsunuz? Bazıları bu sorunun cevabını vuslatta diyerek verir çünkü birçok dini bilgi bunu öğretti. Oysa ölmeden ölmeyi becerebilenler Hakikati kucaklayabilirler.
Nedir ölmeden önce ölmek…?
Susmak ve yoldan çekilmek.
Bir isim ve beraberinde bir kişilik ile tanımlanan insan, bu benlik zannından kurtulup sustuğunda gerçek benliğine ancak kavuşabilir.
Tanrı, sessizliğin sesidir. Ancak insan kendini susturduğunda Tanrı kendisiyle konuşacaktır. Siz Tanrı’ya gidemezsiniz, hiçbir mekanda O’na ulaşamazsınız. Ancak ve ancak benliğinizi susturup, tüm hissiyatınızı serbest bıraktığınızda, O davetinize icabet eder.
Unutulmaması gereken şudur ki, burada şeytan da iş başında olacaktır. Lucifer, ışığı verendir ve bu süreçte sizinle oyunlar oynayacaktır. Bir takım yeteneklerinizi kullanmanıza izin verecektir. Öz’ünüzde var olan ve her insanda olan bu yeteneklerle egonuzu süsleyecektir. Siz de Tanrı’ya yaklaştığınızı düşünecek ve bu yeteneklerinizi diğer insanlar üzerinde kullanacaksınız. Bugün birçok “spiritüel”, “medyum”, “şifacı” vs gibi… Yeteneklerinizi kullanmak, başka insanlara şifa vermek kötü müdür? Elbette değildir. Varoluş amacının %51’i başkalarına hizmet etmek olduğuna göre son derece kutsal bir görevdir şifacılık. Ancak hangi amaçla kullanıldığı önemlidir. Tanrı’nın işine müdahil olduğunuz her alanda lucifer’a hizmet ediyorsunuz ve bunun farkında olmayan niceleri Tanrı ile kendini pazarlamakta!
Burada ki soru şu olmalı… İçimde ki Tanrı ile irtibatta olduğumu nasıl anlarım?
Tanrı sessizliğin içinden size seslendiğinde emin olun yaşayacağınız o his daha önce hiç deneyimlemediğiniz bambaşka, tüm ezberlerinizin bozulduğu his olacaktır. Sonsuz bir huzur, mutluluk, güven… İnsana dair bildiğiniz ne kadar duygu varsa hepsinin üzerinde hissedeceğiniz duygu yağmurudur O.
Tek yapmanız gereken susmak ve sessizliğe teslim olmak.
Sevgimle.
Sen O’na gidemezsin, O sana gelir…
0
Paylaş

